Mahkeme Kararı ve İçinden Çıkamadığımız Fasit Daire
Edildiği söylenen hakaretin hukuki karşılığının bu kadar ağır olup olmadığını bilmiyorum. Bir yığın benzer örnek gözümüzün önünde cereyan etti. Kimler kimlere ne kadar ağır hakaretlerde bulundular. Bana kalırsa, zorlamadığınız sürece buradan böyle bir “hukuki” sonuç çıkmaz!
Yine bana kalırsa, bu karar “bir merkezden” alınmış gibi duruyor. Fakat bu merkezin iktidar olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu akla, mantığa aykırı duruyor. Siyasi kariyerini kendi elleriyle bitirecek kadar politik meziyetten yoksun bir figürü, tam da siyaseten iflas ettiği, işleri eline yüzüne bulaştırdığı anda neden politik yasaklı hale getirip kahramanlaştırasınız? Neden ona uğraşsa bile elde edemeyeceği bir “mağduriyet” hikayesi armağan edesiniz ki?
Kararın arkasındaki güç, Kemal Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanlığı yarışında ekarte etmek isteyen, muhalefet içinden bir hizip olabilir. Böyle düşünmek için haklı nedenler var. Daha 3 Aralık’ta, Kılıçdaroğlu’nun uluslararası danışmanlarla birlikte adaylığını zımnen açıkladığı programı konuşuyorduk. İngiltere’ye gitmiş, finans çevrelerinden “olur” almış, danışmanlarını “Vizyon Belgesi” programında kamuoyuna tanıtmıştı.
Sadece 10 gün sonra işler bütünüyle nasıl değişti.
Bu arada ne oldu?
Devreye başka uluslararası bir aktör, ya da aktörler mi girdi, bilmiyoruz.
Fakat şöyle bir ayrıntıyı hatırlamakta fayda var.
İmamoğlu 12 Aralıkta İsmail Küçükkaya’nın televizyon programına katıldı. Orada, “İlk seçimde yollayacağız. Hiç tereddütsüz. Bu saatten sonra bu seçimi iktidar kazanamaz” dedi kati bir şekilde ve yineleme ihtiyacı duydu, “İktidar bu seçimi ka-za-na-maz... "
İzleyenler bu kendinden emin halin arkasında ne var diye düşünmüşlerdir muhakkak. Sadece bir gün sonra, bu özgüvenin muhtemel kaynaklarından biri deşifre oldu. ABD’nin yeni İstanbul Başkonsolosu (Kasım’da göreve başladı) Julie Eadeh’i 13 Aralık’ta makamında kabul etti İmamoğlu. Eadeh etkili kariyere sahip bir isim. Daha önce Hong Kong, Daho, Shangay, Beyrut, Kudüs gibi stratejik değeri çok yüksek ülkelerde kritik görevler yapmış… Ve gerçekleştirdiği “yararlı” çalışmalar dolayısıyla defalarca ABD Dışişleri Bakanlığının “Üstün Şeref Ödülüne” layık görülmüş.
O görüşmelerde neler konuşuldu bilmiyoruz. Fakat ABD Büyükelçisi Jeffrey Flake’in
Muhalefet turu atmasından yola çıkarak yeni ABD yönetiminin, bizim muhalefeti adam etmeye çalışarak Erdoğan ’sız bir Türkiye hazırlığı içinde olduğunu söyleyebiliriz.
Bu tür durumlarda Yalçın Küçük’ün zihnimi iyiden iyiye karıştıran o sözü aklıma geliyor ve olup biteni bu söz çerçevesinde değerlendirmeye çalışıyorum. Küçük, şöyle söylemişti bir keresinde: “Türkiye’nin son 150 yılını Yahudiler ile Hristiyanlar arasında yapılan bir savaş olarak görüyorum. Biz Türkler bu savaşın figüranı bile değiliz.”
****
Başkonsolos görüşmesinin hemen ertesi günü mahkeme İmamoğlu ile ilgili kararını açıkladı. İmamoğlu’nun Kılıçdaroğlu tarafından engellenen adaylığı, bürokrasi tarafından ilan edilmiş oldu. Ortada şimdi iki aday var.
İmamoğlu’nun yaşadıklarıyla Erdoğan’ın yaşadıkları arasında paralellikler kuruluyor. Oysa Erdoğan’ın hikayesinin ikna ediciliğine karşılık İmamoğlu’nun hikayesi plastik çiçekler kadar yapmacık duruyor. Bununla birlikte mahkeme kararının İmamoğlu’nun beceriksizliklerinin üstünü örterken kullandığı “ engelleniyorum” söylemine cuk diye oturduğu ortada. Sipariş verseniz ancak bu kadar olur. Bu yüzden muhalefetin İmamoğlu cephesinde yüzler gülüyor. Ak Partinin anketlerde yükselişinin ve muhalefetin kendi medyası tarafından bile beceriksizlikle suçlandıktan gelen bu mahkeme kararı, umut ışığı oldu.
Saraçhanede yapılan programa bakılırsa, bu ışık İmamoğlu’nun gözlerini şimdiden kamaştırmış görünüyor. Belediye önündeki katılıma bakılırsa İstanbulluların bu zoraki kahramanlığa çok da iltifat etmediği açık. Kılıçdaroğlu, “İstanbullulara hizmet etmeye devam edeceksin” diyerek bu oldu bittiyi kabul etmediğini gösterse de İmamoğlu şimdiden bir galibiyet havasına girmiş durumda.
Bu karar 6’lı masanın tüm konsantrasyonunu dağıtabilir. Hatta önümüzdeki günlerde masanın devrildiğini bile görebiliriz.
Gerçekçi olmadığını hatta safdilane olduğunu bile bile şunları söylemek istiyorum. Kaynağı şurası ya da burası olsun fark etmez, siyasete müdahale anlamı taşıyan bu karar bir skandaldır. Siyasi rekabetin içinde yer alan bir figüre, mücadele içinde onu artı ya da eksi anlamda etkileyecek bir dokunuş yapılamaz, yapılmamalı. Bu sadece siyasete müdahale değil, seçmen iradesine, olayların tabii akışına ve ülkenin geleceğine müdahaledir. Ve biz sıradan vatandaşlar olarak bu müdahalelerden bıktık, usandık! Beceriksiz bir siyasinin, sırf birileri ona kontrollü operasyon çekti diye ülkenin başına oturtulmaya çalışılması bir rezalet. 2022 yılında ilkeler, projeler üzerinden değil de hala “mağduriyet” üzerinden siyasi hesap yapılıyorsa, bir arpa boyu yol alamamışız demektir.
Bu ülke yüzyıllardır, müdahalelerle şekillenen bir fasit dairenin içerisinde dönüp, dönüp duruyor. Şayet klişe anlamda bir “geri kalmışlıktan” bahsedeceksek bunun ilk ve en önemli sebebi, bu kahrolası fasit dairenin içinden bir türlü çıkamayışımızdır. Bu fasit daire, ister yerli ister yabancı, kim tarafından hazırlanmış olursa olsun, kahrolasıdır!