“Şehir hastanesi sistemi çöktü”
Lütfen söyler misiniz?
Bu gazetecilik midir?
Dürüst solculara soruyorum..
Ellerini, neyi kutsal biliyorlarsa, onun üzerine koyup söylesinler.
Bu insanlık mıdır?
1960’lı yıllarda, yine Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir haberi, biraz da kendimiz bile yarı yarıya inanarak anlatırız.
“Canım o kadar da değil, belki de maddi bir hata yapılmıştır” diyerek, kendimizi frenleyerek, skandalı anlatırız..
Olay ne?
Bir cami imamının keçisi çalınmış..
Cumhuriyet gazetesi bunu haber yapıyor..
“İmamın keçisi çalındı” şeklinde olması gereken başlık nasıl çıkıyor?
“İmam, keçi çaldı!”
1960’lı yılları geçtik.
2023’e geldik.
“Asrın felaketi” deniyor.
“Kaydedilen kısa aralıklı ardı ardına gerçekleşen iki ayrı depremlerden en büyüğü” deniliyor..
“Adıyaman’da bina kalmadı” deniyor..
“Gaziantep’te bir ilçenin yarısı yok olmuş” deniyor..
“Hatay dümdüz” deniyor..
Evet, biliyorum, ifadeler biraz abartılı..
Üç bina yıkılmış, yanındaki 4 bina duruyor..
İki bina ters dönmüş.. Yanındakiler duruyor..
Ama tablo şimdiye kadar yaşadığımız büyüklükte..
Vefat sayımız 31 bini aştı..
Yıllardır sürekli tartışıyorduk..
“Depremde şu apartman yıkılır, anlarız da.. Hastane nasıl yıkılır?”
Soruyorduk: “Şu işhanı yıkılmış da, küçücük çocuklarımızı emanet ettiğimiz, devletin yaptırdığı okul nasıl yıkılır?”
Anlamaya çalışıyorduk:
“Tamam kardeşim, mahalleden yetişme müteahhitimizin yaptığı bina yıkılır da, güvenliğimizi teslim ettiğimiz polisin bulunduğu karakol nasıl yıkılır?”
Dünkü Akit’te ve birçok medya organında vardı..
Depremin yıkıma yol açtığı tüm illerde yapılmış TOKİ evleri, herhangi bir zarar görmemiş..
Büyük yıkım olmayan Kilis’i, Elazığ’ı geçelim..
Kahramanmaraş’taki, Hatay’dakiler dahi, herhangi bir zarara uğramamış..
Bu güzel bir çalışma değil mi?
Bir başarı değil mi?
Sadece TOKİ evleri değil..
Son yıllarda yapılan ve sağlıkta büyük bir dönüşümün adresi olan şehir hastanelerinde de bir tehlike sözkonusu değil..
Ki; o şehir hastaneleri yapılırken, ne kıyametler kopartıldı..
“Müteahhitlere para kazandırmak için, gereksiz yere hastane yapılıyor” algısından başlayın..
Ne yalanlar, ne ahlaksızca iftiralar..
Hatay’da bir özel hastanenin iki bloğundan birisi, tümü ile olmasa bile, bir katı çökmüş.. Kısmen yan yatmış. Diğer blok için bir şey diyemem, ama bir blok, o hali ile mümkün değil, kullanılamaz durumda..
Ama “Hatay şehir hastanesi yıkıldı” diye nasıl söylersiniz?
Nasıl yazarsınız?
Bu ahlaksızlık değil midir?
Yine Mersin Şehir Hastanesi için, depremin hemen ertesi günü yapılan algı operasyonu..
“Mersin Şehir Hastanesi depremde kullanılamaz hale geldi...” ile başlamışlar..
Altını çizerek, namussuzluğun derecesini size aktarıyorum:
“Mersin Şehir Hastanesi ortadan ikiye ayrıldı, hastalar tahliye ediliyor” ile devam ettiler..
Henüz daha tam olarak kaç bin vefatımız var bilmiyoruz.. Dolayısı ile depremin büyüklüğünü anlayabilmiş değiliz..
Bu haberin çıktığı gün, hiçbir şey bilmiyoruz..
Sadece, “Hatay dümdüz. Adıyaman’da bina kalmamış” bilgileri ile şaşkın şaşkın etrafımıza bakıyoruz..
Böyle bir ortamda, “Mersin Şehir Hastanesi ortadan ikiye ayrıldı, hastalar tahliye ediliyor” diye başlık atılıyor..
Başörtü düşmanlığı ile kendisini tanıdığımız Cumhuriyet yazarı Zülal Kalkandelen, “Depremi hisseden Mersin’de çatlayan tek bina ise Türkiye’nin en büyük şehir hastanesi diye övündüğünüz beş yıllık Mersin Şehir Hastanesi oldu. Buna ne diyeceksiniz?” diyor..
Titriyoruz..
Endişeleniyoruz..
Korkuyoruz..
Yetkililer açıklama yapıyorlar..
“Hastanede hiçbir sorun yok, sapasağlam duruyor yapı. Dış cephedeki fayanslarda ufak çaplı bir sorun var. Hiçbir hastamız tahliye edilmedi. Edilmesi için bir sebep yok. Hastanede bir tehlike sözkonusu değil.”
Muhataplarımız utanıyorlar mı?
Bizim endişelenmemizin binde biri oranında, “Bu yalanımızı, şimdi bize ....lar.. Haklarıdır.. yaptığımız büyük bir ahlaksızlık” diyorlar mı?
Demiyorlar..
Tükürüklerinizi hazırlayın..
Kime?
Birbirlerini düne kadar komünistlik ve faşistlik ile suçlarlarken, şimdi kol kola giren ikilinin milliyetçi geçinenlerinin çıkarttıkları gazetenin yöneticisine..
Cumhuriyet “Çatlayan tek bina” dedi..
“Yalan yazıyorsunuz, utanmazlar” açıklamasından sonra..
Milliyetçi Yeniçağ manşeti attı:
“Mersin Şehir Hastanesi’nden ‘yıkılmadım ayaktayım’ açıklaması!”
Nasıl vicdansızsınız sizler?
Nasıl ahlaksızsınız..
Bir hastaneden bahsediyoruz.
İnsanların, sağlıklarına kavuşmak için yattıkları, elleri kolları bir anlamda bağlı oldukları bir yapıdan bahsediyoruz..
Onbinlerce insanımızın depremde vefat ettiği süreçte, yalanlarla algı üretmişsiniz, yalanlanmışsınız, şimdi “Yıkılmadım ayaktayım açıklaması” başlığı ile, alay ediyorsunuz!
Bu devlet, bunun hesabını sormaz ise..
Bu savcılar, depremzede insanlarımızın duyguları ile, endişeleri ile böylesine alay edenlerden hesap sormazsa..
Yazıklar olsun, hepimize..
Ve gelelim, “Şehir hastanesi sistemi çöktü” başlığına..
Cumhuriyet’i dünkü birinci sayfasında yer alan bu başlığı okuyunca, ne sanıyorsunuz?
Depremin ikinci, üçüncü gününde yazılan o “şehir hastanesi yıkıldı, ortadan ikiye ayrıldı” başlıkları, bir şehir hastanesi için, gerçek çıkmış, zannediyorsunuz..
Siz, “İmamın keçi çaldığı”na inanmaya devam edin..
10 ilimizdeki şehir hastanelerinin hiçbirisinde, hiçbir sorun yok..
“Bilim” diyerek, “Çağdaşlık” diyerek bize efelenenlerin yapamadıkları, hatta yenileyemedikleri, yıkılan İskenderun Devlet Hastanesi’ndeki gibi içler acısı durumlar onların eseri iken..
Cumhuriyet gazetesinden aktarıyorum, “şehir hastanesi sistemi çöktü” haberinin ayrıntısını:
“İktidarın ‘hayali’ şehir hastanelerinin kullanışsız olduğu, depremde bir kez daha gün yüzüne çıktı. Necip Fazıl Şehir Hastanesi Elbistan’a 151 km., Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi ise İskenderun’a 63,1 km uzakta.”
Sabahtan akşama kadar, depremi konuştuğumuz şu günlerde, binaların çökmesini, yıkılmasını, ölümleri konuştuğumuz şu günlerde, “Şehir Hastanesi sisteminin çökmesi, işte bundan ibaretmiş!
Sizin biliminizin de.. Aklınızın da, vicdanınızın da.. Gazeteciliğinizin de..
Gerisini ben getiremiyorum, .... koyuyorum..