• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI
31 Ekim 2020

“Mesut Yılmaz” diyorum, Davutoğlu dinlesin!

 

İnsanoğlu, kendisine ne kadar çok güveniyor.. Kendisini ne kadar güçlü zannediyor..

Gücünün adeta sonsuza kadar devam edeceğini sanıyor..

Erbakan Hoca’nın başbakanlığının bitirilmesi için darbeci generallerin yaptıkları baskılar..

Kartel gazetelerinin attıkları manşetlerle, Erbakan’ı istifa etmesi için maruz bıraktıkları alçakça iftiralar ve tehditler..

Dün gibi gözümün önünde..

“Nasıl olabilir, insanlar nasıl, göz göre göre, böylesine alçakça işlere imza atabilirler” diye hayret ediyordum..

Anavatan Partisi’nin muhafazakar bir parti olması, 1980’li yılların sonunda, Turgut Özal döneminde üniversitelerde tek tük uygulanan başörtü yasağını, tümü ile kaldırmak için attığı adımları hatırlayıp..

Aynı partinin yeni başkanının, nasıl olup da, başörtü yasağını hayata geçirmek için, görev üstlenebileceğini şaşkınlıkla takip ediyordum..

Erbakan başbakanlığındaki RP-DYP koalisyon hükümetine, 28 Şubat darbecileri tehditler eşliğinde, “İmam hatiplerin orta kısımlarının kapatılması gerektiği” direktifini verdiler..

MGK’da bu yönde karar aldılar..

O tarihlerde, onlarca manşet attık.. Gazetemizdeki hemen tüm yazarlar, “böyle bir hukukdışı baskının, sivil hükümete yapılamayacağı”nı yazdılar, “aksi uygulamanın suç olduğu”nu hatırlatttılar..

Kimse tınlamadı..

Erbakan Hoca, MGK kararı sonrasında, “Bir bakalım, TBMM’ye sevkedelim, meclis ne karar verirse, o olur” diyerek, darbeci generalleri oyaladı..

“Kesintisiz eğitim” diye tanımlanan ve hem imam hatiplerin orta kısımlarının kapatılacağı, hem de ortaokulu bitirmemiş öğrencilerin, Diyanet’in Kur’an kursuna bile gidemeyeceği düzenlemeyi, Erbakan aylarca bekletti..

Darbeci generaller, Erbakan’ın o kanunu çıkarmayacağını gördüler..

Erbakan’ın istifa etmesi, yerine farklı bir hükümet kurulması gerektiğinde karar birliği yaptılar..

Ama..

Bir sorun vardı..

RP, DYP ve dışardan destek veren Muhsin Yazıcıoğlu’nun BBP’sinin toplam sayısı, TBMM’de kanun çıkarılması için gerekli çoğunluğu sağlıyordu..

Erbakan başbakanlığı yerine, RP, DYP ve BBP dışındaki partilerin milletvekili sayıları, kanun çıkarmaya yeterli değildi..

DYP’li milletvekillerini, tehditler eşliğinde, partilerinden istifa ettirdiler..

Dandik bir parti kurdurdular..

Başına Hüsamettin Cindoruk’u geçirdiler..

Tüm bu olaylar yaşanırken, demokrat geçinen Mesut Yılmaz, yine demokrat geçinen Bülent Ecevit, darbeci askerlerle işbirliği yaptı..

DYP’den istifa ettirilen milletvekili sayısı, kurulması planlanan ANAP ve DSP koalisyonunun milletvekillerine eklendiğinde, kanun çıkarma gücüne ulaştığında..

İşaret verildi..

Erbakan’a baskıların dozu artırıldı. “Darbe ya bu Cuma sabahı, ya da diğer Cuma sabahı” söylentileri, kulaktan kulağa fısıldanmaya başlandı..

Bu alçakça tezgahta, biz beklerdik ki, muhafazakar bir partinin genel başkanı, “Erbakan Hoca ile her konuda anlaşamasak bile. Böyle bir baskı sonrasında, onun ayrılması sonrasında kurulacak hükümette ben bulunamam.. Ben siyasi hayatımı, darbecilerle işbirliği yapan bir kişi olarak lekeleyemem” desin..

Ama tam aksi oldu..

“Siyasi hayatıma da mal olsa..” diyerek çıktığı yolda, imam hatiplerin orta kısımlarını kapatan kanunu TBMM’de kabul ettirdi..

Ama 5 sene sonraki seçimde, siyasi hayatı sona erdi..

Tahmin etmişti, siyasi hayatının sona ereceğini..

Ama önemli olan, siyasi hayatın sona erip ermemesinden ziyade..

Bu ülkenin gençlerinin, dini bilgilerden mahrum olarak iki kuşağını kaybetmesi idi..

Hatta üç kuşak kaybedildi..

İmam hatiplerin orta kısmı kapatıldığı gibi, ortaokulu bitirmeyenler, Kur’an kursuna gidemez kuralı da getirildiği için..

14 yaşından küçük hiçbir çocuğumuza, evde öğretmenin dışında, Kur’an öğretemedik..

Bu ihanete imza atılması karşılığında Başbakanlık koltuğuna oturan Mesut Yılmaz, kendisine o günlerde öyle güveniyordu ki..

Adeta küçük dağları kendisi yaratmış gibi (haşa), burnundan kıl aldırmıyordu.

“Bir hesap var” dediğimizde, kulağı duymuyordu..

Gözü görmüyordu..

Tınlamıyordu bile..

Kimsenin vefatı üzerinden, kendimiz dünyaya kazık çakacakmışız gibi bir algı ile, söylem geliştirecek değilim..

Ama, “Hesap var” diye yapılan hatırlatmalara, kulağını kapatanlara da..

Bugünlerde benzer söylemlerle, kendisini küçük küçük dağları yaratan (haşa) büyük insanlar gibi görenlere ders olması için hatırlatayım..

Hepimizin bir gün nefesi kesilecek.

Bu dünyada kulağımızı tıkadığımız herşeyin hesabını vermek üzere, sorguya çekileceğiz..

Güçlü iken, gücümüze güvenerek, mazlumların sesini duymazlıktan gelmemizin hesabını vereceğiz..

Şimdi Mesut Yılmaz, o aşamaya geçti..

Üç kuruşluk koltuk uğruna, dindar insanların haykırışlarını duymazlıktan gelmesinin, şimdi hesabını verecek..

Bize değil, Allah’a hesap verecek..

Eğer bir çıkış yolu varsa..

Duymazlıktan gelerek..

Görmezden gelerek..

“Yarasa” diyerek..

“Siyasi hayatıma da mal olsa” diyerek, efelenerek..

Yapabileceği bir şey varsa, buyursun yapsın.. Bakalım, gittiği yerde, geçer akçe ne?

Bakalım, ordaki hesap, siyasi hayatın sona ermesine mi benziyor?

Yoksa, çok daha büyük bir hesap mı?

Mesut Yılmaz’a söylüyorum ama..

Ahmet Davutoğlu duysun..

Ali Babacan duysun..

Hatta, Temel Karamollaoğlu duysun..

Bu ülkede, dindar insanları zora düşürecek oluşumlar içinde boy göstermeye kalkışanlar duysunlar..

Üç kuruşluk koltuk uğruna..

Dünyanızı mahvetmeyin..

Ahiretinizi mahvetmeyin..

Yanlış gördüğünüzü söyleyin..

Ama sırf kıskançlık uğruna.. Veya size vaad edilen hukuk dışı  tekliflerin şehvetine kapılarak..

Bu ülkeye ihanet etmeyin..

Dindar insanlara ihanet etmeyin..

Hepimiz bir gün toprak olacağız..

Gizlediklerimizi ve açığa çıkarttıklarımızın hepsini, Allah biliyor..

Şu makam verildiğinde alkışladığımız insanlara.. 

“Bir gün aleyhinde konuşursam, yüzüme tükürün” diyecek kadar iddialı konuştuğumuz  yanlışlardan dönün..

Yol yakınken dönün..

Allah, siyasi hayatı da, dünya hayatı da, ahiret hayatı da mahvolmuş olmaktan bizi korusun..

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Akit okuru

5 vakit namazlı, gecesi teheccüdlü, ebvabini de kaçırmayan, günümüz şartlarında dindar bir insandım. Çok ağladım, çok sızlamdım, çok yalvardım ama öğretmenlik mesleğimden bir paçavra gibi atıldım. Hain fetö benim gibi binlerce insanı, devletimizin yöneticilerini, herkesi kandırmıştı,.. Her zaman devletimin yanında oldum, olmaya devam edeceğim. Sayın yazar, dindar hükümetimden şunu rica ediyorum aylarca ;en azından Allah aşkına özel sektörde mesleğimi yapabilsem... Çok şükür ben halen, namazımı kılıyorum, Kuranımı okuyorum, imam hatipliyim ve dindarım. Allah devletimizi korusun, kötü niyetlilere fırsat vermesin. İzmir depreminde vefat edenlere Allah rahmet eylesin, milletimizi bağışlasın. Amin
  • Yanıtla

Selçuk

Kardeşim ağzına yüreğine sağlık
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23