--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İddia doğru ise, paralar hemen iade edilmeli

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
1

İddia şu:

“8 Nisan’da 255 liradan Özata hissesi alınmış, Eylül ayında 4 bin 482 liradan satılmış.”

5 ayda böyle bir kâr mümkün mü?

Değil.

Bu hisse alma ve satma işleminin, AK Parti eski milletvekilinin eşi tarafından yapıldığı ileri sürülüyor.

Kim yaparsa yapsın...

Hak mı?

Değil.

Savunulacak bir yönü var mı?

Yok.

Ayrıntısını bilmiyoruz. İsmini kullanmak için “Şuradan hisse alır mısınız?” denilmiş olabilir. 

Hisseyi aldıktan sonra sahibi farkında bile olmadan, ismi kullanılarak, “Şu şahıs da hisse aldı” denilip suni bir değerleme yapılmış olabilir. 

Bahsi geçen eski milletvekilinin eşinin daha ön planda olduğunu görüyoruz. Eski milletvekilinin ismi de, kocası tarafından kullanılmış olabilir.

Benzer bir konuyu, yine AK Parti eski milletvekili bir bayanda görmüştük.. Kendisinin de tasvip etmediği yanlışlar, eşinin sorumluluğunda olduğu halde, Ak Parti’ye mal edilmeye çalışılmıştı..

Şimdi önümüzdeki olayda da..

Sorumlu kim ise, gerçek ne ise... Hakkında iddiada bulunan herkesin, savcılık kendilerine ulaşmadan önce kamuoyuna yeterli açıklamayı yapması gerekir. 

Eş sorumlu ise, eşin sorumluluğu anlatılmalı..

İsim üzerinden bir istismar var ise, o da izah edilmeli..

Açıklama da yetmez; konuyu fiiliyata da dökmek gerekir.

Mantıken izahı mümkün olmayan bu oranda bir değer artışının herhangi bir açıklaması olamayacağını şimdiden söylemeliyim. 

%50, %70 gibi değerleme rakamlarından bahsetmiyoruz. 

“Konjonktürel olarak şirket hisselerinde bir dönem durgunluk yaşanmış, sonrasındaki ortalamasına bakarsanız, eski dönemle birlikte yorumlarsanız,  çok fazla da bir değerlenme diyemezsiniz” ile geçiştirilecek, tolere edilecek bir değer artışından bahsetmiyoruz.

255 TL’den 4 bin 482 TL’ye çıkıştan bahsediyoruz. 

Ve bunun 5 aylık bir süreç içinde yaşandığından bahsediyoruz..

İddia bu.

Bu iddia doğru ise...

Şimdi yapılması gereken ne?

Bir gün, iki gün falan bekleyerek değil...

“Şu husus da ortaya çıksın, bu hususu da bir değerlendirelim” demeden...

“Savcılık bir araştırma yapsın, şu delil toplansın, bu delile bir bakılsın” denilmeden...

İddia doğru ise...

255 TL’den alınan hissenin dolar, altın, enflasyon ortaklığında bir havuz belirleyip..

Bu havuzdakilerin, ne kadar değer kazandığı belirleniyorsa —diyelim ki %20— onu kendisinde tutup, yani 255 TL’lik hissenin 300 TL olduğunu varsayarak hisse satışı yapıldığı tarihteki değerinden düşülmesi ve kalan 4.500 TL’nin iade edilmesi gerekir. 

Yapılması gereken budur.

Kimseyi savunmuyorum..

İddia yöneltilenlerin en masum oldukları faraziyede yapılması gerekeni söylüyorum..

Ayrıca, bu hisseyi satın alanlar suni değerleme oyunlarının içinde iseler, onun da savcılığa hesabını zaten vereceklerdir..

Ama ilk başta yapılması gereken budur. 

Gerçekten böyle bir yanlış yapıldı ise, haksız kazanç olarak görülen ne varsa iade edilmelidir. 

Süreci birlikte takip edeceğiz.

Belki kandırılan diğer hisse sahiplerinin zararları da, böylece bir miktar azaltılmış olur..

Herkes, en azından ana parasına kavuşmuş olur..

AK Parti’nin CHP’den farkı işte tam da bu olay vesilesiyle bir defa daha ortaya çıkacaktır. 

CHP’liler içlerindeki yanlış yapanları eleştirmedikleri gibi bir de savunuyorlar. 

Çok daha ağır yolsuzluk isnatları sözkonusu olduğunda, o olayları masum işler gibi gösteriyorlar. 

Rüşveti ve ihale yolsuzluğunu sıradan işlemlermiş gibi gösteriyorlar. 

Parti içinde disiplin süreci başlatmadıkları gibi açılmış soruşturmaları “siyasi operasyon” olarak nitelendiriyorlar.

Görelim bakalım; fon yolsuzluğu ile ilgili yanlışı olan kim var ise.. Ceza hukuku anlamında bir katkıları olsa da olmasa da..

Böyle bir haksız kazanç elde etmiş kim var ise, iktidar partisi yöneticilere, yanlışa suskun kalacaklar mı?

Yapılan yanlışın telafisi için ilgililer doğru olanı yapmaya mecbur bırakılacaklar mı, bırakılmayacaklar mı?

Bazı arkadaşlar diyebilirler: “Zaten savcılık bu soruşturmayı yürütürken şaibeli bir alım ve satış tespiti yaparsa, ana parayı bile fona aktarabilir.”

Doğrudur, savcılığın böyle bir uygulama yapmasına da itiraz etmem. 

Muhatapların da, iddialar doğru ise, böyle bir uygulamaya hiç itiraz etmeden kabullenmeleri gerektiğini söylerim.

Peki, CHP’dekiler aynı tavrı kendi belediye başkanları ile ilgili iddialarda dillendirdiler mi?

Belediye başkanlarına, “Aldığınız rüşvetleri iade edin. Bakın, rüşvet olmayan konuda bile, hisse senedinin değer kazanmasında bile ‘böyle bir kazanç yok, bu tartışmalıdır, iade edin’ çağrısı yapılıyor. Biz de sizlerin, belediye başkanı olduktan sonra oluşturduğunuz hayat standardına bakarak, rüşvet verildiğini iddia edenlerin beyanlarına bakarak, hem partinizi lekelememek için hem de savcılığın soruşturmasını zora sokmamak için yargıya bu yardımı yapmanızı öneriyoruz” diyebildiler mi?

Tanju Özcan’ın kesilmeyen kurban için toplanan paralarla ilgili yolsuzluk iddialarından başlayın, baklava kutularında alınan ve Özgür Özel’in “büyük utanç duydum” dediği rüşvetlere kadar... 

Belediye kasasından özel pavyonda çalıştırılanların maaşlarının ödetilmesine kadar...

Hangisinde bir CHP’li çıkıp, “Muhataplar ya konuyu açıklamalı, ya haksız kazanımlarını iade etmeli, biz de zaten ilgili kişileri, hemen kapının önüne koyuyoruz” diyebildi?

Ekrem İmamoğlu’nun Sarıyer gibi lüks bir yerdeki iki villası için, hangi CHP’li bir çağrıda bulundu..

“Böyle bir saçmalık olmaaz. 500 milyon TL değerinde iki villa, 15 milyon TL’ye alınmış olamaz” kim dedi..

Ekrem İmamoğlu’nun bu olayı izah etmesi gerektiğini, hangi partili yönetici söyledi?

Bırakın bunu söylemelerini.

Hani, suskun kalsalar..

Bu bile beki, “Gerçeği bilmedikleri için, cesur bir çıkış yapamadılar” şeklinde savunma bahanesi  olabilirdi..

Ama suçları savunmaya kalktılar.

“Cumhurbaşkanı adayı olduğu için, siyasi operasyona muhatap oldu” dediler..

Bugün hâlâ aynı savunmayı yapmaya kalkıyorlar..

Şunu da belirtelim, eski milletvekilinin veya eşinin, iddia edildiği şekilde bir yanlışı var ise, bu gazeteciler tarafından, muhalif partiler tarafından değil..

Ekrem İmamoğlu dahil olmak üzere,. birçok belediye başkanına soruşturma açan savcılar tarafından yapıldığını da hatırlatalım.

Bu savcıların operasyonuna, bizim “siyasi operasyon” yakıştırması yapmadığımızın da altını çizelim..

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle