--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

KIZILDENİZ VE NİL EKSENİNDE YENİ GÜVENLİK HATTI: EMPERYALİST KUŞATMAYA KARŞI AFRİKA’DAN YÜKSELEN SES

Ali Coşar
Ali Coşar
0

Dünyanın gözü Yemen’deki Husilerin Suudi Arabistan başkentini hedef alan eylemleriyle çalkalanırken, küresel medyanın ardına sakladığı çok daha büyük ve sinsi bir jeopolitik deprem Kızıldeniz’in batı yakasında ve Nil havzasında yaşanmaktadır. Washington ve Batılı başkentlerin yanı sıra Siyonist rejimin Doğu Afrika ve Kızıldeniz’i dizayn etme çabalarına karşı, bölge ülkelerinden tarihî bir hamle geldi. Mısır, Sudan, Eritre ve Somali’nin El-Alameyn Zirvesi’nde ilan ettiği ortak irade, yalnızca diplomatik birer temenniden ibaret değil; emperyalist planları boşa çıkarmaya aday yeni bir bölgesel güvenlik ekseninin habercisidir.

Küresel Çatışmaların Gölgesinde Kızıldeniz’in Stratejik Önemi

Husilerin Babülmendep Boğazı ve çevresinde tırmandırdığı gerilim, küresel ticaret yollarını felç ederken Süveyş Kanalı üzerinden ekonomisi sarsılan Mısır’ı ve bölge devletlerini doğrudan harekete geçirdi. Kızıldeniz’e erişim meselesi, artık sadece ticaret gemilerinin geçiş güvenliği değildir. Askeri üsler, liman işletme imtiyazları ve stratejik boğazlar üzerinden yürütülen nüfuz mücadelesi, bölge ülkelerinin varlık-yokluk meselesine dönüşmüştür.


Etiyopya’nın Rönesans Barajı (GERD) üzerinden Nil sularını bir silah olarak kullanma hamleleri ve denize çıkış bahanesiyle egemenlik haklarını ihlal etme girişimleri, Kahire’nin güneyden ve doğudan kuşatılmak istendiğini açıkça göstermektedir. İç savaşın enkazı altındaki Sudan’ın toprak bütünlüğünün hedef alınması ve İsrail tarafından Somali’nin Somaliland üzerinden parçalanmaya çalışılması da aynı Siyonist-emperyalist aklın ürünüdür.

El-Alameyn’de Kurulan “Egemenlik Kalkanı”

İşte bu karanlık senaryolara karşı Mısır, Sudan, Eritre ve Somali liderlerinin imzaladığı bildiri, bölgenin kaderini dış güçlerin insafına bırakmayacaklarının ilanıdır. Bu yapıyı şimdiden tam teşekküllü bir “savunma paktı” olarak okumak erken olabilir; ancak ortak tehdit algılarını diplomatik koordinasyona dönüştüren güçlü bir istişare ve güvenlik ekseninin doğduğu su götürmez bir gerçektir.

Bu dörtlü yakınlaşmanın hedefi, Kızıldeniz’in uluslararası monopollerin veya emperyalist donanmaların arka bahçesi değil, doğrudan kıyıdaş devletlerin sorumluluğunda ve egemenliğinde yönetilmesidir.


Emperyalizmin Maşalarına Karşı Stratejik Bir Uyarı

Bu gelişmeler okunurken, arkadaki asıl aktörleri ve planları ıskalamamak gerekir. İsrail’in Somali’yi (Puntland ve Somaliland ekseninde) parçalama, parça parça etme politikaları ile Etiyopya ve Uganda üzerinden Doğu Afrika’daki etkisini genişletme çabaları, bölge barışının önündeki en büyük tehdittir. BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesinin çıkarcı politikaları karşısında, İslam dünyasının ve bölge ülkelerinin kendi göbeğini kendisinin kesmesinden başka şansı kalmamıştır.

Ankara’nın bu süreçteki rolü hayati önem taşımaktadır. Türkiye; Somali ile kurduğu güçlü savunma ve kardeşlik bağlarını, Afrika Boynuzu’ndaki diplomatik ağırlığını ve dengeli arabuluculuk vizyonunu bu süreçte çok boyutlu işletmelidir.

ASSAM’ın ve akil stratejistlerin işaret ettiği gibi: Bölgede yeni bir güvenlik ekseninin doğma potansiyeli çok yüksektir. Bu yapının kalıcı bir pakt haline gelmesi veya gelecekte İslam dünyasının ortak güvenliğini tesis edecek “Mekke Savunma İttifakı” vizyonuna eklemlenmesi, liderlerin ortak iradesine ve kurumsal derinliğe bağlıdır. Kızıldeniz’in suları, emperyalistlerin strateji masalarında değil, kıyıdaş Müslüman halkların kardeşliği ve direnişiyle özgürleşecektir.

Ali Coşar Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle