Moloz yığınında bulunan Filistinli futbolcunun ayağı (2)
Moloz yığınında bulunan Filistinli futbolcunun ayağı (2)
Ahmet Gülümseyen
(*) “Filistin’de özellikle Gazze’de sekiz aydır devam eden soykırıma herkes şahit… Bombardımanlar halen devam ediyor… O topraklarda yaşanan otuz gerçek hikâye. Ekranları dolduran tüm sahneler gözlerinin önünde geçecek. Okuyacaksın, ağlayacaksın, yardıma koşmanın çaresizliğiyle yüreğin sızlayacak. Ama unutamamak için mutlak okumalısın. Filistin’de… çocukların neslinin tükenmesiyle birlikte çocukluk silindi. Evet artık çocuk yok. Çocuklar şehitliğini bekleyerek vasiyetlerini yazıyorlar. Onlar şöyle diyor: ‘Biz Filistin’de yaşlanmaya fırsatımız yok. Bombalar altında, keskin nişancıların hedefinde ya da açlıktan; her an, her yerde ölebiliriz.’ İnfazı ertelenen Çocuklar, yaşananları anlatan bir tarih kitabıdır ve onu silmek istiyorlar… Tarihin silinmeyeceğini bilmiyorlar…
Dinle, ey doyumsuz despot zalim. Ey dostu karanlığın, düşmanı hayatın. Korumasız bir halkın iniltileriyle alay ettin. Ellerini insanların kanına buladın. Hep varoluşun güzelliğini bozmaya çalıştın. Gam dikenleri serptin, her köşe buzağına. Yavaş ol, sakın aldanma bahar ayrına. Gökyüzünün berraklığına, sabahın aydınlığına. Kara bulutlar dolaşıyor uzak ufuklarda. Kulak ve göz gürültüsüne, fırtınalara. Unutma ki sen külü eşeledin, koru ateşledin. Elbette ki rüzgar eken fırtına biçer. Nice canlara kıydın bir düşünsene. Umut çiçeklerini soldurdun her yerde. Toprağı boydan boya kanla yoğurdun. Kendinden geçene kadar göz yaşına boğdun. Kanla oluşan seller seni de alıp götürecek. Yanan yüreklerin ateşi seni de yakacak! Ebu’l-Kasım Eş Şabi…
SİYONİSTLER BİZLERE, KUVÖZDE BİLE ACIMADI
“İki gün önce benimle birlikte Aişe adında zayıf bir kız çocuğunu daha kuvöze koydular… Aişe benden 3 gün daha büyüktü. Çeşitli yerlerinden yaralanmıştı. Ayrıca göğüs kaslarında yırtılma ve kolunda kırık vardı. O hızla nefes alışverişleri arasında bana evlerinin siyonist bombardımanı neticesinde yakıldığını ve bütün ailesini kaybettiğini söyledi… Bizi birbirimize bağlayan ortak acımız olduğunu hissettim… Endişeyle sağlık durumunun kötüleştiğini izliyordum. Bir gün sonra hemşirenin ‘innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn (Allah’tan geldik, yine Allah’a döneceğiz’ ayetini mırıldanarak Aişe’nin cansız bedenini kuvözden çıkarıyordu. O anda karalar bastı üstüme. Yetimlik ve yalnızlık hissim iyice derinleşti. Sonlar işler daha da içinden çıkılmaz bir hâl aldı… Doktorlar ve sağlık heyetinin aralarında, yakıtın bitmek üzere olduğunu ve oksijen yetersizliği bulunduğu konuştuklarını duydum… Sonra hastane çevresine bombalar yağmur gibi yağmaya başladı… Hastane alanındaki patlama sesleri, yaralıların çığlıkları ve feryatları uykularımı kaçırdı. Doktor Üsâme yanıma geldi ve her zaman ki gibi bana: ‘Nasılsın Abdurraûf?’ diye sordu. Sesinden hüzünlü olduğu anlaşılıyordu… Alnında siyah ameliyat ipleriyle dikilmiş bir yara gördüm… Bana doğru eğildi ve şöyle fısıldadı; ‘Sana Abdurraûf ismini ben verdim… İnşallah Allah seni rahmetiyle kuşatacaktır.’ Ertesi günü doktor Üsame’yi hiç görmedim. Akşam bir hemşireyi, göz yaşları içinde arkadaşlarına doktor Üsame’nin hastane avlusunda siyonist keskin nişancılardan birinin kurşunuyla şehit düştüğünü anlatırken duydum… Karmaşık bir gece geçirdim… Sonra sabah göğsümde bir darlık hissederek uyandım; nefes almakta güçlük çekiyordum. Yakıt bitince kuvözlerdeki elektriğin kesildiğini, bu adaletsiz, berbat dünyadaki saatlerimin sayılı olduğunu anladım. Hiç üzülmedim. Bu dünyada sekiz günlük hayat yeter de artar. Tanıdık bir sesin bana seslendiğini duydum… Kulaklarıma inanamadım. Seslenen annemdi… Annemin o güzel yüzünü görebilmek, şevkat dolu bakışlarına muhatap olabilmek için gözlerimi açtım… Yanındaki mütebessim yakışıklı gence işaret ederek: ‘Abdurraûf, bu baban… Seni acılar zindanından çıkarıp Rauf ve Rahim olan Allah’ın uçsuz bucaksız cennetlerine götürmek için geldik’ dedi… Hemen ruhumla naif bedenimden ayrılarak kucaklarına atıldım… Hayatıma yeniden başladım…
KOPAN BACAĞIM VE AMPUTE FUTBOLLA TANIŞMA…
“Filistinli çocukların hayallerini yok etme alışkanlığındaki siyonistler, her zaman ki gibi, bir gün benimde hayallerimi yıktılar. İsrail jetleri bulunduğumuz bölgeyi bombaladılar. O bombalama neticesinde bir ayağımı kaybettim. Füzelerin etkisiyle bacağımın kopup savrulan parçasını, patlamanın ertesini günü arkadaşlardan biri moloz yığınının içinde buldu. Sonra kefenleyip gömdüler. Ambulans beni Avde Hastanesi’ne ulaştırdı. Ağrılarımdan duramıyordum… Ünlü bir kaleci olma hayalimin verdiği üzüntü, en büyük ağrılarımdan daha şiddetliydi… Günlerden bir gün hikayemi bilen bir gazeteci hastanede benimle röportaj yaptı... Ona yıkılan bacağımdan bahsettim. Bana ‘Yasin Bûnû ile konuşmak ister misin?’ diye sordu. ‘Elbette isterim’ dedim. Böyle bir şeyin olabileceğini beklemiyordum, neredeyse konuyu unutmuştum ki iki gün sonra o haberci gencin, elinde cep telefonu -, gülümseyerek bana doğru geldiğini gördüm. Bana ‘Yasin Bûnû seninle konuşmak ve hâlini hatırını sormak istiyor’ dedi. İnanmadım; favori yıldızım ekranda karşımda duruyordu… Sevinçten ve duygusallıktan olmalı göz yaşlarımı tutamadım. Onun o samimi şevkat dolu konuşması hayatımı kuşatan kara bulutları delip geçen bir güneş ışığıydı benim için… Sonra sürprizler birbirini izledi… Onun tedavi masraflarını karşılama, protez bacak ve ergenlik çağına kadar bakımımı üstlenme kararı, bana, babamın vefatından beri özlediğim bir baba şevkatini hissettirdi…
Yaklaşık bir hafta sonra engellilik mücadelesinin sembol ismi Muhammed Alive hastanede ziyaretime geldi… Bana 2018 yılında, o yıl başlayan geri dönüş yürüyüşlerinde Filistin bayrağı taşırken İsrail işgal kurşunlarına hedef olduğunu ve bu yüzden sağ bacağının kesildiğini anlattı. O yıl on altı yaşındaymış. Alive, o yürüyüşler sırasında Siyonistlerin vahşeti sonucu kol ve bacaklarından birini kaybeden 1600’den fazla Filistinliye katılan 136 çocuk ve gençten biriydi. Aliye beni, iyileştikten sonra Gazze’de Cezire Spor Kulübü’nün ampute futbol takımına katılmaya davet etti. Muhammet Alive’nin spor yapma serüveni bende umut ışıklarını yaktı: Protez bacak yaptırma imkânı buluncaya kadar üç yılım geçti. Protezime kavuştuktan sonra futbolla yetinmedim… Spor merakım yüzme ve basketbol sporlarına, hatta bisiklet yarışı ve yüksek atlamaya kadar uzandı. Aynı zamanda bina üstlerinde baston koşusu takımına katıldım… Ayrıca Filistin Halk Oyunları (Debke) eğitimi aldım…
“ENGELLİLİK KOL VE BACAK KAYBETMEK DEĞİLDİR… ”
“Engelliler kahramanı Muhammed Alive ile yaptığım konuşmadan önemli bir ders çıkardım… Engellilik kol ya da bacağını kaybetmek değildir… Asıl engellilik iradeni kaybetmendir. Buna kıyas ederek Filistin’in sahip olduğu meydan okuma ruhunu idrak edebiliyordum. Ne kadar can ve mal kaybı yaşarsak yaşayalım, ne kadar savaş mağduru olursak olalım, bu ruh ölmeyecektir… İrade ve gayret olduktan sonra, Filistin hep yaşayacak, galip gelecek ve özgürleşecektir. Gelecekle ilgili hayallere daldım… Hayalimde ben uluslararası maçlarda Filistin’i temsil ediyorum, Filistin’in adını yüceltiyorum, bayrağını göndere çekiyorum. File bekçiliği yaptığım gibi vatan bekçiliği de yapıyorum. Sonra şu sözleri terennüm etmeye başladım: Ben bir Filistinliyim, hürriyet sevdalıyım. Başım göklerde… Yılmaz bir cengâverim. Ey vatanım! Ahdim olsun, hep vefalı kalacağım. Ömrümde başımı yere eğmedim, eğmeyeceğim. Ben bir Filistinliyim...Ben bir Filistinliyim… Filistin kanıdır kanım… ” (Kaynak; (*) İNFAZI ERTELENEN ÇOCUKLAR –Gazze’de Çocuk Olmak-İbrahim Şelebi-Türkçesi: Adem Yerinde-İnkılab Yayınları)