Çocuklarına spor yaptıran/ yaptıracak olan annelere mektup (1)
Sporu bir araç olarak kullanıp, çocuk ve gençlerimizin dini ve kültürel değerleri üzerinde yıkım oluşturmaya devam ediliyor. Gelecek nesil üzerindeki bu yıkımı batılılar, emperyalist şu veya bu yaptı şeklinde, klasik suçlama dönemi çok geride kaldı. Şehrimize mahallemize kadar sokuldu/yaygınlaştı bu yıkım. İslam’dan uzaklaşmayı spor üzerinden o kadar sinsi ve planlı bir şekilde oynadılar ki. Bu satırlarda her defasında dillendirmeye çalışsak da, istenilen sonuçları alamadık, maalesef. Sırf çocukları bedenen ve ruhen zinde kalsın diye çocuklarının elinden tutup spora götüren anneler ve babalar, çocuklarının katıldığı spor aktiviteleriyle bedenen zinde kalmış gözükseler de, çocuklarının manevi çöküntünün içerisine düşmelerine engel olmadılar...
Çocuk ve gençlerin kendileri için örnek (rol model) olarak seçtikleri sporculara baktığınızda, giyilen kıyafet ve içinde yer aldıkları etkinlik ortamlarının Müslüman kimliğiyle bağdaşır bir yanı olmadığını görmekteyiz. Spor adı altında yarışmacı kimliğine sahip olan gençlerin, İslam’ın uygun olmadığı şartlardaki faaliyetlerin içesinde olması, onarılması/telafisi güç bir yıkımın içine sürüklenmektedirler. Yıllarca eleştirisini yaptığımız bayanın güreşmesi, yarışmacı (performans) statüsünde voleybol oynaması ve açık seçik kıyafetlerle diğer spor branşlarda yarışmalara katılması, Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Sünnetine tabi olan hiçbir vicdan sahibi insanın kabul edeceği bir durum değildir…
Konumuzun başlığında da ‘annelere’ yönelik çağrıda, anlayışın spor adı altında yapılmak istenen oyuna dahil olmamaları önem taşımakta. Bunları ifade ederken Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın yapmış olduğu bir açıklamadan bir bölümü paylaşma gereği duyuyorum. “Bazı sapkın beyinler, kadınların hayatın diğer alanlarındaki yerleri ile aile içindeki yerini birbirinin alternatifi görebilir. Batı’da olduğu gibi kadını özgürleştirmek adı altında en bayağısından bir meta haline dönüştürme hevesinde olanlara şahsen biz meydanı bırakmayacağız. Kadını evinden, ailesinden ve evlatlarından tamamen koparmayı hedefleyen bu anlayışın aslında onların eğitim-öğretim, üretim, istihdam ve sosyal hayattaki rollerini de hazmedemediğini düşünüyorum. Biz medeniyetimizin ve ahlakımızın gösterdiği istikamette, kadını ve erkeği tıpkı yaratılışta olduğu gibi hayatın her alanında birlikte mücadele eden yoldaşlar olarak görüyoruz.”
Annelerin “Bunlar çocuk, spor yapmayla ne olacak ki?” düşüncesinde sıyrılmaları önem taşıyor. Çocuklarını götürdükleri spor etkinliği de olsa, bu hassas dönemde dinimizin bu konuda bize nasıl bir yol gösterdiğine, bir çocuğa milli ve manevi değerlerin verilmesi gerektiği hususa dikkat kesilmek gerekiyor; “Çocuğa din ve ahlak eğitimi vermek için en uygun dönem, çocuğun kişiliğinin oluştuğu 0-6 yaş ve öğrendiği bilgileri içselleştirmeye başladığı 6-11 yaş aralığıdır. Bu yaş aralığında ekilen tohumlar zamanı geldiğinde kendiliğinden yeşerecektir. (Diyanet Aile Dergisi-2020 Mart Ayı)”
Uzmanlar; “Allah inancı küçük çocuklara onların anlayabileceği sade ve açık bir dille, ümit ve bağlanma duygularını geliştirecek şekilde anlatılmalıdır. Ayrıca temyiz yaşına doğru Allah sevgisiyle birlikte uygun bir üslûpla Allah korkusunu da aşılamak, bu suretle değer yargılarına ters düşen davranışlar karşısında iyiliklerini ödüllendirecek, kötülüklerini cezalandıracak olan aşkın bir otoritenin varlığını vicdanında hissetmesini sağlamak gerekir” şeklinde açıklıyor. Hal böyle olunca da, konu spor da olsa inandığımız ile yaptığımız tutarsız olursa, geleceğe nasıl emin bir şekilde bakılabilir ki!.! (Devam Edecek)