Ünlü olma saplantısının sonu uçurum! Ahlaki yozlaşma sonlarını getiriyor
Popüler kültürün sözde özgürlük adı altında dayattığı hayat tarzı, gençleri adım adım uçuruma sürüklüyor. Medya ve sosyal medya aracılığı ile pompalanan ünlü olma, beğenilme ve görünürlük saplantısı gençlerde psikolojik yaralar açıyor. Fenomen Nihal Candan’ın ölümünün ardındaki travmaya dikkat çeken Sosyolog İsmail Öz, gençlerin kendilerine yükledikleri anlamın altının boş olduğunu belirterek, “Gerçeklik algısını kaybederek büyük bir boşluğa düşüyorlar” ifadelherini kullandı.
Sebahattin Ayan İstanbul
Popüler kültürün sözde “özgürlük” adı altında dayattığı yaşam tarzı, gençleri adım adım uçuruma sürüklüyor. Batı menşeili diziler, gösterişli yaşamlar ve sahte özgürlük maskesiyle sunulan yozlaşmış değerler; özellikle sosyal medya aracılığıyla genç zihinleri esir alırken onlarca hayatı karartıyor. Medya aracılığıyla sürekli olarak pompalanan ünlü olma, beğenilme ve görünürlük saplantısı, kimlik gelişimini tamamlayamamış bireylerde ciddi psikolojik yaralar açıyor.
MODERN SOYTARILIK: FENOMEN
Yalnızca bir kültürel yozlaşma değil, aynı zamanda bir toplumsal çöküş alarmı olarak görülen bu tablo; bireyi kolay yoldan zengin olma hayaline sürüklerken, maneviyattan kopuk yaşamların bedelini ağır şekilde ödetiyor. Sosyal medyada alkışlanan bu hayatlar, perde arkasında sessiz bir çığlığa dönüşüyor. ‘Gelinim Olur musun?’ adlı televizyon programıyla ünlenen ve uyuşturucu madde kullandığı için ölen Ata Türk, 2017 yılında “Esra Erol’la Evlen Benimle” programına katılan ve Caner Toygar program sırasında yaşadığı stres ve gerilim sonrası intihar girişiminde bulundu, oyuncu ve YouTuber Cem Korkmaz başta olmak üzere onlarca genç popüler kültürün kurbanı oldu. Son olarak ise moda yarışmasıyla ünlenen ve suç örgütüne üye olmak ve dolandırıcılık suçlarından cezaevine giren ve akabinde yemek yemeyi bırakarak Anoreksiya nervoza hastalığına yalanarak hayatını kaybeden Nihal Candan isimli fenomenin ölmesi gençlerimize rol model olarak pazarlanan isimlerin nasıl şöhret batağında can verdiğini göz önüne serdi.
PARILTILI ŞÖHRETİN ARDI KARANLIK
Konuyla ilgili gazetemize konuşan Sosyolog yazar İsmail Öz şunları söyledi: “Günümüz medya ve popüler kültür ortamı, özellikle gençler üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Birçok genç kızın sadece dış görünüşüne ve fiziksel varlığına dayanarak sosyal medyada fenomen olmaya çalışması, aslında derin bir fikrî ve ruhî boşluğu gözler önüne seriyor. Bunu en iyi şekilde, kendi çocukları hakkında soytarılık yapıyorlar ifadesini kullanan anneler anlatıyor. Gençlerin kendilerine yükledikleri anlamın altı boş; bu durum da onları hayal kırıklıklarıyla yüzleşmeye zorluyor. Genç yaşta şöhretin cazibesine kapılan bireyler, gerçeklik algısını kaybederek kendi içlerinde büyük boşluklara düşüyorlar. Ayakları yerden kesilen bu kişiler, daha sonra hayatın acı yüzüyle karşılaşınca depresyon, sosyal izolasyon ve hatta intihar eğilimleriyle karşı karşıya kalabiliyor. Gençlerin hayalleri, reyting uğruna kullanılacak bir malzeme olmamalı. Devletin bu konuda yeni bir politika üretmesi gerekiyor. Özellikle çocuk yaşta ekrana çıkan bireylerin medya yolculukları, uzman psikolog ve sosyologların rehberliğinde yürütülmeli. Bu bireylere, yarışmalara katılmadan önce karşılaşabilecekleri riskler açıkça anlatılmalı, ebeveynleri de bu süreçlerde bilinçlendirilmeli. Şöhret arayışıyla yola çıkan gençlerin, hayal kırıklığı ve psikolojik yıkımla değil; destek, rehberlik ve farkındalıkla geleceğe hazırlanması gerekmektedir.”
GENÇLER HEBA EDİLİYOR
Mil Diyanet-Sen Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Tahiroğlu da şunları dile getirdi: “Şöhretin aslında onlara hiçbir gerçek kazanç getirmediğini fark ettiklerinde, hayatları büyük bir hüsranla sonuçlanabiliyor. Bazı bireyler ise fenomen olma hevesiyle tüm ahlaki ve toplumsal değerleri hiçe sayabiliyor. Yeter ki görünür olayım düşüncesiyle insanî sınırları dahi aşan davranışlara başvurabiliyorlar. Bu da toplumda ciddi bir ahlaki erozyona yol açıyor. Gençlerimizi bu yozlaşmadan koruyabilmek için onları sağlam bir ahlaki temel üzerinde yetiştirmemiz gerekiyor. Bugün yaşadığımız birçok intihar vakasının altında bu değer boşluğu yatıyor. Ahlaki yoksunluk, manevi yetersizlik ve anlam arayışı genç bireyleri uçurumun kenarına getiriyor. Yayıncılar, yapımcılar, içerik üreticileri; program ve yayınlarını ahlaki bir sorumluluk çerçevesinde hazırlamalı. Sosyal medyaya çekidüzen verilmeli. Ahlaki yayıncılık hem bireyi hem de toplumu korur.”