• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Sisli kara bela perdesi arkasında Siyonizm'in misyoner kirli yüzü: Türkler ve Yahudiler

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
Sisli kara bela perdesi arkasında Siyonizm'in misyoner kirli yüzü: Türkler ve Yahudiler

Gazetemiz okurlarından Prof. Dr. Beyhan Asma, "Sisli kara bela perdesi arkasında Siyonizm'in misyoner kirli yüzü: Türkler ve Yahudiler" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Bir milletin ahlâk ve kültürel karakter yapısının oluşumunda dinlerinin ve tarihî geleneklerinin göreneklerinin işaretleri vardır. Bir başka deyişle, millet aldığı dinî ve tarihî terbiyenin mahsulüdür. Bu itibarla, milletleri tanımanın ilk alfabesi, tarihi gelişimlerini araştırıp incelemekle mümkündür. Bu gerçekten hareketle, konumuzun aslî unsuru olması sebebiyle, Yahudi toplumunu tanımakla işe başlamanın doğru bir tespit olduğu kanaatindeyim. Zira söz konusu konumuzun bugün merkezinde oturan unsur Yahudi toplumu ve bu toplumun düşünceleridir. Tabiidir ki bu toplum, planladığı fikriyatını dünyadaki tüm milletlere, her türlü imkânı ve tekniği kullanarak yaymakta ve neticesinden de usulsüzce nemalanmaktadır. Tek gayeleri kimliksiz, hudutsuz, milliyetsiz bir dünya düzeni kurup, bu düzen içinde tüm insanları birer tüketici yapıp, sömürmektir. Bu kavmin, inançlarını besleyen tahrif edilmiş Tevrat, Kabbala ve Talmud incelendiğinde, daima kendilerine hizmet eden bir dünya tasavvur ettikleri görülür.


 

Doğdukları ve bir millet oldukları Mısır’dan, Hz Musa ile çıkışları, Filistin bölgesine gelmek için kat ettikleri Sina Çölü ve Hz Musa’nın burada Tur Dağı’na çıkışı, bu sırada peygamberlerinin yokluğundan istifade ile sapmaları, kendilerine göre tanrı icat etmeleri, kırk sene ceza olarak, Allah tarafından bu sahrada hapsedilmeleri, bu arada peygamberlerini bile öldürmeleri bilinen tarihi vakalardır. Daha sonra peygamber Yûşâ tarafından Filistin’e sevk edilmişlerdir. Bu bölgede, Süleyman Peygamber’ in ölümüne kadar yaşadıktan sonra, parçalanmışlar ve ikiye ayrılmışlardır. Yaklaşık iki yüz sene birbirleriyle mücadele eden bu kavmin bir kısmı Asurlular tarafından bir kısmı da Babilliler tarafından yıkılmıştır. İlerleyen zaman içinde 70 sene Babil’de sürgün hayatı yaşadıktan sonra, sırayla İran, Makedonya, Mısır ve Roma İmparatorluğu’nda yine topluluk halinde yaşamışlardır. Yaşadıkları bütün bu ülkelerin önemli siyasi ve ticarî mevkilerinde yer almışlardır. Hıristiyanlığın kabulünden sonra kendi değiştirilmiş bozulmuş dinine sokmuşlar ve Hıristiyanların da huzurunu bozmuşlar güvenliklerini tehdit etmişlerdir. Bu bozuk Hıristiyan inancı ağırlıklı olarak Protestan mezhebinin çeşitli dallarında vücut bulmuştur.


 

Genel olarak, maddeci, materyalist bir görüş ve inanışa sahip olan Yahudiler bu inançlarını içinde yaşadıkları birçok millete empoze etmişlerdir. En belirgin örnekleri, zamanın süper devleti olan Roma İmparatorluğu’nun hukuk düzeni içinde yapılmıştır. Amerika kıtasının keşfinden sonra, Avrupa’dan buraya göç eden insanların içinde elbette bu kavim de vardı. Bilinen karakterlerini orada da uygulamakta gecikmediler. Bugün de artık açıkça görüldüğü gibi, ABD’nin idarî, siyasi ve ekonomik kadrolarında görev almışlardır. ABD’nin Osmanlı Devleti ile tanışması Garp Ocakları vasıtasıyla olmuştur. Daha sonra, 1830 Ticaret Antlaşmasıyla Osmanlı ile resmen tanışan ABD her zaman tek taraflı ticarî çıkarları öne sürmüştür.


 

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki, ABD elçilik mensupları moda tabiriyle “azınlıkların yaşayış şartlarını iyileştirme” baskıları ile diğer Avrupa ülkeleri gibi Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahaleden geri durmadılar. Kurdukları misyonerlik teşkilâtı diğer ülkelerin misyonerlik faaliyetlerini çok geride bırakmıştır. ABD’nin “özelleştirilmiş’’ devlet politikasını yürüten bu kuruluş, Osmanlı siyasî hayatında çok müessir olmuş ülkenin parçalanmasında da büyük rol oynamıştır. Bu teşkilât incelendiğinde, ilk kuranlardan itibaren görülmektedir ki, idare heyetlerinde, karar organlarında, daima Yahudiler bulunmuştur. İşin derinine inildiğinde, misyonerlik çalışmalarının hiçbir zaman görünürdeki yüzü için yapılmadığı ve bu çalışmaların büyük bir organizasyon mahsulü olduğu görülmektedir. Böylece büyük bir Yahudi kuruluşunun maksadı da tarihlerinden beri ortaya koydukları fikriyatlarından ayrı olmasa gerektirir. ABD’ de Avrupa ülkeleri gibi, Osmanlı Devleti’nin zayıf noktalarını daima kullanagelmiştir. Bir Yunanistan, bir Bulgaristan bir Makedonya bir Girit ve hatta Kıbrıs, Filistin, Suriye, Irak Osmanlı’dan koparılmıştır. Lakin Doğu’ da Ermenistan onların gönüllerine göre genişleyemediği için, bugün ikide bir Amerikan senatosunda sözde “soykırım” kararlan çıkarılıp, siyasi baskı unsuru olarak, Türkiye’ye karşı kullanılmaktadır. Lozan görüşmelerinde, ABD’nin tutum ve davranışları ne ise, bugün de değişen bir şey yoktur. Yüzyıllardan beri Batı’da sürüp gelen dünya hâkimiyet savaşı, Tevrat prensipleriyle İncil prensipleri arasında cereyan etmektedir. Yahudi inançlarına göre, dünya hâkimiyeti kendilerine verilmiştir. Hıristiyanlara göre ise de Hz İsa’nın kavmine verilmiştir. Ancak bugün artık tamamen görünmektedir ki, Yahudiler Hıristiyanlara baskın çıkmışlardır. ABD, bugün Orta Doğu Bölgesinde neticeleri görüldüğü gibi, dünyaya her şeyden önce kültür emperyalizmiyle sahip olmaya çalışmış bunu da işadamları marifetiyle yapmıştır. Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, “ABD” demek “Büyük İsrail Devleti” demektir. Ayrıca, “ABD” demek “Büyük Ortadoğu Projesi” ve “Büyük İsrail Projesi” demektir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23