“Nükleer Enerji sadece güç değil, ekonomik egemenliktir”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı öncülüğünde yürütülen projeler kapsamında, Akkuyu Nükleer Güç Santrali başta olmak üzere yeni nesil enerji yatırımlarıyla Türkiye’nin hem ekonomik hem de enerji bağımsızlığını güçlendirmesi hedefleniyor. Yetkililer, nükleer enerjinin yalnızca enerji arz güvenliği açısından değil; teknoloji üretimi, sanayi gelişimi ve stratejik kalkınma bakımından da Türkiye’nin geleceğinde kritik bir rol oynayacağını vurguluyor. İTÜ Enerji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam, nükleer enerjinin sadece bir elektrik üretim yöntemi değil, ülkenin endüstriyel, teknolojik ve finansal kapasitesini belirleyen bir "ekonomik egemenlik" meselesi olduğunu vurguladı.
SEBAHATTİN AYAN İSTANBUL
Türkiye, gelişen teknoloji çağında artan enerji ihtiyacını karşılamak ve dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla nükleer enerji alanında tarihi adımlar atıyor.
Özellikle T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı öncülüğünde yürütülen projeler kapsamında, Akkuyu Nükleer Güç Santrali başta olmak üzere yeni nesil enerji yatırımlarıyla Türkiye’nin hem ekonomik hem de enerji bağımsızlığını güçlendirmesi hedefleniyor. Yetkililer, nükleer enerjinin yalnızca enerji arz güvenliği açısından değil; teknoloji üretimi, sanayi gelişimi ve stratejik kalkınma bakımından da Türkiye’nin geleceğinde kritik bir rol oynayacağını vurguluyor.
Bu kapsamda İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Enerji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam, Türkiye’nin nükleer enerji yolculuğuna ve bu teknolojinin milli egemenlik üzerindeki stratejik etkilerine dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Kam, nükleer enerjinin sadece bir elektrik üretim yöntemi değil, ülkenin endüstriyel, teknolojik ve finansal kapasitesini belirleyen bir "ekonomik egemenlik" meselesi olduğunu vurguladı.
"NÜKLEER ENERJİ ULUSAL GÜCÜN ALTYAPISIDIR"
21. yüzyılda enerjinin artık temel bir üretim girdisinden öte, ulusal gücün temel altyapısı haline geldiğini belirten Kam; savunma sanayii, yapay zeka sistemleri, veri merkezleri ve ihracata yönelik imalatın tamamının güvenilir ve düşük karbonlu elektriğe bağlı olduğunu ifade etti.
Kam, "Bu gücü sağlayamayan bir ülke, endüstriyel geleceğini de güvence altına alamaz" diyerek nükleer enerjinin rasyonel bir gereklilik olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Kam, uzun yıllardır nükleer enerjinin yalnızca güvenlik ve çevresel riskler üzerinden tartışıldığını belirterek, “Bugün asıl mesele, Türkiye’nin ithal enerjiye bağımlı bir ekonomi olarak mı kalacağı yoksa kendi enerji geleceğini kontrol eden güçlü bir sanayi ülkesi mi olacağıdır” dedi.
SEMBOLİK DEĞİL STRATEJİK HAMLE
Türkiye’nin petrol ve doğal gazda yüksek oranda dışa bağımlı olduğuna dikkat çeken Kam, küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların ekonomiye doğrudan etki ettiğini söyledi. Bu nedenle nükleer enerjinin sadece elektrik üretimi değil, aynı zamanda ekonomik istikrar ve stratejik dayanıklılık anlamına geldiğini kaydeden Kam, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin bu süreçte kritik bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. Akkuyu’nun tam kapasiteyle devreye girmesi halinde Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılayabileceğini belirten Kam, bunun sembolik değil stratejik bir kapasite olduğunun altını çizdi. Nükleer enerjinin güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir kaynakların alternatifi değil, tamamlayıcısı olduğunu söyleyen Kam, “Asıl mesele nükleer mi yenilenebilir mi tartışması değildir. Önemli olan Türkiye’nin güvenilir, temiz ve rekabetçi elektriği hangi enerji karmasıyla sağlayacağıdır” ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE’NİN ASIL KAZANIMI YERLİ ÜRETİM KAPASİTESİ OLACAKTIR
Nükleer enerjinin yalnızca reaktörlerden ibaret olmadığını ifade eden Kam, bu alanda mühendislik, ileri teknoloji, insan kaynağı, yerli sanayi ve düzenleyici kapasitenin de gelişmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin sadece enerji satın alan değil, teknoloji üreten bir ülke olması gerektiğini vurgulayan Kam, “Bir reaktör ithal edilebilir ancak nükleer ekosistem ithal edilemez. Türkiye’nin asıl kazanımı, Akkuyu etrafında oluşacak teknik bilgi, mühendislik kültürü ve yerli üretim kapasitesi olacaktır” dedi.
Finansman modelinin de nükleer enerji projelerinde belirleyici olduğuna dikkat çeken Kam, doğru planlanan yatırımların uzun vadede Türkiye’nin cari açığını azaltabileceğini ifade etti. Nükleer enerjinin tek başına çözüm olmadığını ancak yenilenebilir enerji, depolama sistemleri, güçlü şebeke altyapısı ve enerji verimliliğiyle birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığına büyük katkı sağlayacağını belirtti.
UCUZ BAĞIMLILIK DÖNEMİ SONA ERMİŞTİR
Değerlendirmelerinde ucuz bağımlılık çağının sona erdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kam, enerji geleceğini kontrol edemeyen ülkelerin ekonomik geleceklerini de kontrol edemeyeceğini dile getirdi. Prof. Dr. Erol Kam, açıklamasında, “Ucuz bağımlılık dönemi sona ermiştir. Enerjisini kontrol edemeyen ülkeler ekonomilerini de kontrol edemez. Türkiye’nin hedefi yalnızca elektrik üretmek değil; enerji üzerinden teknoloji, sanayi ve ekonomik egemenlik üretmek olmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.