Hudeybiye Turizm'in sahibi Eyüp Genç ile söyleşi! Hacı adaylarımızı gençleştirmeliyiz
Yazarımız İdris Günaydın, Hudeybiye Turizm’in sahibi Eyüp Genç ile hac mevsiminde kutsal topraklarda yaşanan olumlu ve eksik yönleri konuştu. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hac konusunda büyük ilerlemeler kaydettiğini ifade eden Eyüp Genç, hacı profilinin gençleştirilmesi konusunda bazı İslam ülkelerinde uygulanan, ‘hacca kademeli hazırlık” aşamasının Türkiye’de de hayata geçirilebileceğini söyledi.
“Hacca Hudeybiye Turizm’le gittim. 2013 yılında da Umreye yine aynı şirket ile gitmiştim. Hocaların gayreti, fedakarlığı takdirin üzerindeydi. Lakin otel hizmetlerinde bazı ufak tefek aksamalar olsa bile tamamı Bangladeşli, Yemenli, Pakistanlı personelden kaynaklanan yerde o kadar eksiğin olması normaldi. Yirmi katlı bir otelde kalıyorduk, Mekke’deki bu az bir sayıya tekabül etmiyor…”
İşte hacda buluştuğumuz Hudeybiye Turizm’in sahibi Eyüp Genç ile yaptığımız röportaj…
Soru: Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Cevap: Trabzon Çaykara doğumluyum. Hafızım ve İlahiyat Fakültesi mezunuyum.
Soru: Kaç yılından beri bu hizmeti yapıyorsunuz?
Cevap: 1998 yılından itibaren başka şirket ismi altında yapmaya başladık. 2000 yılında ise, daha merhum Özal zamanında şöyle bir şey vardı. Yurt dışından döviz girdisi sağlayan acentelere hac kotası veriliyordu. Getirdiği dövize göre. 2000 yılında biz de o acentelerden biriyle 8-9 yıl beraber çalıştık. 2005 yılında da kendi firmamızı Hudeybiye Turizm adı altında kurduk. Sonra Hudeybiye Turizm, gerekli kriterleri yerine getirince birkaç tane daha firmayı bünyesine katarak Hac ve Umre işi yapmaya başladık.
Şu anda Türkiye genelinde yirmi beş tane şubesi, bazı illerde temsilcisi olan ve yaklaşık elli ilde faaliyet gösteren bir firma haline geldik.
Şu an itibariyle hem Hac/Umre turlarında hem kültür turlarında hem de 2011 yılından itibaren Arap turizmine yönelerek yılda yaklaşık 15 bin kişiyi Türkiye’ye getiren ve onlara hizmet veren bir sektör haline geldik.
2,5 milyon kayıtlı hacı adayımız var
Soru: Bu yıl sadece Hacca ne kadar Hacı adayı getirdiniz?
Cevap: Şöyle bir şey oldu. Malum dünyada ve Türkiye’de bir pandemi süreci yaşadık. Üç yıl bu hizmetler durakladı.
Diyanet İşleri Başkanlığı ile acenteler arasında şöyle bir antlaşma var; Türkiye’deki Hac organizasyonunun yüzde altmışını DİB, yüzde kırkını acenteler organize ediyor. 2019 yılından beri Suudi Arabistan Devletinin Türkiye’ye tanıdığı kota seksen beş bine tekabül etmektedir. Bu miktarın yüzde kırkı olan acentelere mahsus kısmından her acente pazarlama kabiliyetine, müşteri memnuniyetine, alt yapısının veya kadrosunun elverişliliğine göre Hacıyı mübarek beldelere getirmektedir. Bu bazı firmalar için 1000-1500; bazı firmalar için 3000’e kadar çıkmaktadır. Bu alanda serbest rekabet söz konusudur.
Bu sene ise farklı bir durum oldu. Hac paralarını ödeyip tam hacca gidecekken pandemi nedeniyle gidemeyen hacıların 65 yaş altına geçen yıl izin verildi ve onlar geldiler. Bu yıl ise 2020 yılından beri birikmiş olan ve 65 yaş üstü olanlara izin verdiler. Organizasyon 2020’de kim ne kadar hacı yazmış ise bu yıl o kadarına izin verdikleri için biz 915 hacı ile bu senenin hacılarına, 2020 yılının listesiyle hizmet veriyoruz. Önümüzdeki sene Rabbim ne gösterir, rızkımız nedir, Allah bilir.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz; “Ve en leyse lil insani illa ma sea: Her insan için çalıştığının karşılığı vardır” buyurur.
Suudi Arabistan’ın şöyle bir hedefi var: Hacı sayısını 6 milyona çıkarmak istiyor. Tabi o zaman Türkiye’ye düşecek hacı miktarı artacak ve bizim gibi acentelere de daha fazla hacı organizasyonu imkanı sağlanacaktır.
Şu an Türkiye’de 2.5 milyon kayıt var. Bu kayıtlar her geçen yıl artacaktır.
Sarfiyat az müracaat çok olunca yığılma artacaktır. Aslında bu ciddi manada bir mesele. 15 yıl bekleyen bir hacı 70 yaşında yazılmışsa 85 yaşında hacca gelebilmektedir. O zamana kadar ya dinçliğini iyice kaybetmekte ya ruhunu Allah’a teslim etmektedir. Bu meseleye elbet bir çözüm bulunması icap etmektedir.
Endonezya'daki model uygulanabilir
Soru: Hacıların, tabii ki Türk hacılarının gençleştirilmesi mümkün olamaz mı? Bu yıl hacı adayları çok yaşlı insanlardan oluşuyor.
Cevap: Bizim Türkiye’de şöyle bir uygulama var. Bunu Diyanet İşleri Başkanlığı seminerler, sempozyumlar düzenleyerek üzerinde durdular. Bizdeki sistem; hacı kaydolacak, sıra gelir veya gelmez bekleyecek. Bizim hacı mantalitesi şudur: Bir aday çocuklarını büyütecek, tüccarsa madden bir yere gelecek, evi yoksa ev sahibi, arabası yoksa araba sahibi olacak… Maddi anlamda kendini garanti altına almak için ömrünün dinç çağlarını harcayacak, artık tamamen (tabir caizse) elden ayaktan düşme noktasına gelince hacca gidecek!
Oysa ki; bu mantalitenin tamamen değişmesi lazım. Peki nasıl olması gerekir? Endonezya’daki sistem benim çok hoşuma gidiyor. Şöyle bir sistem uygulanıyor; Türkiye’de birebir uygulanır mı uygulanmaz mı bilmiyorum ama, model olarak baktığımızda gayet güzel. Bir Endonezyalı, diyelim ki on sekiz veya yirmi yaşları civarına gelip bir işe başladığında ona bir soru soruluyor: “İleride hacca gidecek misin?”
Gidiyorum ya da gitmiyorum tercihlerinden birini söyleyeceksiniz. Gideceğim derseniz şöyle diyorlar kendisine: “Maaşınızdan belli bir miktarını keseceğiz. Size bir de süre veriyoruz; diyelim ki yıl 2023…2035’de hacca gideceksiniz. O yıla kadar belli aralıklarla hac seminerleri yapılacak ve o seminerlere katılacaksınız. Bu zaman zarfında hem hac paranız birikecek hem de seminerlerle haccın menasikını ve hacda uyulması gereken diğer kuralları öğreneceksiniz.”
Böylece hacı adayı madden, manen, psikolojik olarak hazırlanıyor.
Bizde ise bir veya bilemediniz iki seminerle bu iş geçiştiriliyor. Son derece yetersiz. Türkiye’de Diyanet İşleri mutlaka bu konuda kafa yoruyordur ve gençleştirme konularında bir sonuca gidecektir.
Türk hacılara özel mutfak kurulabilir
Soru: Yemeklerden çok şikayet var. Baharatlar bizim kullandığımız karışım şekliyle kullanılmıyor olmalı ki; çok rahatsız ediyor. Pilavların yapılış şekli bizimkine benzemiyormuş; doğru dürüst yenmiyor. Baharat kokuları yemeklerin çoğunun yenmemesine sebep oluyor. Çöpe gidiyor. Hac mevsiminde Türkiye’den aşçılar getirilse ve Türk hacılarının yemeklerini o aşçılar yapsa…
Cevap: Hac organizasyonları ve hac ziyaretleri çok evrim geçirdi. Biz ilk organizasyona başladığımızda hacılar kendi yemeklerini kendileri yaparlardı.
Daire sistemi ile konaklardı hacılar ve 40 kişi bir tarafta kadın, 40 kişi bir tarafta erkek; öyle kalınırdı. Yemekleri kadınlar yaparlardı.
Arafat’ta tuvaletler çadırların yanında ve çok ilkel halde bulunurdu. Sonra otel sistemine geçildi. Arafat’ta da bu alanda bir hayli iyileştirme yapıldı.
2005/2006’dan itibaren yemekli oteller yapıldı.
Suudi Arabistanlı zenginler de Avrupa ülkelerine yatırım yapmayı bırakıp kendi ülkelerine; Mekke ve Medine’ye otel yapmaya başladılar.
Hâlâ Medine’de ciddi bir otel sıkıntısı mevcuttur.
Yemek konusunda şöyle bir şey var, ya Diyanet ve TÜRSAB burada tamamen Türk hacılarına hitap eden bir mutfak kurmalı ya da burada bu işi yapanlardan hizmet satın almak lazım. Buradaki yemek işlerinin çoğu Türk aşçılarının gözetiminde veya Türk damak tadına uygun yemekler yapılıyor lakin bazen de tersi olabiliyor; yabancı kimseler yemeği yapıp Türk mutfağına benzetmeye çalışıyorlar. Ancak baharat kullanımından tutun da pişirme kıvamına kadar bizim hoşlanmadığımız tarzda yemek çıkabiliyor.
Türk bölgesi oluşturulmalı
“Burada pişen yemeklerin Türk damak zevkine uygun tat vermemesinin bir nedeni de yemek malzemelerinin Türkiye’den alınmamasıdır. Malzemelerin tamamına yakını başka ülkelerden temindir. Mesela Yunan zeytini verilirdi geçen yıl ve ağıza sürülmezdi.
Türkiye ile bir siyasi kriz yaşandı ma’lum… O krizde Türkiye ile ihracat elli milyon dolara kadar indi. Son bir yıldır yeniden bir ivme ile bir milyar iki yüz milyona çıktığına şahit oluyoruz. Bu yemek konusunda bir çözüm de şudur:
Daha önce Diyanet’in hacıları hep bir bölgede bulunmaktaydı. Sonra oradaki otellerin tamamı yıkıldı. Diyanet de ister istemez çeşitli yerlerden otel kiralamak zorunda kaldı. Şimdi arzu ettiğimiz şudur: Bir bölge tamamen Türk hacılarına tahsis edilmeli ve orada yemek hizmeti de kolaylaşmalı, hastane de kurulmalı, sıkıntı ortadan kalkmalı. Bu mümkün… Buna Arabistan Devletinin rıza göstermesi gerekir. Çünkü bir ara Mesfele Bölgesi denilen bir bölge vardı ve Türk hacılar çoğunlukla orada bulunuyordu.”

