DSP Genel Başkanı Aksakal’dan İstanbul açıklaması: Seçimlerin yenilenmesi en doğru karar olur
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal, İstanbul seçimlerinin iptali ile ilgili yeniakit.com.tr’den İsmail Uğur’a konuştu. Aksakal, “Eğer bu kadar şaibe İstanbul'un bazı ilçelerinde, belki de her ilçesinde yaşandıysa; yeni bir başlangıç yapmanın en doğru karar olabileceğini düşünüyorum. En azından insanların kafasında başka bir istifham kalmasın. Seçimin yenilenmesi noktası belki de insanların aklındaki başka soruları da ortadan kaldırabilir.” dedi.
İsmail Uğur Yeniakit.com.tr
Yeniakit.com.tr’nin sorularını cevaplayan DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, İstanbul seçimleriyle ilgili şaibelerin milletin kafasını bulandırdığına dikkat çekerek, seçimlerin yenilenmesinin en doğru karar olabileceğini belirtti. Aksakal, CHP’nin Deniz Gezmiş’i anma etkinliklerini ise samimi bulmadığını söyledi. Aksakal, “Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü ve tam bağımsızlık ideali için canını feda etmiş insanın mezarında, sözde bağımsız Kürdistan siyaseti yapan insanların dua etmesi veya onu anması ne kadar samimi bir yaklaşımdır, onu kamuoyunun takdirine bırakıyorum.”
İstanbul seçimleri yenilenirse insanların kafasındaki soru işaretleri ortadan kalkar
- İstanbul seçimlerinin yenilenmesi konusunda değerlendirmeniz ne olur?
- İstanbul seçimlerini tek başına değerlendirdiğimizde bizi doğru sonuçlara götürmez. Siyaset mekanizması maalesef tek başına halkın iradesinin dışındaki bazı merkezler tarafından, bazı güçler tarafından uzun zamandır şekillendirilir olmuştu. Biz Demokratik Sol Parti olarak bu sürecin bir benzerini 2018 yılındaki 24 Haziran seçimlerinde çok canlı olarak yaşamıştık. Yüksek Seçim Kurulu'nun kanunsuz kararlarıyla Demokratik Sol Parti seçim dışına itilmiş oldu. Yıllardır seçimler olur. Bölgenin, beldenin mahallenin ileri gelen insanları, tüccarları, esnafları, emekli memurları ve görevdeki memurları sandık başlarında görevlendirilir. Fakat ne olduysa bu geçtiğimiz yıl bir kanun çıkardılar. ‘Sandık kurulu başkanları kamu görevlisi olur’ diye. Bunu doğrusunu söylemek gerekirse itidalli olarak karşıladık. Neden kamu görevlisi? Türkiye'nin tek güvenilir kesimi kamuda çalışan insanlar mı? 80 milyon insanın geri kalan kısmı güvenilmez insanlar mıdır da böyle bir kanun çıkarma ihtiyacı hasıl olmuştur. Asıl bunun sorgulanması gerekirdi ama ne iktidar ne muhalefet bunu sorguladı. İstanbul büyük bir metropol. Sadece biri değil her ilçesi il büyüklüğünde. İstanbul'da bu tip hadiselerin ortaya çıkması ve belgeleri ile de ortaya konuluyor hale gelmiş olması bizim demokrasiyi işletmemizdeki sıkıntıları da su yüzüne çıkardı. Görünürde bir seçim yapıldı, bitti. 31 Mart'ta bitti diyorum, çünkü 81 vilayette seçim bitti ama İstanbul'da bir türlü bunu bitiremediler. Ben bunu sıradan bir vatandaş sıfatıyla söylüyorum. Eğer bu kadar şaibe İstanbul'un bazı ilçelerinde, belki de her ilçesinde yaşandıysa; o zaman Türkiye'nin diğer 81 vilayetinde de yaşamış olma ihtimalini yüksek görüyorum. Dolayısıyla bu seçimin sonuçlarının hukuki bir zemine oturmadığı, demokrasi zemininde yükselmediği gibi bir duyguya kapılma hakkına sahibim. Yüksek Seçim Kurulu, seçimleri güvenlik içerisinde hukuka adalete uygun ve kanunlara uygun şekilde bir güvenlik içerisinde yapmakla, yürütmekle sorumlu bir kurumdur. Ama en başta Yüksek Seçim Kurulu artık bu güvenilirliğini yitirmiştir. İstanbul seçimleri insanların kafasını bulandırdı, midesini bulandırdı. Dolayısıyla yeni bir başlangıç yapmanın en doğru karar olabileceğini düşünüyorum. En azından insanların kafasında başka bir istifham kalmasın. Seçimin yenilenmesi noktası belki de insanların aklındaki başka soruları da ortadan kaldırabilir. Tüm siyasi partiler sandıklara daha sıkı sarılırlar, oylarını daha iyi takip ederler. Konu sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı oyları ile ilişkiliymiş gibi gösteriliyor fakat ortalıkta yapılan itirazların temel noktasını sandık kurullarının oluşturulmasındaki kanunsuzluklar oluşturuyor. Şimdi sandık kurullarında bir kanunsuzluk yapıldıysa, Sandık Kurulu’nun oluşumu kanun dışı yöntemlerle oluşturulduysa; bu sandık kurulları sadece Büyükşehir Belediye oylarını saymadı ki. İlçe belediyelerinin oylarını da muhtarların oylarını da büyük şehir dışındaki ilçelerdeki meclis üyelerinin oylarını da saydı. Niçin bütün oylar tek zarfa kondu, hatırlayın önceki seçimlerde her oylamanın pusulaları farklı zarflara konulurdu, bu seçimde bu kaldırıldı. Dolayısıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin tek başına iptali olması bana göre hukuksuz olur. Yerel Yönetimler Kanunu 25. maddesinde ‘bir seçim çevresinde eğer seçimleri iptal ediliyorsa o çevredeki bütün yerlerde de iptal edilir. İstanbul seçim çevresi 39 ilçeyi kapsıyor. Dolayısıyla 39 ilçedeki seçimlerin de yenilenmesi gerekiyor, ben böyle düşünüyorum.
Türkiye ittifakı siyaset üstü bir idealdir
- Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Türkiye ittifakı” çağrısını nasıl değerlendirdiniz?
- Türkiye ittifakı söylemi kavramsal olarak ortalama bir söylem. Türkiye'de yaşayan herkesin bu milletin milli ve manevi çıkarları ve değerleri üzerinde zaten ittifak kurması zorunludur. Siyaset benim anlayışıma göre ekonomi politikalarının tartışılmasıdır. Son zamanlarda siyasette bu konular tartışılıyor, sadece dış politika üzerine kurgulanan bir politik ortam var. Elbette ki bu günlere gökten zembille gelinmedi. 17 senedir AK Parti iktidarını yaşıyor Türkiye. Yapılan yanlışlıklar, içine düşülen açmazlar, yolda giderken girilen çıkmaz sokaklar bu iktidar döneminde gerçekleşti. O zaman ittifak denilen kavramı Türkiye'nin Meclisi'nde bir araya getirmek lazım. Sorunları çözmek için Sayın Cumhurbaşkanı’nın seçimlere katılan bütün partilerin temsilcilerini bir araya toplayıp, ‘nasıl bir çıkış yolu bulunmalı’ sorusuna verilecek en doğru cevabı araştırması lazım. Türkiye badireli bir dönemden geçiyor, bu gerçeği hepimiz biliyoruz. Yüzyıl öncesinde yaşanan, Türkiye'nin yedi düvele karşı mücadele verdiği dönemde karşı tarafın idealleri, Türkiye toprakları üzerindeki heveslerinin bitmediğini bugün canlı şekilde görüyoruz. Bunu devam ettiriyorlar bu nedenle direnişimizin topyekün olması gerekiyor. Bu en ufak bir tartışma götürmez gerçek. Fakat bazı doğruları da artık kabul etmemiz gerekiyor. Demokrasiyi tam olarak işletmemiz gerekiyor. Devletimizi hukuk devleti kuralları üzerinde yürütebilirsek o zaman bu sorunların hepsini açabileceğimizi düşünüyorum. ‘Ben varsam her şey var, ben yoksam dünya yıkılır’ anlayışı uygun değildir. Her sorunun çözümü sandıkta hallolur denilir ma artık sandıklara da bir güven kalmadığı için toplumu yeniden bazı değer yargılarına ulaştırmamız gerekiyor. Türkiye ideali siyaset üstü bir idealdir. O konuda hangi siyasi çerçevede olursa olsun bütün partiler bir araya gelir.”
ABD’nin terör devleti kurma süreci yeni değil
- ABD, Suriye’nin kuzeyindeki terör oluşumuna silah vermeye devam ediyor. ABD güvenli bölge sözünü tutar mı sizce?
- Bu süreç yeni oluşmuş bir süreç değil. Bu süreç 12 Eylül 1980'de gerçekleştirilen faşist askeri darbe ile birlikte başlamıştır. Bu darbe her ne kadar cumhuriyeti koruma ve kollama adına yapıldığı söylense de Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'nin güneydoğusunda oluşturmayı düşündüğü yeni bir sözde devlet yapılanması sürecinin başlangıcı olmuştur. Daha sonra Arap Baharı adı altında yürütülen bu strateji Suriye'ye geldiğinde tıkanmıştır. İşin doğrusu önce Suriye ile Türkiye'nin arasını bozdular, orada bu başarıyı elde etmek için ama bölge ülkelerinin güçlü iradeleri sayesinde onların planladığı süreç akamete uğramış gibi gözüküyor. Tabii bu niyetlerini, bu özlemlerini bitirdikleri anlamına gelmiyor, buna devam edecekler. Eğer Türkiye'de bizler; iktidarıyla, muhalefetiyle vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü konusunda bir fikir birliği oluşturabilirsek; Türküyle, Kürdüyle, Çerkesiyle, yani bu cumhuriyetin kurucu unsurları, bu toprakların asıl sahipleri yeniden o güçlere karşı ciddi ve anlaşılır bir direnç ortaya koyabilirler, emperyalistler bu heveslerinden en azından şimdilik vazgeçmek zorunda kalabilirler. Biz ne kadar birlik beraberlik duygularını güçlendirirsek onların o niyetleri de o ölçüde ortadan kalkar. Fakat bugün yaşadığımız manzara bütün değerlerin altüst olduğu bir görüntü sergiliyor. Bu topraklar kurulurken, bu topraklar yeniden vatan yapılırken, bu topraklar üzerinde yaşayan bütün milletin adına Türk milleti demişiz. Mustafa Kemal Atatürk demiş. Bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran ahalinin tümüne birden Türk milleti denir ama bizi öyle bir noktaya taşıdılar ki; Çerkesi, Kürdü, Türkü, Süryanisi, Ermenisi birbirinden ayrışacak duygularla beslemeye başladılar. Buna da cevaz veren bir alt siyaset var. Bunu hangi tarafta düşünürseniz düşünün, ister sağ ister sol, bütün değer yargıları hepsi birbirine karışmış durumda. Bunun tekrar toparlaması lazım. Elbette ki görev yine bugün devleti yöneten kişilere ve kurumlara düşüyor. Başta Cumhurbaşkanlığı Müessesesi bu işin öncülüğünü yapmak zorunda. Artık insani değerlerimizi, milli ve manevi değerlerimizi siyasetin malzemesi yapmadan, bunları bir kenara koyarak ülke yönetimine sahip çıkmamız gerekiyor. Türkiye, Demokratik Sol parti iktidarında, Başbakan Bülent Ecevit döneminde 0 terör 0 Şehit 0 mermi noktasına getirilmişti. 2002'den sonraki süreçte dikkat ederseniz bu olaylar yeniden bir yükselme eğilimine girdi. Gerek PKK gerek PYD gerek daha sonra çıkarılan, adına IŞİD denilen terör örgütünün, onun yanında şimdilik konuşulmaz hale gelmiş, uyutulmuş gibi görünen terör örgütlerinin hedefi haline geldik. Biz bunlara terör örgütü dediğimizde, AK Parti iktidarı döneminde bunlar hep beslendiler, bunlar hep hoşgörüyle karşılandılar. Bugün YPG denilen örgütünün başını İstanbul'da havaalanında bayrakla karşılayan bir devlet yönetimi vardı. O yönetim bugün hala iş başında. Ak Parti bu yapılan hataların da özeleştirisini inandırıcı düzeyde vermek zorundadır. Sayın Cumhurbaşkanı da buna öncülük yapmalıdır. Eğer Türkiye Cumhuriyeti ilelebet baki kalacaksa, 81 milyon insanın her bir ferdinin üzerinde bu sorumluluk vardır. Buna göre çalışmalarımızı yapmamız gerekiyor. Üretimimizi Siyasetimizi ekonomi politikaları üzerine yapabiliriz. Üretimi nasıl artıracağız, katma değeri nasıl paylaşacağız, bu siyasetin konusu olsun ona hiç kimsenin itirazı olmaz ama bir ülkenin sınır güvenliği bir partinin farklı düşünmesi diğerinin ondan farklı düşünmesi ile halledilemez. Terör koridoru gibi bir kavramı asla kabul etmememiz gerekiyor. O bölgede yeni bir devlet yapılanması fikrine topyekün karşı durmamız gerekiyor. Sınırda bu konuda eğer bir güvenlik ortamı oluşturmaksa, bu konuda da Demokratik Sol Parti Genel Başkanı olarak bana da bir görev düşüyorsa, bu konuda gözümü kırpmadan görev alırım. Bu kararlılığı dış dünyaya da hissettirmeliyiz. Bunlar sanıyorum tam mesajı alamadılar gibi geliyor.”
- CHP ve HDP’lilerin Deniz Gezmiş için yaptıkları anma etkinliklerini nasıl yorumlarsınız?
- Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, 47 yıl önce bugünkü yasalar çerçevesinde gencecik yaşta idam edildiler. Suçları neydi; Amerikan 6. filosuna karşı durmak. ‘Amerika Defol’ diye eylemler yapmak ve anti emperyalist politikaların Türkiye siyasetinde egemen olmasını istemekti. Büyük önder Atatürk'ün bize ideal olarak bıraktığı tam bağımsız Türkiye idealini gerçekleştirmekti. Bunun dışında bir hedefleri de yoktu işin doğrusu. O günkü parlamentoda bu insanlar idam kararları onaylanarak asıldılar. Deniz Gezmişlerin ideali hiçbir zaman Türkiye'nin parçalanması olmamıştır. Türkiye'deki insanların ayrı ayrı topraklar üzerinde ayrı devletler adıyla yaşaması üzerine bir politikaları yoktu. Ben 1978 kuşağıyım. Onlar 1968 kuşağı insanlarıydı ki onların yönlendirdiği görüşler çerçevesinde solculuğu öğrendik ve yaşadık. Biz solcuyuz ama şunu söyleyebilirim ki; parlamentoda o zaman 273 milletvekilinin kabul oyuyla asıldı bu insanlar. 273 milletvekilinin içerisinde 28 tane de Cumhuriyet Halk Partisi'nin vekili vardı. 118 milletvekili toplantıya gelmemişti. Böyle önemli bir kararın alınacağı meclis toplantısına 118 milletvekili gelmemişti ve bunun 68 tanesi de CHP'li idi. İki Cumhuriyet Halk Partili vekil de çekimser kaldı, yani ‘beni ilgilendirmez’ dediler. Şimdi bir taraftan Deniz Gezmiş'in mezarının başına gidip onu anarken, diğer taraftan onun idamında elini kaldıran merkez sağ siyasetin temsilcilerinin mezarına gidip dua etmek ne kadar büyük çelişki. O dönemde parlamentoda Başbakan Süleyman Demirel. Parlamento grubunun hepsi el kaldırıyor mu diye geriye dönüp, bakıp sayan bir insan. İdam kararına ret oyu veren Bülent Ecevit vardı. Parlamentoya gelmeyen, oylamaya katılmayan Erbakan vardı, hatırladığım kadarıyla Türkeş de oylamaya katılmamıştı. Siz eğer bir taraftan Deniz Gezmiş'in mezarında anma töreni yapıp, arkasından Celal Bayar'ın mezarına gidip rahmet okuyorsanız, bu tamamen bir samimiyetsizliktir. Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü ve tam bağımsızlık ideali için canını feda etmiş insanın mezarında, sözde bağımsız Kürdistan siyaseti yapan insanların dua etmesi veya onu anması ne kadar samimi bir yaklaşımdır, onu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Bunun adı solculuk değildir. Bunun adı fırsatçılık, selden kütük kapmaktır.
Ramazan ayı milletimize huzur getirsin
- Yapmak istediğiniz başka bir açıklama var mı Sayın Genel Başkan?
İnançları itibariyle İslamiyeti benimsemiş bir toplumun fertleriyiz. Mübarek Ramazan ayına girdik. Sizin vasıtanızla tüm yurttaşlarımızın mübarek Ramazan ayını tebrik ediyorum. Ramazan ayının kendi ulvi değerleri insanların üzerinde daha hakim olsun, kardeşlik duyguları, barış duyguları hakim olsun, bunların gelişmesine vesile olsun diliyorum. Şimdiden herkese hayırlı Ramazanlar Allah yaptığımız ibadetleri kabul etsin.