Kastamonu Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selman Tunay Kamer’den “deepfake (derin sahtelik) videolardan ötürü dolandırıcılıklar, hileli rekabetler ortaya çıkabilir. Bu tür uygulamalar giderek artıyor” uyarısı geldi.
Buğra Kardan
Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selman Tunay Kamer, editörümüz Buğra Kardan’ın sorularını cevapladı. Kamer, Kardan’ın sorularına şu cevapları verdi:
Gençlere önemli tavsiyeler
İlk olarak gençlere, e- ticaret platformu ve sosyal ağ kullanımı konusunda tavsiyelerinizi alalım. Gerçekte hayatta ne varsa dijital dünyada da aynısı hatta daha fazlası var. Bu durumda aslında çok da iyi bilmediğimiz dijital dünyada gezinirken çok dikkatli olmamız gerekmektedir. Eğlence ve alışveriş amacıyla gezindiğimiz bu dünyada hiçte hoşumuza gitmeyecek durumlarla karşı karşıya kalabiliyoruz. Dijital dünyanın da kendine has bir kültürü var. Dili var, ekonomisi var, sosyalleşmesi var, alışveriş usulleri var, oyunları var. Bu örnekleri artırabiliriz elbette. Özellikle son 15 - 20 yılda meydana gelen gelişmelere bakıldığında dijitalleşmenin bu şekilde konumlandırılmasında büyük bir haklılık payı olduğu görülmektedir. Dijitalleşme süreci iletişim biçimlerini, algılama ve kavrama şekillerini, kısaca bireylerin hayat tarzını radikal bir şekilde değiştirmiştir. Ancak değişim bununla kalmamıştır. Dijital cihazlar ve mecralar kurallarımızı, dengelerimizi, zaman ve mekân kavramlarını değiştirmiş; bilme, karar verme ve deneyimleme biçimlerimizi farklılaştırmıştır. Salgın döneminde daha çok kullandığımız online alışveriş platformlarına verdiğimiz kişisel bilgilere, alışveriş yaptığımız siteye dikkat etmemiz gerekiyor. Dijital oyun oynarken aslında arkadaş sandığımız birçok kişinin hiç de tahmin etmediğimiz bir kişi çıkma ihtimali çok yüksek. Bu tür ortamlarda kişisel, ailevi, ekonomik bilgilerimizi kesinlikle paylaşmamız gerekmektedir. Gerçek hayattaki sahtelik, dolandırıcılık, manipülasyan gibi durumlar maalesef dijital dünyada daha fazla bulunmaktadır. Bundan dolayı bu gibi durumların farkında olarak dijital dünyayı tanımalı ve kullanmalıyız.
Hibrit ön planda
Pandeminin eğitimi de dönüştürdüğü ortada. Bu dönüşümü nasıl yorumluyorsunuz? “Dijital bir çağda yaşıyoruz” cümlesini sıklıkla duyduğumuz bir dönemi yaşıyoruz. Gerçekten de dijital dünyanın avantaj ve dezavantajlarıyla iç içe olduğumuz ve hayatımıza yön verdiği bir dönemdeyiz. Dijital araçların kullanımı, internet altyapısı, sosyal medya mecralarının kullanılması günden güne artıyor. Salgınla birlikte dijital teknoloji, araç ve uygulamalar daha yoğun bir şekilde kullanılmaya başlandı. Bunlardan bir tanesi de uzaktan (online) eğitim uygulaması. Online eğitim uygulamalarını dijital çağda yaşamanın sonucu olarak değil de salgın döneminde fiziksel mesafe kuralına uymak için daha yoğun kullandık. Salgının bazı dönemlerde normalleşmesiyle birlikte yüz yüze eğitime geçildi. Ya da bir kısmı uzaktan ve bir kısmı yüz yüze şeklinde öğretim faaliyetleri yürütülmeye çalışıldı. Bu da hibrit eğitim kavramını gündeme getirdi. Uzaktan öğretim bütün eğitim paydaşları tarafından öğrenildiği için artık kar tatili gibi uygulamaların artık hayatımızda yer almayacağını düşünüyorum. Sınav sistemleri (ölçme değerlendirme), kullanılan öğretim yöntemleri gibi konularda ciddi reformlara ihtiyaç olduğu görüldü. Salgının eğitimle ilgili olumlu veya olumsuz asıl etkisini önümüzdeki yıllarda daha net göreceğimizi düşünüyorum.
Değişim sürüyor
Peki, üniversiteler, pandemi dönemini iyi yönettiler mi? Online eğitim verimli oldu mu? Online eğitim imkânından kaç öğrenci ve öğretim üyesi yararlandı? Salgın başladığında birçok üniversitede video çekim stüdyosu ve ses kayıt stüdyosu yoktu. Bu ve buna benzer durumlardan dolayı derslerin asenkron (canlı olmayan) şeklinde yapılması kararı alındı. Sonraki dönemlerde üniversitelerin öğretim yönetimi sistemlerini kullanmasıyla derslerin online olarak yapılması uygulamasına geçildi. Bu süreç bazı üniversitelerde akademisyenlere bırakıldı bazılarında ise ortak kullanılan bir sistem satın alınarak bu sistem üzerinden derslerin yapılması sağlandı. Bu öğretim yönetim sistemleri giderek daha da geliştirildi ve yaygınlaştırıldı. YÖK tarafından, 2020 yılında YÖK Dersleri Platformu (Yükseköğretim Kurumları Dersleri) adı verilen açık erişim sistemi kuruldu. İlk aşamada Anadolu Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’nin ders içeriklerine yer verildi. Bu platform, zaman içinde diğer üniversitelerin de katılımıyla daha da geliştirildi. Bütün üniversitelerde uzaktan öğretim ile alakalı hem öğretim elemanlarına hem de öğrencilere yönelik bilgilendirici doküman/video hazırlandı. Salgın sürecinde üniversitelerimiz tarafından uzaktan öğretim uygulamaları en fazla sosyal bilimler alanında uygulanırken, fen bilimleri ve mühendislik alanlarında bu oran biraz daha düşük oldu. Uzaktan öğretim uygulamalarının en düşük olduğu alan ise sağlık bilimleriydi. Salgınla birlikte YÖK, derslerin yüzde 40 kadar uzaktan yapılabileceği konusunda izin verdi. Bundan sonraki süreçte üniversitelerin uzaktan eğitim merkezlerini giderek daha yoğun bir şekilde kullanacağını düşünüyorum. Bu kapsamda da genel olarak üniversiteler ‘dijital içerik geliştirme, dijital materyal geliştirme, Dijital soru havuzu oluşturma’ konularında çalışmalarını artıracaklardır.
Sayılı ülkeler arasındayız
Pandemi döneminde okullar ve öğretmenler de online eğitim olanağından tam olarak faydalandı mı? Öğretmenler bu dönemi iyi yönetti mi? Salgın sürecinde fiziksel mesafeye dikkat edilmesi kararıyla birlikte eğitim faaliyetlerinin de bundan etkilenmesi sonucunda Mart 2020’de Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) almış olduğu kararla uzaktan öğretim sürecine geçildi. Tabii bu süreçte dijital araçların kullanım oranı giderek arttı. Peki, salgın mı dijitalleşmeyi ortaya çıkardı. Ya da salgın olduğu için mi dijital araçları kullanmaya başladık? Ülkemizde dijitalleşmeyi kullanma durumu salgın sürecinden önce de vardı. Hatta bunu eğitim ortamlarında da kullanıyorduk. Ya da dijital araçların kullanılması ile ilgili belirli etkinlikler yavaş da olsa devam ettiriliyordu. Salgın sürecinde aslında mecburiyetten dolayı dijital mecraları kullanmak durumunda kaldık. Hatta burada şu haklı gururu da paylaşmak isterim. Birçok eksiği olmasına rağmen uzaktan öğretim sürecini devam ettiren sayılı ülkeler arasındayız. Bu durum öğrencilerimizin öğrenme kayıpları yaşamaması için yapılması gerekiyordu. Dediğim gibi eksikleri vardı ama devam ettirilmesi bile anlamlıydı. Tabii bu durum en çok okulsuz toplum ve fırsat eşitliği konularını gündeme getirdi. Eğitime ulaşılması noktasında aracı olduğu için dijital araçlar bir avantajdı elbette. Ama internet erişim problemi yaşayanlar ve dijital araçlara sahip olamayanlar için bu durum maalesef üzücü ve dezavantajlı bir durum olarak ortaya çıktı. Dijital araç kullanma becerisi ayrıca gündeme gelen bir diğer konuydu. Burada öğretmenlerimiz, ebeveyneler bazı problemlerle karşı kaşıya geldiler. Belki de bu sürece en hızlı uyum sağlayanlar şüphesiz öğrencilerdi. Hatta bu sürecin başında keyif aldıklarını da düşünüyorum. Süreç uzadıkça keyif alma durumu yerini sıkılmaya ve soğumaya bıraktı. Salgın süreci, öğretmenlerin değerinin en çok anlaşılması ile onlara en acımasız eleştirilerin sunulması tezatlığını bir araya getirdi. Hiç ekrana çıkmamış öğretmenlerimiz heyecanlarıyla kamera karşına geçtiler. EBA TV için çekimler yapıldı. Sosyal medya platformları üzerinden kendilerine göre bir şeyler yapmaya gayret ettiler. Evlerindeki ve ellerindeki imkanlarla öğrencileriyle veya velileriyle buluşmaya çalıştılar.
Kritik uyarı
Tabii dijitalleşme, hayatımızı kolay kıldığı gibi tehlikelerle de karşı karşıya kalmamıza neden oluyor. Bu tehlikelerden biri de kuşkusuz deepfake (derin sahtecilik). Deepfake kurbanı olmamak için ne yapmalıyız? Yapay zekâ günden güne gelişiyor ve kullanılan yerlerin sayısı giderek artıyor. Bununla birlikte hayatımız daha da kolaylaşıyor ve güvenlikle ilgili birçok olumlu yönde destek alabiliyoruz. Fakat aynı zamanda yapay zekânın gelişmesiyle birlikte siber dolandırıcılık gibi faaliyetler de bundan etkileniyor. Bununla ilgili en çarpıcı örnek deepfake. Deepfake derin sahtelik demek. Yani yapay zekâ ve makine öğrenmesi dediğimiz sitemle oluşturulan görüntülere verilen birer ad. Adından da anlaşılacağı üzere sahtecilik üzerine kurgulanmış bir durum. Sosyal medya mecralarında paylaştığınız resim ve videoların bir araya getirilerek gerçeğinden ayırt etmenin zor olduğu görüntüler hazırlanabilir. Yani eğlenme amacıyla paylaştığınız bazı video ve resimler sizin aleyhinize kullanılabilir. Uygulama nedeniyle dolandırıcılıklar, sahte kanıtlar, hileli rekabetler ortaya çıkabilir. Bu tür uygulamalar maalesef giderek artıyor. Geleceğin en büyük siber tehditlerinden biri haline gelebilecek bir durum. Bununla ilgili ciddi önlemlerin alınması gerekmektedir.