Derin Devlet deşifre oldu!
“Ortalama insan propagandanın ürünüdür.” (J. Ellul )
Türkiye her zamanki kritik seçimlerinden birine daha gidiyor. Türkiye’nin nasıl bir sistemle yönetileceği bu referandumla belirlenecek. Seçimin muhtemel sonucu devletin tüm kurumlarını, oto yollarını, barajlarını, ormanlarını ve sahillerini yakından ilgilendiriyor, halk dışında. Zira halk yönetim sistemiyle ilgili tercihini çoktan yapmış durumda.
“Toplumu kim yönetiyor?” sorusuna şahsen vereceğim cevaplarda, siyasiler listenin ilk sıralarında yer almazlar. Eğer toplumu yönetmekten otoyol zamlarını belirlemek, tatil günlerini ilan etmek, harç ve burs miktarına karar vermek vb. şeyleri anlıyorsanız bunların siyasilerin işi olduğu konusunda tereddütsüz hemfikiriz.
Ancak tüketim biçimimizden sağlığa, günlük hayatın nasıl düzenlendiğiyse konu, uzun süredir baştan çıkarıcı bir popüler kültür egemenliğiyle yönetildiğimizi söyleyebilirim.
Dolayısıyla “Tek adam” yönetimi konusunda herkes müsterih olabilir. Çünkü Türkiye’de sokak, uzun süredir antik Roma’nın “Pantheon” tapınağındaki putları andıran bir koalisyon tarafından yapılan kesintisiz bir propagandayla yönetiliyor zaten.
Toplumumuzda hüzne, öfkeye, cinnete, sevince, TV ve internette konuşlanmış bu Pantheon propagandası tarafından karar veriliyor.
“İmajlar bana önerilen şeyler değildir yalnızca, aynı zamanda bana saldıran şeylerdir de.” demişti J. Ellul tam da günümüzü kastederek.
TV ve internet dünyası Ellul’un dediği gibi imajlar üzerinden toplumsal zihne aralıksız saldırılar düzenliyor.
Bu açıdan TV ve internet uzun süredir tüm dünyada kitlenin kumanda edildiği bir merkez haline getirildi. Bugün değil yetişkinler, küçük çocuklar bile onu izlemekten men edilemez, en katlanılmaz yoksulluk bile TV’den vazgeçmeyi gerektirmez ve hatta en ideal eğitim sistemi bile TV’nin belirleyiciliğinden kurtulamaz durumdadır.
“İlkokuldan başlayarak disiplinli bir eğitime tabi tutuluyoruz. Sayısız öğretmen, enformasyon kanalları, üniversite, tezler, kitaplar…Tüm bunlar neticesinde hayatımızı özgür insanlar olarak aklımız ve zekamızla yönetiyoruz.” diye düşünmek konusunda herkes serbest elbette. Bu akıl yürütme toplumu meydana getiren ortalama insanın gülünç trajedisini özetliyor bir bakıma.
Aslında sokaktaki gerçek bundan tümüyle farklı.
Asıl gerçek yaşam biçimlerimizi TV ve internet tarafından yapılan istikrarlı bir propagandanın belirlediği.
Saçlarınızı hangi renge boyayacağınıza,
gardırobunuzu bu yıl hangi rengin süsleyeceğine,
hafta sonu hobilerinize,
hangi okullarda okumanız gerektiğine,
hangi meslekleri seçeceğinize,
birikimlerinizle neler yapacağınıza,
çocuğunuza hangi ismi koyacağınıza,
nerelerde gezip, hangi markaları tüketeceğinize,
vatanseverliğin, cesaretin, merhametin, ailenin, dinin ne olması gerektiğine Pantheon propagandası karar veriyor.
Bir emirle pantolonlar daralırken, kıyafetler kısalabiliyor…
Zaten yüzyılımızın savaşı kitleleri imha etmek değil ikna etmek üzerine kurulu. Bu yüzden buyruklar televizyon dizileriyle ulaştırılıyor halka… Bu anlamda TV dizilerini gelecek hedefinin kamuoyuna duyurulduğu bir çeşit “icraatın içinden” gibi görmek mümkün.
Dolayısıyla dizi filmlerde var olandan daha çok olması istenilen toplumun yansıtıldığını söyleyebiliriz. Bütün toplum oyuncu bedenlerine yüklenen seküler imajların oluşturduğu kompleksler tarafından baskı altında tutuluyor. Bedenleri kontrol etmek yaşamları da kontrol etmek anlamına geliyor. İnsanlar bedenlerinin hem kölesi hem efendisi haline getiriliyor ve bu onları kaçınılmaz şekilde tüketimin sömürgesi yapıyor. Kitleye zihnini kullanmaması için günlük hayatı tanzim edecek hazır yargılar sunuluyor.
Matrix’te dendiği gibi insana “göremediği, koklayamadığı ve dokunamadığı bir hapishane” tutsaklığı layık görülüyor.
Ailece oturmuş huşu içinde dizinizi izlerken popüler propaganda zihinlerinize sizi geri dönülmez biçimde değiştirecek formatlamayı çoktan yapmış oluyor. Bunu sağlamak için ise tüm dizilerde erkekler ve kadınlar için rol modeller ortaya konarak özdeşleşme yoluyla seyircinin karakterle bütünleşmesi sağlanıyor.
Burada biraz duralım.
Cahiliye döneminde, Mekke’nin müşrik sakinlerinin elleriyle yaptıkları putlara taptıkları biliniyor.
Bugün bu hasletin tümüyle yok olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bu minvalde günümüz popüler kültür seyircisini bir düşünelim.
Seyirci çeşitli gerekçelerle propagandanın ona dayattığı bir oyuncuyu beğenir.
Beğeni tespit edildiği anda yapımcı, bu oyuncuya çok etkileyici karakterler yazılması için senariste talimat verir.
Oyuncu bir süre sonra o süper özelliklerle donanmış rolüyle ekranlarda, photoshopla rötuşlanmış bir kusursuzlukla boy gösterir.
Seyirci TV’de, internette, nereye baksa karşısına çıkan bu insanüstü(!) varlığa- oyuncuya- karşı kabına sığmaz bir hayranlık geliştirir.
O nasıl konuşursa öyle konuşur, nasıl giyiniyorsa öyle giyinir, kısacası o oyuncuyu model olarak yaşamının bilişsel merkezine oturtur.
Davranışları ve kararları kendisine ait değildir artık. İradesi onun çok ötesinde görünmez bir otoriteye, Pantheon’un putuna bağlıdır.
Diğer taraftan bakılırsa oyuncu kesinlikle kendisi değil, reytingleri şekillendiren seyirci beklentilerinin ve hayallerinin bir yansımasıdır…
Tıpkı put benzetmesinde olduğu gibi…
(Kurt Cobain de intihar mektubunda “İnsanların benden beklediği gibi davranamıyor, vermem gereken tepkileri veremiyorum artık.” demişti.)
Hayranlık bu raddeye varınca okul müfredatı önemini kaybeder artık, gelenek anlamını yitirir ve ebeveyn terbiyesinin ehemmiyeti kalmaz.
Birey kendisine hüzün ve neşe bahşeden biricik kahramanın güdümündedir. Yani deyim yerindeyse elleriyle yaptığı putu TV’de ve internette hayranlıkla izlemekte, ona benzeyebilmek için ateşli bir tüketime yönelmektedir.
SÜRÜ NEDİR ?
Herkesin kurşun asker gibi birbirinin kopyası beden ve hayatlara sahip olduğu sürüleşmiş toplumla ilgili Frederic Beigbeder şöyle söyler: “Hepimizin belli başlı hedefleri aynı. Hepimizin korkuları aynı. Çok yakında aynı anda aynı şeyleri düşünmeye başlayacağız. Mükemmel bir uyum içinde olacağız. Senkronize. Birleşmiş. Eşit. Karıncalar gibi. Böcekler gibi. Koyunlar gibi.”
Nitekim yerel kültürleri yıkıma uğratan putçu propaganda nedeniyle artık bir Fransız, Alman ve Amerikan genciyle yurdum gençleri arasında giyim, tüketim, beğeni ve yaşam sitili anlamında nadir farklara rastlanır.
Tek tipleşmeye tiksintiyle bakan bir başka kişi olan H.David Thoreau ise çarpıcı bir şekilde modayı bir din olarak görüyordu. “Biz modaya taparız.” diyordu. “O ise tam bir yetkiyle eğirir, örer, biçer. Paris’teki baş maymun kafasına seyyah şapkası geçirdi mi, Amerika’daki bütün maymunlar da aynı şeyi yapar.”
Thoreau’nun trajik, “şapkalı maymunlar” benzetmesi TV ve İnternet propagandası sayesinde sokaklarımızda, meydanlarımızda ete kemiğe bürünmüş vaziyette.
Çok popüler bir dizinin başrol oyuncularından biri sakatlığı dolayısıyla topuklu ayakkabı giyemeyince neden olduğu skandalı “Giydiğim o düz çizmeler bir anda moda oldu.” diye anlatmıştı.
Yine bir yerli dizi filmin sanat danışmanı dizinin sebep olduğu tüketim çılgınlığıyla ilgili olarak: “Mağaza müdürleri ile iletişim halindeyiz. Söylediklerine göre dizide ne giydirsek bitiyormuş mağazalarda. Dizideki kıyafetlerin farklı rengini bile sormuyorlar, illa aynı renktekini satın alıyorlarmış.” derken Pantheon putlarının toplumumuzdaki göz ardı edilemeyecek hegemonyasını özetliyordu.
İNSANLAR İÇİNDE ÖYLELERİ VARDIR Kİ ALLAH DIŞINDA BAZILARINI ALLAH’A EŞ TUTARLAR DA ONLARI, ALLAH’I SEVMİŞ GİBİ SEVERLER (BAKARA 165)
Anlaşılacağı üzere dini referanslı geleneği yok ederek yerine seküler kimlikler inşa etmeyi amaçlayan Pantheon (Pentagon’a ne kadar çok benziyor değil mi?) putçuluğunun asıl amacı toplumu tüketim kültürünün müminleri haline getirmektir.
Bu nedenle TV ve internette yapılan aralıksız propagandayla tüketim kültürünün zihinlerde, ruhlarda kökleşmesi amaçlanır. Bireyin sahip olduğu laptop, giydiği gömlek, taktığı saat, içmekten hoşlandığı içecek meydana getirdiği “put”un tükettiklerinin aynısıdır artık. Ürün, bu haliyle sadece ihtiyacı karşılayan bir nesne değil; tüketicinin statüsünü ve kim olmak istediğini sergileyen bir kartvizittir.
Günümüz toplumunda insan putlarca yönetilen zalim bir diktatorya ile kuşatılmıştır. Bu diktatoryaya “neden?” ve “niçin?” soruları sorulamaz asla. Seyredilecek filmler, dinlenecek şarkılar listesine itiraz edemezsiniz mesela. İhdas edilen adetleri, yeni nesil insan ilişkilerini kabullenmek ve uygulamak zorundasınızdır. Aksi takdirde TV propagandasının uyrukları tarafından engizisyona mahkum edilmeniz işten bile değildir. Popüler kültürün yazısız anayasasına göre putların tüm emirlerine uyulmalıdır, bunlar Allah’ın emirleriyle çelişse bile…
Nitekim mevcut gerçek bunun vurgulandığı şekliyle işlediğini göstermektedir.
Allah “Mümin erkek-kadınlara söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar. (Nisa 30-31)” diye emretse bile putlar Pantheon’u “TV’yi açacak ve karşı cinsi izleyeceksin.” der…
Allah “Ziynetlerinizi gizleyin.” derken modayı icat eden putlar “Teşhir et!” diye ısrar ederek “Riya”ya çağrı yapar… “Riyanın her türlüsü şirktir.” der İbnül Kayyım.
“İsraf” kınanır dinde ancak tüketim toplumu putlarınca en sevilen meziyetlerdendir bu…
Popüler kültürün toplumdaki belirleyiciliği,
bu kültürün ikon ve ikonalarıyla ilgili insanların internette ürettiği hayranlık belirten içerik, günlük hayatta TV Pantheon’una ayrılan ortalama 6 saat ve popüler kültürün insanların inançtan beklentilerini karşılamaya soyunuyor oluşu,
meselenin bariz bir din hüviyetine büründüğünü ortaya koyuyor.
Bu Allah’ın emir ve yasaklarına karşılık kendi emir ve yasakları olan, topluma neşe ve haz vaat eden bir yedek din(!) adeta…
Bu seküler şeytani dine ve onun savaş araçlarına karşı mücadele ihmal edilmez bir ehemmiyette. Dolayısıyla denetim kulübü olarak üzerimize düşen mutat uyarı ve ikaz vazifesini yerine getiriyoruz. Deşifre etmeye çalıştığımız tehdit, sadece 15 Temmuz’da görünür haldeydi; onun dışında ve daima, hanelerdeki ikametgahında sinsice yaşıyor…
RTÜK’e görüş ve önerileriniz için,
444 1 178 (https://www.rtuk.gov.tr/gorus-ve-onerileriniz).