• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

CHP'li Üsküdar Belediyesinde "gölge başkan" skandalı! Rüşvet çarkı deşifre oldu: Belediye binasında gizli vesayet odası!

Yeniakit Publisher
Cem Kaya Giriş Tarihi:
CHP'li Üsküdar Belediyesinde "gölge başkan" skandalı! Rüşvet çarkı deşifre oldu: Belediye binasında gizli vesayet odası!

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından CHP'li Üsküdar Belediyesine yönelik yürütülen rüşvet soruşturması, belediye yönetimindeki karanlık bir yapıyı gün yüzüne çıkardı. Dosyaya giren etkin pişmanlık ifadeleri ve savcılık tespitleri, seçilmiş başkanın ötesinde belediyeyi "gölge bir ismin" yönettiğini ve kentsel dönüşüm adı altında vatandaşın can güvenliğiyle oynandığını ortaya koydu.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Üsküdar Belediyesi’ne yönelik yürüttüğü rüşvet soruşturmasında dosyaya giren etkin pişmanlık ifadeleri ve sevk evrakındaki tespitler, yalnızca para trafiği iddialarını değil, belediyedeki fiili yönetim yapısını da tartışmaya açtı. Resmi yetkisi tartışmalı bir ismin imar, ruhsat ve iskân süreçlerinde belirleyici olması, belediye binasında kendisine oda tahsis edilmesi ve kritik kararlarda seçilmiş isimlerden daha etkili davranması, kamuoyunda “Bu belediyeler gerçekten başkanlar tarafından mı, yoksa Silivri merkezli görünmeyen bir vesayet mekanizmasıyla mı yönetiliyor?” sorusunu gündeme taşıdı.


 

ÜSKÜDAR BELEDİYESİ’NDE YETKİ KİMDE, İPLER KİMİN ELİNDE?

Üsküdar Belediyesi soruşturmasında öne çıkan tablo, sıradan bir rüşvet iddiasının ötesine geçmiş durumda. Savcılık dosyasına giren anlatımlarda ve sevk evrakında, belediyenin resmi şemasında yer alan isimlerle fiilen karar verdiği öne sürülen isimlerin farklılaştığı bir yapı tarif ediliyor. İddialara göre belediyede resmi olarak yetkili birimlere rağmen asıl kararlar, resmi sıfatı tartışmalı merkezlerce yönlendiriliyor.

Etkin pişmanlıktan yararlanan Ahmet İşman’ın “Nazım belediyede gölge başkan gibiydi” sözleri, tartışmanın merkezinde… İşman ifadesinde, Kent A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanı olmasına rağmen Nazım Akkoyunlu’nun imar, ruhsat ve iskân alanında belirleyici olduğunu, hatta bazı müdür atamalarında bile etkili hareket ettiğini anlattı. Bu anlatım, savcılık sevk evrakındaki “belediye binasında oda tahsisi”, “belediye başkan yardımcısı gibi tanıtılma” ve “kritik süreçlerde fiili yönlendirme” tespitleriyle birleşince siyasi yorumcuların önüne çok daha büyük bir soru koydu: Seçilmiş yönetim mi iş başında, yoksa seçilmişlerin üzerinde kurulan başka bir vesayet sistemi mi var?


 

DOSYADAKİ İDDİA: RESMİ GÖREV BAŞKA, FİİLİ GÜÇ BAŞKA

Savcılık dosyasına göre yapı ruhsatı için yetkili birim İmar ve Şehircilik Müdürlüğü, iskân için ise Yapı Kontrol Müdürlüğü. Ancak buna rağmen, belediye iştiraki olan Kent A.Ş. üzerinden yürüyen bir temas ve yönlendirme hattı kurulmuş durumda. Dosyada, müteahhitlerin resmi başvurudan önce Kent A.Ş. personeliyle görüştüğü, “danışmanlık” adı altında sözleşmeler imzalandığı, ödeme yapılmadan işlemlerin ilerlemediği ve belediye personelinin de buna göre hareket ettiği kaydediliyor.

Buradaki en sarsıcı nokta, Kent A.Ş.’nin belediyenin asli karar mercii olmamasına rağmen sanki belediyenin üstünde bir yetkili merci gibi çalıştığına dair tespitler. İmar ve iskân süreçlerinde seçilmişlerin ve resmi müdürlüklerin önüne geçen fiili bir mekanizma, sadece adli değil, aynı zamanda doğrudan siyasi bir kriz anlamına geliyor. Çünkü demokrasi açısından asıl mesele şu: Yetkiyi halk mı veriyor, yoksa yetkisiz ama etkili bir yapı mı kullanıyor?


 

BELEDİYE BİNASINDA ODA, SAHADA FİİLİ OTORİTE

Üsküdar soruşturmasında savcılık sevk yazısında dikkat çeken ayrıntılardan biri de Nazım Akkoyunlu’ya belediye hizmet binası içinde oda tahsis edildiği iddiası idi. Üstelik bu odanın, İmar ve Şehircilik Müdürlüğü ile Yapı Kontrol Müdürlüğü arasında bulunduğu, Kent A.Ş. personelinin de belediye binasında ofis kullandığı belirtiliyor. Bu tablo, sıradan bir iştirak şirketi yöneticisinin görünümünün çok ötesinde bir tabloyu ortaya koyuyor.

Kamuoyundaki tartışma da tam burada büyüyor. Çünkü bir belediye iştirakinin yöneticisi, eğer resmi yetkisi olmamasına rağmen belediye binasında bu denli kritik konumlandırılıyor, belediye başkan yardımcısı gibi tanıtılıyor ve sahada belirleyici rol oynuyorsa, burada artık sadece idari bir düzensizlikten değil, fiili bir vesayet mekanizmasından söz ediliyor demektir. Üsküdar dosyası, CHP’li belediyelerde “arka plandaki yönetenler” tartışmasını bu yüzden yeniden alevlendirdi.


 

KENTSEL DÖNÜŞÜM DİYE YOLA ÇIKIP, STATİĞİ OYNANMIŞ BİNALARA RUHSAT VERİLDİ

Üsküdar Belediyesi ile Kent A.Ş. arasında kamuoyuna “kentsel dönüşüm” ve “depreme dayanıksız yapıların yenilenmesi” başlıklarıyla sunulan çalışmaların, soruşturma dosyasındaki bazı somut delillerle ters yönde bir tabloya dönüştüğü de yapılan tespitler arasında. Savcılık soruşturması kapsamında elde edildiği belirtilen delillere göre, rüşvet karşılığında verilen bazı iskânlarda sadece ruhsata aykırılıkların değil, binanın statiğini ve depreme dayanıklılığını olumsuz etkileyebilecek nitelikteki aykırılıkların da görmezden gelindiği belirtiliyor.

Bu iddia, dosyayı sıradan bir belediye yolsuzluğu tartışmasının da ötesine taşıyor. Çünkü burada artık sadece para alışverişi değil, vatandaşın can güvenliği de söz konusu. Kamuoyuna “dönüşüm”, “güvenli yapı”, “yenilenme” başlıklarıyla anlatılan bir süreçte, eğer gerçekten deprem güvenliğini etkileyen aykırılıklar rüşvet karşılığında tolere edildiyse, bu yalnızca hukuki değil vicdani olarak da çok ağır bir tabloya işaret ediyor.

“KANDİL MODELİ” BENZETMESİ NEDEN YAPILIYOR?

Üsküdar soruşturmasında ortaya çıkan bulgular sonucu bazı siyasi çevreler ve yorumcular, ortaya çıkan bu tabloyu geçmişte HDP’li bazı belediyelerle ilgili gündeme taşınan “Kandil modeli belediyecilik” iddialarıyla kıyaslamaya başladı. O dönemde kamuoyuna yansıyan tartışmalarda, seçilmiş belediye başkanlarının görünürde görevde olduğu; ancak bürokratik atamalar, hak ediş ödemeleri, imar iskân işleri, personel kararları ve bazı kritik imzaların örgütsel vesayet altında belirlendiği ifade ediliyordu. Başkanın makamda oturduğu, fakat asıl kararların başka merkezlerde alındığı iddiası, kayyım tartışmalarının da temel başlıklarından biri haline gelmişti.

Şimdi benzer bir tartışmanın CHP’li belediyeler için dillendirilmeye başlanmasının nedeni de tam burada yatıyor. Üsküdar’daki iddialarda da belediye başkanının ve resmi başkan yardımcılarının bulunduğu bir yapının içinde, belediye hiyerarşisinde yeri net olmayan bir ismin imar ve iskân gibi son derece kritik alanlarda fiilen son sözü söylediği öne sürülüyor. İşte bu yüzden, “Bu yeni bir vesayet modeli mi?” sorusu yüksek sesle sorulmaya başlandı.


 

SİLİVRİ VESAYETİ TARTIŞMASI DA BU BAŞLIKLA BİRLEŞTİ

CHP’li belediyelere yönelik tartışma yalnızca Üsküdar Belediyesi’yle de sınırlı değil. CHP Genel Merkezi’ne yönelik de uzun süredir “Silivri vesayeti” eleştirileri dillendiriliyor. Parti yönetiminin, özellikle kritik siyasi çıkışlarda ve belediyelerle ilgili krizlerde, kendi özgür siyasi iradesiyle değil, Silivri baskısıyla hareket ettiği yorumları yapılıyor. Özgür Özel’e yönelik ülke ve dünya gündeminden koptu, ana muhalefetin gündemini Ekrem İmamoğlu’nun kaderiyle eşitlediği eleştirileri de bu bağlamda muhalif çevrelerde daha sık seslendirilmeye başlandı.

Üsküdar dosyasıyla birlikte bu eleştiriler yeni bir anlam kazandı. Çünkü belediyelerde görünmeyen bir yönetim iradesi olduğu tartışması, partinin genel siyasi çizgisindeki vesayet iddialarıyla birleşince daha büyük bir tablo ortaya çıkıyor: Belediye yönetiminde başka akıl, parti yönetiminde başka baskı merkezi. Bu nedenle Üsküdar dosyası, sadece bir adli dosya olmaktan çıkıp CHP’nin yönetim anlayışını tartışmaya açan sembol dosyalardan birine dönüşüyor.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23