Boşanmalar yeni evli çiftler arasında bu kadar hızlı neden artıyor, sorusuna bütün toplumlar kafa yoruyor.
Araştırmalar yapılıyor. Pek çok sebep sıralanıyor. Ancak eşlerin “mutluluğu ancak elele vererek yakalayacaklarına dair inancı asla yitirmemeleri gerektiğine işaret ediliyor.
Kadın Çalışıyorsa..
Eşlerden her ikisinin de çalışıyor olması, evliliği tüketen sebeplerden biri. Çalışan kadına, ev işlerinde erkeğin yardımcı olmaması yozlaşmayı artırdığı gibi, çalışan kadınların işinde ve evinde iki farklı role sahip olması onu yoruyor, bezdiriyor ve bu da aile içinde huzursuzluğu tetikliyor.. Çalışan kadın evine vakit ayırdığı zaman işi tehlikeye giriyor, işine yöneldiğinde evini ihmal ediyor. İşine daha çok vakit ayırdığında, kocası ve çocukları kendilerini ihmal edilmiş hissediyor.. Bu sebeplerden çalışan kadınlarda çalışmayanlara göre 6 kat daha fazla boşanma vakası görülüyor. Belki bu yönelimi asıl tetikleyen, kadının “Nasıl olsa, işim ve gelirim var..” düşüncesi oluyor. Buna “ekonomik özgürlük” dense de bu onun boşanma sonrasındaki karanlık, yalnız ve daha da çekilmez günleri görebilmesini engelliyor..
Çağdaş imkanlar kışkırtıyor
Günlük hayatı kolaylaştıran teknoloji, maalesef gençlerin özel hayatını tehlikeye atıyor. Çok odalı evler, yazlıklar, kışlıklar, farklı televizyon ve bilgisayarlar, çiftleri birbirinden koparıyor ve yalnızlaştırıyor. Bunlar hissi yönden kopma ve ayrışmaya sebep oluyor.
Evde hizmetçi, bakıcı
Akraba ziyaretleri ve komşuluk ilişkileri evliliği sürekli dinamik tutarak tükenmesine engel olabiliyor. Haftada en az bir-iki defa akraba ya da komşu ziyaretinde bulunanlarda, evlilik yorgunluğu riskinin azaldığı gibi bu ziyaretlerin hem eşler arasında paylaşımı artırdığı hem de monotonluğu yok ettiği gözlemlendi. Evlerinde hizmetçi ya da bakıcı olanlarda boşanmaların daha fazla olması da ilginç bir tesbit. Ayrıca yemek sonrası çay-kahve sohbetlerinin evliliği pekiştiriyor..
Olumlu Düşünmek..
Karşılıklı empati de evlilik yorgunluğunu önleyen önemli faktörlerden biri. Kendini eşinin yerine koyarak hareket etmek çoğu zaman sorunların başlamadan çözümlenmesi ile sonuçlanır. “Eşime güvenmiyorum, beni aldatabilir” düşüncesine sahip birinin güvensizliği, bir süre sonra davranışlarına yansıyabiliyor ve bu da ilişkiyi boşanmaya sürüklüyor. Psikolojideki bu yasanın adı da “kuantum olumsuzlama”dır. Bunun tersine “Eşim beni aldatmaz” düşüncesi ile duygularını yansıtan kişinin bu olumlu düşünca ile evlilik bağlarını sağlamlaştırabiliyor.
Eleştiri üslubu
Evlilik yorgunluğunu önlemek için çiftler eleştiri ve önerileri ‘sen’ odaklı değil ‘ben’ odaklı yapmalı.. Meselâ ‘Bu evin hali ne böyle? Sen ne dağınık birisin!’ demek yerine ‘Ev dağınık olunca kendimi kötü hissediyorum’ demek karşı tarafı sorumluluk duygusuyla daha hassas hareket etmeye yönlendirebilir. ‘Sen’ odaklı eleştiri çoğu zaman direkt kişiliğine yapılmış bir saldırı olarak algılanır.
Birbirini izlemek
Bir araştırmada, 100 kişiye karşı cinsten birine 5 dakika süreyle hiç kıpırdamadan bakmaları isteniyor ve şaşırtıcı bir sonuç çıkıyor.
Birbirinin yüzüne bakan çiftlerden bazıları aşık olup evlenmeye karar veriyor. Uzmanlar tıpkı bu araştırmadaki gibi çiftlere her gün en az 5 dakika birbirinin yüzüne bakmalarını öneriyor.
Evlilik, canlı bir organizma gibi beslenmeye ihtiyaç duyar
Evlilikte 2,5 yıldan sonra duygusal beslenme minimuma iniyor. Bunun yerini, duyma, dinleme ve anlama şeklindeki empatik paylaşımcı iletişimin aldığı, çiftlerin de bunu en iyi şekilde yerine getirmesi gerektiği belirtilmekte.