• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Bir illüzyon türü olarak demokrasi!

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
Bir illüzyon türü olarak demokrasi!

Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal, 'Bir illüzyon türü olarak demokrasi!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte Av. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;

              TBMM 1920’de açılmış fakat 1950’ye kadar tam 30 yıl hiç serbest seçim yapılmamıştı. 1950’deki ilk seçimde, jandarma dipçiklerinden illallah diyen halk kahir ekseriyetle DP’yi iktidara getirmiştir. CHP zulmünden bıkan millet, DP’yi üç defa peşpeşe iktidar yapmıştı. Bu durumu kabullenemeyen İnönü, CHP + Ordu = iktidar formülünü devreye sokarak, darbe yoluyla tekrar iktidar olmuştur!

                Halkın büyük bir çoğunluğu köylerde yaşıyordu. DP nin demokratını anlamıyordu. Anlamamak ne demek, telaffuz dahi edemiyordu. Fakat çok beğendiği ve sevdiği için de DP’ye kendi bir ad takmıştı. Demür kır at! Demokratı bilmiyor ve telaffuz edemiyordu ama, sayısız ve büyük hizmetlerinden dolayı ve gerçekten “halkçı” politikaları sebebiyle, kendi için iyisinin, doğrusunun, demürkıratlar olduğunu da engin ferasetiyle çok iyi kavramıştı! 27 Mayıs darbesinden sonra mecburen yapılan ilk serbest seçimde oyunu tabiki kır ata, yani AP ye basacaktı. CHP Cumhuriyeti kendisine 30 yıl hiç söz hakkı tanımamıştı, ama demürkıratlar “yeter söz milletindir” diyor ve çarıklı erkan-ı harp söz hakkına, kendinden olana, dört elle sarılıyordu!

                Bu Türk milletinin demokrasi ile ilk tanışmasıydı ve onu kendi yorumu ve adlandırmasıyla benimsemiş, söz hakkına sahip çıkmıştı. Demokrasi zaten halk anlamında demos, egemenliği manasında kratos, yani halk egemenliği değil miydi? İşte bir şekilde tezahür ediyordu! Demürkırat hasret kaldığı ezanı Muhammedi’yi aslına döndüren, berekete vesile olan, kendini jandarmaya dipçikletmeyendi. Mesaj çok iyi anlaşılmış ve gereği yapılıyordu. 2024 tarihine kadar tam 74 yıldır aynı sosyoloj bir daha CHP yi iktidar yapmadı. Hep CHP karşısındaki demürkıratları iktidar yaptı. Parti isimleri DP, AP, ANAP, AKP ve liderler değişti ama mana ve hassasiyetler değişmedi! Zira “tebeddülü esma ile hakikat tegayyur etmiyordu”, tebeddülü eşhas ile de hakikat tegayyur etmezdi!

                   1950 ye kadar kendisine yapılan baskı ve zulümlerin aynısının 27 Mayıs darbecilerince, demürkırat liderliğine yapıldığını üzülerek gördü, çok vahlandı, ama elinden bir şey gelmedi. Pek sevdiği Menderes ve iki bakanı zulmen idam edildiler. İktidarı cumhuriyet elitlerinden alıp, millete verenleden korkunç bir intikam aldılar. Onlar Türkiye’nin sahibiydiler ve bu vatanı sokakta bulmamışlardı. Hassolara, Hüssolar, düşüklere, kuyruklara, bırakılacak bir Türkiye olamazdı!

               Darbeciler en temel hukuk ilkesi, tabii hakim prensibini hiçe sayarak, seçmece hakimlerden oluşan bir gürûhu Menderes, Bayar ve arkadaşlarına zulümler yapmak üzere görevlendirdiler. Adaletten behresi olmayan zalimlerin bu göstermelik mahkemesine de Yüksek Adalet Divanı dendi. Adalet, üstelik Yüksek Adalet illizyonu! Bu hakim görünümlü zalimlerin reisi, adalet dağıtacağı sanıklara devamlı hakaretler ediyor, mazlum sanıklarla polemiğe giriyordu. Sanıkların daima kısıtladığı müdafaalarını bölüyor, onlara kızıyor, sıkıştığında da “sizi buraya tıkan güç böyle istiyor" diyordu. Bu alçakça söz 27 Mayıs darbesinin ve zalim yargılamalarının özeti ve temel mottosuydu! Bu zalim yargıçlar sonradan hükümeti ve TBMM ‘yi denetleyecek Anayasa Mahkemesi üyelikleriyle taltif edildiler.

                    Böylelikle, modern bir tedbir olan Anayasa Mahkemesi, kanlı ve zalim darbeciler tarafından "Türk demokrasine" hediye edilmiş oldu! Hakimleri de,  Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a "Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor" diyen tetikçilerden seçildi. Türkiyede Anayasa Mahkemesi ile aslında ne yapılmak istendiği belli değil mi?

                    Zulümler sözde mahkeme ile sınırlı değildi elbette. İsmi halk tarafından yaslı adaya çevrilen yassı ada zindanlarında çok işkenceler, hakaretler, zalimlikler yapıldı. Başçavuş seviyesinde nadanlar milletin pek sevdiği sevgili Başbakanları Ali Adnan beyin cildinde sigaralar söndürdüler, en düşük rütbeliler bile ülkenin Başbakanına tokatlar attı. O tokatlar elbette demürkıratları seçen millete atılmış tokatlardı, yazıklar olsun! Onbeş dakika sonra asacakları Menderes'e prostat muayenesi alçaklığını reva gördüler. Bu tam anlamıyla bir tecavüzdü. Millete tecavüz!

                   Darbeyi ABD destekliyor, yaptırıyordu.Yapanların motivasyonu ise Atatürk ilke ve inkılaplarından yani, CHP ideolojisinden sapılması ve Menderes’in diktatör olması diye gerekçelendiriliyordu. Halbuki Atatürk ilke ve inkılapları arasında demokrasi yoktu. Kemalizm, tek adam, tek parti, tek ideoloji, otoriter ve totaliter bir karaktere sahipti! Menderes kesinlikle bir diktatör değildi ama, diktatör de olsa, bu Kemalist ideoloji ile çelişmezdi. Mustafa Kemal kuvvetler ayrılığına açıkça karşıydı.

“İnkılabın kanunu bütün kanunların üzerindedir “ derdi. Bu şu demekti; kendimizin yaptığı kanunlarla ve hukukla dahi bağlı değiliz! Nitekim bütün uygulamaları da böyle idi.

                    1924 Anayasası CHP’nin ebedi ve mutlak iktidarına çok uygun, CHP’nin elini güçlendiren bir anayasaydı, fakat tek parti döneminde TCF ve SCF denemeleri, peşinden CHP’nin 3 genel seçimi açık ara farkla kaybetmesi, darbeci, seçkinci, bürokratları Millet iradesine karşı tedbir almaya zorladı!

                       1961 Anayasası görünüşte ilk modern Anayasa, kuvvetler ayrımı, temel hak ve hürriyetleri detaylı düzenleyen, ilk defa ( çoğulcu ) demokrasi’nin benimsendiği, çift meclis, Anayasa Mahkemesi ve denetimi, MGK, gibi yeni, modern, çoğulcu, kurumlar getiren demokratik bir anayasaydı!

                        Ancak dikkat edilince ve uygulamayla da iyice anlaşıldıki, DP ve Menderes gibi demürkıratların, yani seçimle gelen meşru hükümetlerin, iktidar olsa dahi muktedir olamayacağı bir demokrasi tuzağıydı, demokrasi illizyonuydu herşey! Mesela ikili meclis kanun çıkarmayı, yönetmeyi, zorlaştırmak içindi! Kuvvetler ayrımı, hükümeti yasama ve yargı ile bloke etme durumuydu. Nisbi temsil sistemi, hükümet kurmayı zorlaştırmak, kurulan hükümetleri zayıf tutmayı amaçlıyordu. MGK ise TSK nın hükümete ayar verdiği zemindi. Ve bunun gibi onlarca engel! Anayasanın ruhu, seçilmişe asla güvenme, onu atanmışlarla, vesayet kurumlarıyla sınırla, durdur! CHP nin Kemalist resmî ideolojisi dışındakileri engelle. Kemalizmi toplumda ve devlette gerekirse zorla hakim kıl diyordu.

                       Bütün bunlar çoğulcu ve gerçek demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi değerleri suistimal ederek gerçekleştiriliyordu. Mesela hukukun üstünlüğü, Anayasa ve yasalara dercedilen, meşru hükümet üzerinde vesayetin üstünlüğü demekti! Demokrasi, asker-sivil bürokrasiyi aşan millet iradesinin değil, asker-sivil bürokrasi ve vesayet kurumlarının iradesinin hakimiyetiydi! Nitekim 1924 Anayasasına göre egemenlik Türk milletine ait ve TBMM tarafından kullanılırken, 1961 Anayasasında diğer yetkili organlar da zikredilerek vesayet resmileştirilmiştir. Millet egemenliğine zoraki ortaklar atanmıştır. Atatürk CHP ‘sine ebedi bir iktidar tasarlanmıştır!

                       1961 Anayasası ile, davulun seçilmiş hükümetlerin boynunda, tokmağın ise atanmış vesayet kurumlarının elinde olduğu, görünüşte demokratik, gerçekte ve uygulamada antidemokratik bir sistem kurulmuştur!

                       Aslında ilk bakılacak şey, Anayasayı hangi iradenin yaptığı olmalıdır! Ve maalesef darbeci bir iradedir tecelli eden. Başbakan ve bakanları idam eden. İdam öncesi en sevgili Başbakan’a prostat muayenesi ahlaksızlığını yapan, başçavuşlara Başbakan tokatlattıran, millete ve seçtiklerine derin bir kin duyan marazi bir irade! Gerçekte hayırhah, iyi, demokratik, bir Anayasa beklemenin imkansız olduğu bir irade!

                       Bu irade Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan’ı antidemokratikle, diktatörlükle suçlayıp duracaktı! Elbette darbeler ve muhtıralar gibi saf demokratik (!) yöntemlerle de onları terbiye edecekti! Çünkü devlet iktidarı bir şekilde ellerindeydi.

                       Aslında bu çarpık demokrasi anlayışını, Türkiye Anayasa Hukukçularının babası sayılan Kemalist Prof Dr. Mümtaz Soysal pek güzel özetlenmiştir; "Demokrasi Cumhuriyeti bozuyor!" Yani seçimlerle gelenler, yani millet iradesini temsil edenler, Kemalist resmi ideolojiyi bozuyor, demekti. Onun için, bizatihi millet iradesine, milli egemenliğe, hileli ve tuzaklı bir tedbirler manzumesi ortak koşuluyordu.

                       Fakat işler bir türlü, Amerikancı Kemalist darbecilerin istediği gibi gitmiyordu. 1971 darbecilerince Başbakan atanan bir başka CHP’li anayasa profesörü Nihat Erim; "Bu anayasa Türkiye'ye lüks" diyordu. Zira Prof. Erim, Türkiye'yi "küçük Amerika" olarak görüyordu. İnönü CHP'sine,  "ortanın solu" siyasetini kabul ettirende Prof. Erim idi. Şimdi, Türkiyede "sol", "ortanın solu", "demokrasi" kavramlaştırmaları ile gerçekte ne yapılmak istendiğini bir defa daha düşünelim!

                       Aynı zamanda, sırf seçimlerle iktidar olma mekanizmasının dahi, devletin fiili ve gerçek sahiplerinin oyunlarını nasıl da bozduğunu hesaba katalım. Bu anlamda 70 yıl önceki Türk köylüsünün "demürkırat" a atfettiği önem ve değer ile, Mümtaz Soysalın, "Demokrasi Cumhuriyeti bozuyor" un anlamını da hesaba katalım.

                         Bizde demokrasi Demokrat Parti ile duyulmaya ve popülerleşmeye başlamıştır. Fakat onu Anayasaya koyup, resmileştirenler, ABD güdümünde Kemalist darbe yapanlardı. Bu elbette hakiki bir demokrasi ve halk hakimiyeti değil, iğdiş edilmiş, vesayete tabii, göstermelik bir demokrasi idi. Elitist egemenlerin hakimiyetlerine zarar veremeyecek, gerçek bir demokrasi yerine, sahtesini bizatihi kanlı darbeciler icad ve ihdas etmişlerdir!

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Leyl....

Yaziniz cok guzel olmus.. Emek verilerek yazilmi$, teferruatli bir yazi.. Lakin Onlarin derdi vatan millet degildir.. Rahmetli Menderes kar$i cenah oldugu icin ayagi kaydirildi.. Esasen Deniz Gezmi$ de boyledir.. Cok alakasiz olacak ama, Deniz Gezmis bir ara parlamentoya da girmi$ olan bir vekilin akrabasidir.. Neden yazdim o da asildi malumunuz.. Deniz Gezmi$ Bey yani.. Yani bunlar 3 grup hatta dominant 2 grup tüm Türk siyaseti 2veya 4 ki$i haricinde hep bu gruplarinin icinde yaziyorlar ve oynuyorlar bu senaryolari, tabii millet de 1938 den beri figuranlik yapiyor.. Atam Osmanli..

Leyl....

Malumunuz rahmetli Menderes esasen Aileden cok varlikli bir insan.. Yani politikaya girmek me$hur olmak veya bu yolla zengin olmak gibi bir derdi de yokdu.. Ama rahmetli Demirel Bey öyle degildir o fakir Aileden gelmektedir.. Dolayisi Ile mecburidir söyleneni yapmasi..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23