AYM kararı sonrası dengeler değişiyor! Süresiz nafakada kritik değişiklik
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasındaki 'süresiz olarak' ibaresini iptal etmesiyle nafaka uygulamasında yeni bir dönem gündeme geldi. Prof. Dr. M. Turgut Öz, kararın nafakayı ortadan kaldırmadığını, süre belirlenirken tarafların ekonomik ve sosyal koşullarının dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Yoksulluk nafakasında yıllardır tartışılan “süresiz” uygulama Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla yeni bir boyut kazandı. Anayasa Mahkemesi (AYM), 4 Haziran tarihli kararıyla Türk Medeni Kanunu’nun yoksulluk nafakasını düzenleyen 175. maddesindeki ‘süresiz olarak’ ibaresini iptal etti. 30 Eylül tarihli Resmî Gazetede yayımlanan iptal hükmü, yayımından dokuz ay sonra yürürlüğe girecek.
Kararın sonuçlarını değerlendiren İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Turgut Öz, iptalin kapsamının doğru anlaşılması gerektiğine dikkat çekti. Öz, yoksulluk nafakasının kaldırılmadığını, yalnızca nafakanın ‘süresiz olarak’ istenebilmesine ilişkin ifadenin iptal edildiğini belirtti.
“Objektif ölçütler çerçevesinde belirlemeli”
Öz, kararın bundan böyle uzun süreli veya yaşam boyu nafakaya hükmedilemeyeceği anlamına gelmediğini, esas meselenin, nafaka süresinin her olayın kendine özgü koşulları ve objektif ölçütler çerçevesinde belirlenebilmesi olduğunu söyledi.
AYM’nin aynı ifadeyi 2012 yılında Anayasa’ya aykırı bulmadığını hatırlatan Öz, Mahkemenin o dönemde ‘süresiz’ ifadesinin kendiliğinden ömür boyu ödeme yükümlülüğü doğurmadığını, nafakanın koşulları devam ettiği sürece ödendiğini vurguladığını aktardı. Prof. Dr. Öz, 2026 tarihli kararı ise nafaka alacaklısının korunmasının yanında nafaka yükümlüsünün temel haklarının da gözetilmesini öne çıkaran bir yaklaşım olarak değerlendirdi.
Almanya ve İsviçre’deki örnekleri neyi işaret ediyor?
Yeni düzenlemenin yalnızca evlilik süresine dayanan matematiksel bir formülle sınırlandırılmaması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Öz, hakime somut olayın özelliklerini değerlendirebileceği bir alan bırakılmasının önemine işaret etti.
Prof. Dr. Öz, evlilik süresinin başlangıç ölçütlerinden biri olarak kabul edilebileceğini; ancak tarafların yaşı, sağlık durumu, çocukların bakımı nedeniyle çalışma hayatından uzak kalma süresi ve ekonomik bağımsızlık kazanma imkânının da dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Almanya ve İsviçre’deki yaklaşımlara değinen Prof. Dr. Öz, bu ülkelerde evlilik süresinin yanında evlilik içindeki iş bölümünün, bakım sorumluluklarının ve evlilik nedeniyle ortaya çıkan ekonomik dezavantajların da değerlendirildiğini aktardı. Türk hukukunda da açık ve öngörülebilir ölçütlere dayanan, gerektiğinde hakimin evlilik süresinden farklı bir nafaka süresi belirlemesine imkan tanıyan bir sistemin makul bir çözüm olabileceğini ifade etti.
“Geçiş dönemini açıkça düzenlemesi gerekiyor”
Prof. Dr. Öz, yeni düzenlemenin devam eden nafaka ilişkilerinin durumunu da açıkça belirlemesi gerektiğini aktardı. Geçmişte ödenen nafakalara dokunulmaması, daha önce nafaka ödenen sürenin dikkate alınması ve mevcut nafaka yükümlülüklerine hangi hükümlerin uygulanacağının açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti.
Geçiş hükümlerinin eksik bırakılmasının hem nafaka alacaklıları hem de nafaka yükümlüleri açısından yeni uyuşmazlıklara yol açabileceğine dikkat çeken Öz, dokuz aylık sürenin bu belirsizlikleri giderecek bir düzenleme hazırlanması için değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Kadının soyadına ilişkin hükmün iptalinden sonra yaşanan düzenleme eksikliğini de hatırlatan Prof. Dr. Öz, yoksulluk nafakasında benzer bir belirsizliğin önlenmesi çağrısında bulundu. Öz, hazırlanacak düzenlemenin her iki tarafın menfaatlerini gözetmesi, anayasal eşitlik ve ölçülülük ilkeleriyle uyumlu olması ve geçiş dönemini açıkça düzenlemesi gerektiğini dile getirdi.
