Seçim öncesi kitlesini nefret söylemiyle politize ederek, sokağa dökmeye çalışan muhalefet; kirli siyaseti ile ülkenin huzur iklimini sabote ediyor. Tuzla’da namaz kılan teğmenlere yönelik laikçi saldırı, Tevhid bayrağı taşıyan vatandaşın darp edilmesi gündemdeki yerini korurken; Fatih Camii’nin İmamı Galip Usta ve bir ilahiyat öğrencisi bıçaklandı.
Eğitilmiş cahillerden oluşan kitlesini nefret söylemiyle politize ederek sokağa dökmeye çalışan ve çok tehlikeli bir toplum mühendisliği yürüten muhalefetin kirli siyaseti sonuçlarını veriyor. Başta 2006 yılında sabah namazında bıçaklanan Bayram Ali Öztürk Hoca olmak üzere karanlık mahfiller tarafından işlenen vahşi cinayetler ve kaos senaryoları hafızalardaki tazeliğini korurken, 31 Martta yapılacak yerel seçimler öncesi Türkiye’deki huzur iklimini sabote etmeyi amaçlayan şer odakları şimdi de Fatih Camii’nde gerçek yüzünü gösterdi.
PKK, FETÖ, MOSSAD, SEÇİM PANİĞİ
Tuzla’da namaz kılan teğmenlere yönelik laikçi saldırı, Filistin’e destek mitinginden Kelime-i Tevhid bayrağı ile dönen İsmail Aydemir adlı vatandaşın faşist provokatörlerce darp edilmesi, 1979’da şehid Metin Yüksel’in cenaze törenine ait bir görüntü ile yapılan “En delikanlınızı Fatih Camiinin avlusunda vurduk” şeklindeki tehdit içerikli paylaşımların ardından şimdi de Fatih Camii İmamı Galip Usta ile talebesi Bilal Erdem’in bıçaklanması, oluşturulmak istenen kaos iklimini gözler önüne serdi. PKK’nın siyasi uzantısı ile ‘DEM’lenen CHP’nin toplumsal desteği kaybetmesi, MOSSAD ajanlarının yakalanması ve FETÖ’nün son çırpınışları sonrası devreye sokulan ve sadece mütedeyyin kesimi hedef alan asimetrik saldırıları Akit’e değerlendiren uzmanlar “senaryo tanıdık, amaç kaos” görüşünde birleşti.
KAOS PLANI DEVREDE
ASDER Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Hacımustafaoğulları, şunları dile getirdi: “Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasını istemeyen çevreler hiçbir zaman boş durmayacaklar. ‘Fatih Camii’nde Metin Yüksel’i öldürdük. Gene yaparız’ şeklindeki paylaşımından sonra bu saldırı vuku buldu. Adli bir vaka mı yoksa herhangi bir bağlantı var mıdır, ortaya çıkacak ama biz bu ve benzeri olayların hiçbirini tesadüf olarak göremeyiz. Bir kaos planı çerçevesinde değerlendirip ona göre her an müteyakkız olmamız gerekiyor. Son dönemde yaşanan saldırıların hiçbirisini normal bir olay olarak değerlendirmiyorum. Tezgâhlanan olaylar olarak değerlendiriyorum. Seçim atmosferine girmemizin etkisi olduğunu düşünüyorum. Hem devlet olarak hem de millet olarak sahnelenen oyunlara dikkat etmeliyiz.”
HEDEF ÜLKENİN HUZURU
Güvenlik ve Strateji Uzmanı Ersan Ergür de şunları anlattı: “1949’a kadar tek partili bir sistemle ülkeyi yönetenler kendilerini bu ülkenin gerçek sahibi olarak görmüşlerdir. Müslümanları ise ikinci sınıf insan kategorisine alarak sadece ‘çaycı olabilir’, ‘hizmetli olabilir’, ‘camide namazını kılar’ şeklindeki bir bakışla ele alıyorlardı. Halk Erdoğan’ı 21 yıldır onu sürekli iktidarda tutarak hakiki anlamda milli ve manevi duyguların benimsendiği, kopuk olmayan bir yönetim anlayışını sağladı. Bu yönetim anlayışının, bir daha Batı’dan beslenen zihniyetin iktidara gelmesinin önünde bir engel teşkil ettiği artık aşikar olmuştur Bunu değiştirmek için Alparslan Arslan’ın gerçekleştirdiği Danıştay saldırısında denediler. Gezi olaylarında denediler. Fakat bir türlü başarılı olamadılar. Şimdi önümüzde seçimler var. Muhalefet özellikle İstanbul’u yeniden kazanarak Türkiye’de söz sahibi olmak istiyorlar. Bu açıdan da kaos ortamını tetiklemek istiyor. Bu son olayların hepsi halkı kin ve nefrete sevk etmek ve huzur iklimini hedef almayı amaçlıyor. İslami düsturları benimsemiş olan insanların önüne geçmek istiyorlar. Ama bunu başaramayacaklar.”
SENARYO KÜRESEL ÇAPTA
Güvenlik Uzmanı Ali Coşar ise şunları söyledi: “İki nirengi noktasına dikkat çekmek istiyorum. Birincisi global emperyalistler tarafından harekete geçildiğini ve dünya çapında Sünni Müslümanların hedefe konulduğunu görüyorum. İkincisi, Müslüman ülkeler içerisinde en sağlam gördükleri Türkiye’yi sarsmak istiyorlar. Bu plan çerçevesinde Türkiye insanlarını seküler ve dindar diye kamplara ayırmaya çalıştıklarını görüyoruz. Uzun zamandan beri bir ayrıştırma ve hasımlaştırma girişimi var. Küresel çaptaki senaryonun böyle olduğunu düşünüyorum. Türkiye geneline baktığımızda ise 31 Mart seçimleri öncesinde bazı kutuplaşmalar meydana getirerek halk arasında bir iç çatışma çıkarmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla hem küresel hem de yerel çaptaki senaryolar birbiriyle örtüşüyor. Dolayısıyla son dönemde gerçekleşen saldırıları yabancı istihbarat organlarının ve yerli işbirlikçilerinin bir mahareti olarak görmek lazım. Yani Türkiye, içeride ve dışarıda başı ağrıyacak bir hale sokulmak isteniyor. Yani boş durmuyorlar.”
