Analizin temel tezi şu: Savaşma iradesi, askeri kapasiteden daha belirleyici olabilir. Bilgi savaşı, toplumların ve liderlerin bu iradesini şekillendirmeyi amaçlıyor. Ancak bu yaklaşım, etik sınırlar, uluslararası hukuk ve demokratik değerlerle uyum konularında ciddi tartışmalar doğuruyor. Bilgi savaşında “ileri saldırı” stratejisinin benimsenmesi, Batı’nın savunduğu normatif çerçeveyle nasıl bağdaştırılacak sorusu açık kalıyor. Sonuç olarak, analiz Batı’nın bilişsel savaş alanındaki konumunu yeniden değerlendirmesi gerektiğini savunuyor. Ancak bunun nasıl ve hangi sınırlar içinde yapılacağı, stratejik olduğu kadar normatif bir tercih olarak da öne çıkıyor. Haber Kaynağı: The National Interest - Michael Miklaucic