Hukuk Profesörü Prof. Dr. Seyithan Deliduman, çocukluk çağında yaşanan travmaların bireyin kişilik gelişimi ve toplumsal uyumunu doğrudan etkilediğini belirterek, modern hukuk devletinin çocukları yalnızca suç sonrası değil, suç oluşmadan önce korumakla yükümlü olduğunu ifade etti. Deliduman, Çocukluk çağında maruz kalınan ihmal, istismar, şiddet ve benzeri travmatik olgular, bireyin ruhsal gelişimi üzerinde derin ve kalıcı etkiler yaratmakta; kişilik gelişimini, davranış kalıplarını ve toplumsal uyum kabiliyetini doğrudan etkilemektedir. Bu travmalar yalnızca bireysel sonuçlar doğurmakla kalmayıp kamusal düzeni tehdit eden sosyo-hukuki problemlere yol açmaktadır. Modern hukuk devletinde çocukların korunması, anayasal bir yükümlülüktür. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilgili hükümleri ile Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi birlikte değerlendirildiğinde, devletin sadece ihlalleri cezalandırmakla değil, önleyici idari, sosyal ve hukuki mekanizmaları tesis etmekle yükümlü olduğu açıktır. Hukukun koruyucu fonksiyonu, riskleri oluşmadan bertaraf etmeyi esas alır. Bu bağlamda çocukluk çağı travmaları karşısında eğitim politikaları, sosyal hizmet mekanizmaları, aile hukuku ve çocuk izlem merkezlerinden oluşan geniş bir koruma sisteminin etkin işletilmesi zorunludur. Öte yandan travma öyküsünün ilerleyen yaşlarda suç davranışlarıyla ilişkisi, ceza hukukunda kusur yeteneği, cezanın bireyselleştirilmesi ve topluma yeniden kazandırma politikaları açısından dikkate alınmalıdır. Hukuk devletinin gerçek gücü, suçun kaynaklarını önceden tespit ve önleme kapasitesinde yatar. Çocukluk çağı travmalarının önlenmesi, uzun vadede kamu düzenini korur ve toplumsal barışı güçlendirir. Gerçek anlamda sosyal hukuk devleti anlayışı, insan onurunu esas alan koruyucu mekanizmaların kurumsallaştırılmasıyla mümkündür. Bu yaklaşım, suç siyasetini travma odaklı bir perspektifle yeniden yapılandırmayı gerektirir” dedi.