Uzm. Dr. Onultan, “Araştırmada dikkat çeken 32 yaş ortalaması, her bireyin aynı yaşta nörolojik olgunluğa ulaşacağı anlamına gelmiyor. Uzmanlara göre beyin gelişimi kişisel farklılıklar gösterebiliyor ve biyolojik yaş ile nörolojik olgunluk her zaman aynı doğrultuda ilerlemiyor” diye konuştu. Uzm. Dr. Onultan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bilimsel çalışmalarda belirtilen yaş ortalamaları, toplum genelindeki eğilimleri göstermektedir. Bazı bireylerde bu süreç daha erken, bazılarında ise daha geç tamamlanabilir. Dolayısıyla yalnızca kronolojik yaşa bakılarak kişinin karar verme becerileri veya psikolojik olgunluğu hakkında kesin değerlendirmeler yapmak doğru değildir." Uzm. Dr. Onultan, “Nörobilim alanındaki çalışmalar, beynin gelişiminin 32 yaşında tamamen sona ermediğini de gösteriyor. Öğrenme, yeni deneyimler, fiziksel aktivite ve zihinsel egzersizler sayesinde beyin yaşam boyunca yeni bağlantılar kurmaya devam ediyor. Nöroplastisite olarak adlandırılan bu özellik, beynin değişen koşullara uyum sağlayabilmesini mümkün kılıyor” dedi. Uzm. Dr. Onultan, beyin sağlığını koruyan yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çekerek, "Kaliteli uyku, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, kitap okumak, yeni beceriler edinmek ve sosyal yaşamın aktif olması beynin yeni sinir bağlantıları oluşturmasını destekler. Bu nedenle beyin sağlığını korumaya yönelik alışkanlıklar yalnızca ileri yaşlarda değil, çocukluk döneminden itibaren önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Onultan, “Araştırmanın ortaya koyduğu bulguların yalnızca nöroloji alanı açısından değil, psikoloji, eğitim bilimleri ve sosyal davranış araştırmaları açısından da önemli sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. Erkek beyninin gelişim sürecinin daha uzun sürmesi, genç erişkinlik dönemindeki davranış kalıplarının daha doğru anlaşılmasına katkı sağlayabilecek bilimsel veriler sunuyor” diye konuştu.