• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
5
Yeniakit Publisher
Boğaziçi’nde büyük rezalet: Hz. Muhammed ve Kâbe’ye alçak paylaşım

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Boğaziçi’nde büyük rezalet: Hz. Muhammed ve Kâbe’ye alçak paylaşım

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin konuşmalarına yer verilen sosyal medyadaki 'Overheard Boğaziçi' adlı hesapta, Hz. Muhammed’e ve Kâbe'ye yönelik alaycı ifadelerin Sertab Erener'in şarkısı eşliğinde paylaşılması büyük bir infiale yol açtı. Toplumun en kutsal değerlerini hedef alan bu ahlaksız paylaşıma karşı Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü (BİSAK) derhal harekete geçerek asla sessiz kalmayacaklarını duyurdu. İslam düşmanı bu kışkırtıcı eylemlere karşı yasal ve meşru yöntemlerle kararlılıkla mücadele edeceklerini belirten öğrenciler, yapılan saygısızlığı şiddetle kınadı.

#1
Foto - Boğaziçi’nde büyük rezalet: Hz. Muhammed ve Kâbe’ye alçak paylaşım

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin konuşmalarına yer verilen 'Overheard Boğaziçi' adlı Instagram hesabında Hz. Muhammed'e ve Kabe'ye yönelik alaycı ifadelerin müzik eşliğinde paylaşılması büyük tepki topladı. Bir barda geçtiği belirtilen bir konuşmanın aktarıldığı paylaşımda, Hz. Muhammed hakkında alaycı ifadeler kullanıldı. Söz konusu ifadelerin Sertab Erener'in "Zor Kadın" şarkısı eşliğinde yayımlanması da dikkat çekti.

#2
Foto - Boğaziçi’nde büyük rezalet: Hz. Muhammed ve Kâbe’ye alçak paylaşım

Ayrıca aynı hesapta, bazı Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine atfedilen, Allah'a ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik hakaret içerikli ifadelerin de daha önce paylaşıldığı görüldü.

#3
Foto - Boğaziçi’nde büyük rezalet: Hz. Muhammed ve Kâbe’ye alçak paylaşım

Tepkilerin ardından paylaşım kaldırılırken, skandal paylaşıma ilişkin Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü'nden (BİSAK) açıklama yapıldı.

#4
Foto - Boğaziçi’nde büyük rezalet: Hz. Muhammed ve Kâbe’ye alçak paylaşım

Kulüp yayınladığı açıklamada, "Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) mübarek zatını hedef alan her türlü alaycı ifade ve ima, tüm Müslümanların inanç ve değerlerine yönelmiş bir saygısızlıktır" ifadelerini kullandı. BİSAK, İslam'ın kutsal değerlerini hedef alan benzer girişimlere sessiz kalmayacaklarını, meşru ve yasal yöntemlerle kararlılıkla karşı duracaklarını duyurdu.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mehmet

Emniyet Adalet Bakanligi hemen gereğini yapıp bu alçakları ters kelepçe ile acilen dertest etmeli.

Recep Aydın Sosyal Bilimci

BOĞAZİÇİ'Nİ YIKALIM, YERİNE ÜNİVERSİTE YAPALIM! Türkiye'nin en gözde üniversitelerinden biri olan Boğaziçi'nin adını duyunca insanın aklına bilim, ilim, irfan ve yetişmiş beyinler geliyor. Fakat son günlerde ortaya atılan iddiaları okuyunca insan ister istemez soruyor: Burası üniversite mi, yoksa kutsal değerlerle alay etmeyi çağdaşlık zannedenlerin gösteri sahnesi mi? Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ve Müslümanların kıblesi Kâbe'ye yönelik alaycı ifadelerin bir sosyal medya hesabında paylaşılması, doğrusu insanın aklına başka bir soruyu getiriyor: Biz bu gençleri bilim insanı olsunlar diye mi yetiştiriyoruz, yoksa milletin inançlarıyla alay etmeyi meziyet saysınlar diye mi? Elbette birkaç kişinin saygısızlığı bütün üniversiteye mal edilemez. Ama böyle bir anlayışın üniversiteyle yan yana anılması bile düşündürücüdür. İşte bu haberleri okuyunca aklımdan şöyle bir düşünce geçti: Boğaziçi'nin binasını yıkalım, yerine üniversite yapalım! Aman yanlış anlaşılmasın! Binalarla bir derdimiz yok. Bizim derdimiz, üniversite çatısı altında bulunmayı her türlü değere hakaret etme ayrıcalığı zanneden zihniyetledir. Yoksa Boğaziçi'nin güzelim binalarına yazık olur. Üstelik mesele binada olsaydı, birkaç kamyon çimento ve biraz demirle çözerdik. Ne yazık ki bazı meselelerin çözümü için çimentodan önce edep, demirden önce karakter gerekiyor. Düşünebiliyor musunuz? Bir insan yıllarca okuyacak, sınavlara girecek, yüksek puanlar alacak, Türkiye'nin en köklü üniversitelerinden birine girecek ama başkalarının kutsal değerlerine saygı göstermeyi öğrenemeyecek! Demek ki her yüksek puan, yüksek ahlak anlamına gelmiyormuş. Her diploma da sahibine otomatik olarak edep kazandırmıyormuş. İnsan ister istemez soruyor: Acaba üniversiteye giriş sınavlarında matematik, fizik ve Türkçenin yanına biraz da saygı ve nezaket sorusu mu eklesek? Şimdi bazıları çıkıp hemen ifade özgürlüğünden söz edecektir. Elbette ifade özgürlüğü vardır ve olmalıdır. İnsanlar dinleri, inançları ve düşünceleri eleştirebilir. Fakat eleştirmek başka, insanların kutsal değerlerini aşağılamayı marifet saymak başkadır. İfade özgürlüğü, başkalarının inançlarını küçümseme yarışına dönüştürülmemelidir. Bir insanın düşüncesini açıklayabilmesi için mutlaka bir başkasının kutsalını hedef alması mı gerekiyor? Hele Peygamber Efendimiz'e ve Kâbe'ye yönelik alaycı ifadelerle gündeme gelmek, kimseye bilimsel bir üstünlük kazandırmaz. Böyle davranmakla ne yeni bir buluş yapılmış olur ne de insanlığa bir hizmet sunulur. Bilim dünyası sizden yeni bir keşif beklerken siz insanların kutsalları üzerinden gündeme gelmeye çalışıyorsanız, ortada ciddi bir anlayış problemi var demektir. İşin en düşündürücü tarafı da şudur: Acaba bu tür paylaşımları yapanlar, başka bir inancın kutsal değerleriyle aynı şekilde alay edilse yine aynı rahatlığı gösterebilirler miydi? Yoksa saygı anlayışları, karşılarındaki inanca göre mi değişiyor? Eğer öyleyse bunun adı çağdaşlık değil, çifte standarttır. Bizim istediğimiz gayet basit. Müslümanın kutsalına da Hristiyanın kutsalına da Yahudinin kutsalına da saygı gösterilsin. İnanan da inanmayan da insan onuruna yakışır bir üslupla konuşsun. Kimse kendi inancını başkasına zorla kabul ettirmeye çalışmasın ama kimse de başkasının inancını aşağılamayı ilericilik zannetmesin. Burada Boğaziçi Üniversitesi'nin bütün öğrencilerini ve öğretim üyelerini aynı kefeye koymak elbette haksızlık olur. Nitekim habere göre üniversitenin İslam Araştırmaları Kulübü öğrencileri bu paylaşıma tepki göstermişler. Demek ki aynı üniversitenin çatısı altında saygısızlığa karşı çıkan vicdanlı gençler de bulunuyor. Bu gençlerin hukuki ve barışçıl yollarla tepkilerini dile getirmeleri, üniversitelerde farklı düşüncelerin medeni biçimde savunulabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Benim asıl merak ettiğim şu: Üniversitelerimiz gençlere yalnızca meslek mi kazandıracak, yoksa insan olmanın sorumluluğunu da hatırlatacak mı? Bir öğrenci matematikte, fizikte, mühendislikte dünya çapında başarı gösterebilir. Ama bütün bu başarılarının yanında insanlara saygı duymayı öğrenememişse eğitiminde önemli bir eksiklik var demektir. Çünkü ilim insanı yüceltmeli, kibirlendirmemelidir. Bilgi insana tevazu kazandırmalı, başkalarının inançlarını küçümseme hakkı verdiği düşüncesine sürüklememelidir. İnsanın kafasını bilgilerle doldurmak kolay olabilir ama gönlüne merhamet, vicdanına adalet, davranışlarına edep kazandırmak çok daha önemlidir. Üniversite dediğimiz yer, insanların inançlarıyla alay ederek alkış toplama yeri değildir. Üniversite; araştırmanın, sorgulamanın, düşünmenin ve medeni tartışmanın merkezidir. İnançlar elbette akademik olarak incelenebilir, sorgulanabilir ve eleştirilebilir. Ancak bunu yaparken kullanılan dil, kişinin bilgi birikimi kadar karakterini de ortaya koyar. Bir de şu çağdaşlık meselesine değinmek istiyorum. Bazıları çağdaşlığı geleneklerle kavga etmek, dini değerleri küçümsemek ve toplumun hassasiyetlerini hafife almak zannediyor. Oysa gerçek çağdaşlık, farklı inançlara ve düşüncelere rağmen bir arada yaşayabilme olgunluğudur. İnsanların kutsallarına saygı göstermeyi öğrenememiş birinin çağdaşlık dersi vermeye kalkışması, yüzme bilmeyen birinin denizin ortasında cankurtaranlık yapmasına benzer. Ben yetkililerden de bu tür iddiaları ciddiyetle incelemelerini bekliyorum. Paylaşımı kimin yaptığı, ifadelerin hangi bağlamda kullanıldığı ve herhangi bir hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. Kimse peşinen suçlu ilan edilmemeli, fakat insanların dini değerlerine yönelik aşağılayıcı davranışlar da sıradanlaştırılmamalıdır. Sözün özü, Boğaziçi Üniversitesi'nin binalarını yıkmaya gerek yok. O güzelim binalar yerinde kalsın. Biz, kutsal değerlere hakareti aydınlık zanneden anlayışın değişmesini isteyelim. Çünkü binaları yeniden yapmak kolaydır ama kaybolan saygıyı, zedelenen vicdanı ve eksilen ahlaki değerleri yeniden inşa etmek çok daha zordur. Hatta üniversitenin kapısına şöyle bir levha asalım: "Burada yüksek puanla öğrenci alınır. Ancak insanlara saygı göstermek için üniversite sınavında derece yapmak gerekmez!" Son olarak şunu söylemek istiyorum: Benim için gerçek aydın, başkalarının kutsallarıyla alay eden değil, kendi düşüncesini savunurken başkalarının inançlarına da saygı gösterebilen insandır. Gerçek eğitimli insan, yalnızca çok şey bilen değil, bildikleriyle birlikte insan olmanın erdemini de taşıyabilendir. Üniversiteyi üniversite yapan dört duvar, gösterişli binalar veya kapısındaki tabelalar değildir. Üniversiteyi üniversite yapan ilim, irfan, vicdan ve edeptir. Bunlar eksikse binanın kapısında üniversite yazmasının ne önemi var? İşte bu yüzden hiciv yoluyla bir kez daha söylüyorum: BOĞAZİÇİ'Nİ YIKALIM, YERİNE ÜNİVERSİTE YAPALIM! Ama önce binaları değil, saygısızlığı marifet sayan zihniyeti değiştirelim.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23