Milattan önce de sosyal yaşamın parçası olan gözyaşı, parfüm, zehir şişeleri ve benzeri ürünler üzerine çalışmalar yaptığını söyleyen Gölbaşı, "Gözyaşı şişeleri, milattan önce ve sonra da kullanılmış. Askerlerin savaşa gittiklerinde, eşlerinden ayrı kaldığı dönemlerde, eşlerinin kocalarını ne kadar sevdiğini anlatabilmeleri amacıyla üretilmiş. Bu şişelerin içine gözyaşlarını biriktirerek, eşlerine sevgilerini anlatmaya çalışmışlar. Hanımlar, kocalarına sadakatlerini, bağlılıklarını, sevgilerini ayrı kaldıklarında ne kadar üzüntü çektiklerini anlatabilmek için bu gözyaşı şişelerine gözlerinden akan yaşları doldurmuşlar. Bu şişeleri, kötü emellerle kullanma isteği olanlar da var. İçine zehir saklayıp kullanan kişilerin olduğunu biliyoruz. Ayrıca daha önce kazılarda bulunmuş kırık parçaları bir araya getiren hocalarımız, bu şişelerin aslına yakın bir çalışma yapmamı isteyebiliyor. Arkeoloji alanında çeşitli çalışmaları bulunan Prof. Dr. Cenker Atila Bey'in, doçentlik tezinde bu tip kazılardan çıkmış ürünlerin ve eserlerin benzerlerini yapmaya çalıştık. Üniversitelerimizin yapmış olduğu kazılarda bulunan o kırık şişeleri farklı şekillerde restore ettik. Bugünün şartlarında daha kaliteli hale getirip, daha düzgün bir yapıyla benzerlerini de yapmaya çalışıyoruz" diye konuştu. Cam üfleme sanatının diğer mesleklere oranla fazla risk taşıdığını söyleyen Gölbaşı, "Ateş yakar, cam ise keser. Ama iki unsurun bir araya gelip de o camı alevde erittiğinizde farklı şekiller elde ediyorsunuz. O farklı şekilleri elde ettikçe cam sizi daha da içine çekiyor. Bizim mesleğe hep 'sanat' derler ama ben her zaman 'zanaat' derim. 'Arkadaşlarımın hepsi kabuklarına çekilmiş emekliliklerini yaşıyorlar' diyebilirim. Ama ben, arkamdan gelebilecek kabiliyetli, cam sanatını sevebilen gençlere, bu sanatı daha iyi noktalara taşısınlar diye bilgilerimi, tecrübelerimi aktarmak için bu işe hala devam ediyorum" açıklamasında bulundu.