İnsan nasıl yaşatılır?

06 Aralık 2017 Çarşamba

Biliyoruz ki, Şeyh Edebali,Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin hem mürşididir hem de kaimpederi…

Osman Gazi“Bey” olduktan sonra, ona, devlet yönetimine ilişkin bazı öğütler vermiş, öğütlerinde çağları aşan ifadeler kullanmıştır. Bunlardan biri de, dünkü yazımızın son cümlesini teşkil eden öğüttür: “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!”

Şimdi şu tek cümleyi şerhe ve izaha çalışalım...

Soru şu: İnsanı “yaşatmak” için ne yapacaksınız? Herhalde önce neye ihtiyacı olduğuna bakacaksınız.

Yaşamak için insanın evvelâ karnının doyması şart: Yani “aş” (yemek-ekmek)vereceksiniz. 

“Aş” verebilmek için de, “iş” vermek zorundasınız. Bir işte çalışıp üretecek, kazandırırken kendisi de kazanacak, böylece ekonomi gelişecek, devlet de güçlenecek…

Bunu gerçekleştirmenin yolu istihdam alanları oluşturmaktan geçiyor.Yani zamanın şartlarına uygun biçimde toprakları işleyeceksiniz, yerine göre sanayi tesisleri, havalimanları, santraller, köprüler kuracaksınız, ticari hayatı canlandıracaksınız. “Üretim-tüketim dengesi”ni gözetecek, ardından gelir dağılımında adalet sağlayacak, doğru düzgün vergilendirme yapacaksınız.

Ve hem doğru yaşaması, hem de işini doğru düzgün yapabilmesi açısından, insanı eğiteceksiniz: Bunun için okullar açacaksınız, üniversiteler kuracaksınız, öğretmenler, öğretim üyeleri yetiştireceksiniz.

Verimli çalışabilmesi ve üretebilmesi için, her insana kaliteli sağlık hizmeti vereceksiniz. Yani kendi çağını aşan hastahaneler kuracaksınız, doktor, hemşire, laborant, bakıcı, eczacı, araştırmacı yetiştireceksiniz.

Ve tabii hürriyet vereceksiniz. Çünkü hayatın tadına ancak hürriyetle varılır. 

Bunlar hem evrensel, hem de çağdaş normlar. Demek oluyor ki, günümüzden yediyüz küsur sene önce yaşamış olan Şeyh Edebali, çağını çok aşan evrensel normlarla hayata bakabilmiş, devletin bu çerçevede kurulması (kurumsallaşması) halinde ancak kalıcı olabileceğini değerlendirebilmiştir. 

Sonrasında Osman Gazi, “öğüt” geleneğini sürdürüp, oğlu Orhan Gazi’ye muhteşem öğütler veriyor:

“Bak oğul, Allah’ın emirlerine aykırı işler işlemeyesin; (bu cümlede bence keyfe tabi yönetim anlayışının, yani diktatörlüğün reddi var)…

Bilmediklerini ulemadan sorup öğrenesin; (ilim adamının değeri bakımından çok anlamlı)…

Sana itaat üzre olanları hoş tutasın; (başka dinlere ve ırklara müsamaha)…

Askerlerine in’amı, ihsanı eksik etmeyesün kim, insan ihsanın kulcağızıdır; (yardım etmeye teşvik)…

Zalim olmayasın! Alemi adâletle şenlendiresin. Allah için cihadı terk etmeyesin; (adaletle zulüm yapmamanın birlikte vurgulanması ‘hukuk devleti’ kavramını çağrıştırıyor. Ayrıca bunların hemen ardından cihadın hatırlatılması da çok ilginç! İlginç, çünkü bu anlamda bir cihadın şiddet içermemesi gerekiyor. Anlaşılan Ertuğrul Gazi, sevgi ve şefkatle yüreklerin fethini öngörüyor)…

Ulemaya riayet eyle ki, din işleri nizam bulsun. İlim ehlini el üstünde tut; (Bilgi ve bilgenin değerine ve din başta olmak üzere işlerin bilimsel metotlarla yürütülmesine dikkat çekiliyor)…

Askerlerine ve dünya malına gurur getirip doğru yoldan uzaklaşmayasın; (Gücün hukuk, merhamet ve adaletle dengelenmesi gereği savunuluyor ki, bu son derece modern ve sonuna kadar çağdaş bir anlayıştır)…

Bizim mesleğimiz Allah yoludur, maksadımız İ’la-yı Kelimetullahdır. (Allah’ın dinini yaymak), davamız kuru kavga ve cihangirlik davası değildir (işte bu anlayış Osmanlı padişahlarını bir Cengiz Han, bir Hülagü Han, bir Timur Han olmaktan ve dünyayı yakıp yıkmaktan korumuş, inşacı ve imarcı yapmıştır)…

Memleket işlerini noksansız gör, herkese ihsanda bulun.

Oğul Orhan, Bursa’yı aç (fethet) gülzar eyle; ölünce beni Bursa’da Gümüşlü Kümbet’e defnet.” (Osman Gazi fetihten önce öldüğü için geçici olarak Söğüt’e defnedildi, fetihten sonra ise vasiyetine uyulup Bursa’ya nakledildi).

Şimdi insanı yaşatmak yerine, iftiralarla, isnatlarla, kumpaslarla yok etmeye çalışıyoruz!

 

YORUM YAZ