Terörün hedefi
Çok şükür güzel bir ülkede yaşıyoruz. Memleketimizin her bir yöresi değişik güzelliklere sahip. Tarihi ve doğal harikalarla donatılmışız.
İklimi hoş; insanlarımız sıcak, çalışkan ve inançlı.
Yer altı ve yer üstü zenginliklerimiz mevcut. 80 milyon nüfusumuzun hepsini doyuracak yiyecekler topraklarımızdan fışkırıyor. Hayvancılığımızın durumu bazı problemlere rağmen fena değil.
Ülkemiz dünyanın belki de en kritik, en stratejik geçiş yerinde bulunuyor. Asya ile Avrupa, Güney ile Kuzey, Doğu ile Batı arasında köprüyüz. Ortadoğu ülkeleri ile Balkanlar arasındayız. Hıristiyan ve Müslüman devletlerin ortasındayız.
Değişik kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmışız. Halen de değişik dinden, mezhepten, kavimden, dilden insanlarımız bir arada kardeşçe, sulh içinde yaşıyor.
Bu yüzden memleketimize kıskançlık gösteren, düşmanlık yapan da var ve elbette olacak.
Gün geçmiyor ki yeni bir eylem şekli ile değişik bir hedefe yine başka bir ilimizde, bölgemizde teröristler faaliyete geçiyor, acımasızca insanlarımıza ve güvenlik görevlilerimize saldırıyor.
Üstelik her defasında ayrı bir terör örgütü çıkıyorlar karşımıza. Kimi zaman DEAŞ veya İŞİD oluyorlar, bazen PKK ya da YPG, bazı zaman da FETÖ veyahut DHKPC.
Yurtiçinde ve dışında savaşımız sürüyor.
Ancak hepsi temelde ve hedefte birleşiyor, ülkemize düşmanlıkta ve iplerinin başka hain güçlerin elinde olması yönünden benzerlikler sergiliyorlar.
Amaçları Türkiye’yi Suriye benzeri bir kan gölüne çevirmek. Bir zaman bakıyorsunuz laik-inançlı, başka bir vakit alevi-sünni, derken Türk-Kürt ayrılığı çıkarmak istiyorlar. Su uyuyor, düşman uyumuyor. Hep hile, hep kalleşlik ile hep kargaşa, hep terör ve kan dökme peşinde koşuyorlar.
Sadece son günlere bakıyorum da önce Kayseri’deki menfur katliam, derken Rus Büyükelçisinin öldürülmesi, yılbaşı gecesi Ortaköy’deki saldırı ve şimdi de İzmir’deki terör. Hainler hain emelleri için boş durmuyor. Bir terör olayının acısı içinde kıvranırken hiç umulmadık bir yerden bir başkası geliyor. Değişik failler, ama gaye ve imza aynı.
Hedefleri güzelim ülkemizin huzurunu bozmak, barışı bitirmek. İnsanlarımız birbirine düşsün, Türkiye kan gölüne dönsün isteniyor.
Adeta Sayın Cumhurbaşkanımızın isabetle dediği gibi yeni bir Milli Mücadele Savaşı veriyoruz. Üstelik bu defa dört bir yandan geliyorlar, içimizden ve bizden görünüp maskeli olarak da saldırıyorlar.
İşte burada bizlere düşen görev, kardeşliğimize sarılmaktır. Düşmanlıkları bitirmektir. Kötü niyetli şer güçlerin oyununa gelmemektir.
Terör hadiselerini ayırımcı değil birleştirici şekilde algılamak bakış açımız olmalı. Huzura, barışa, kardeşliğe, dayanışmaya ve yardımlaşmaya daha önem vermeyi gaye olarak ısrarla sürdürmemiz şart. O melun hainlerin yapmak istediklerinin aksine birbirimize sarılmalı, dostlukları kuvvetlendirmeliyiz.
Gerçekten sayısız nimet içinde yüzüyoruz. Karşılaştığımız olumsuzlukları büyütüp düşmanlıkların körüklenmesine engel olalım, oyuna gelmeyelim. Terör ve anarşi, ülke düşmanı hainler dışında kimsenin işine yaramaz.
Elimizdeki nimetlerin kıymetini bilmezsek onlar elimizden alınır, zor ve acınası durumlara düşeriz.
Unutmayalım ki Suriyelilerin, Iraklıların, Bulgaristan’da ve Yunanistan’da yaşayanların, Kırımlıların, Türk Cumhuriyetlerinden olanların gidecekleri bir ülke var, güzel Türkiye’miz. Ancak Allah korusun bir karışıklıkta bizim gidecek yerimiz de yok.
Hepimiz Türkiye gemisinde yol alıyoruz. Kaptanımız Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan. Gemi batarsa hepimiz denizin derinliklerine yuvarlanır ve yok oluruz.
İnşallah bir ve beraber, huzur içinde bu ülkede yaşamaya devam edeceğiz. Kıyamete kadar…