İki imkân: Dil ve din

18 Ekim 2017 Çarşamba

Cumhurbaşkanımızın Sırbistan ziyaretinde, ev sahibi ülkenin Dışişleri Bakanı Ivica Dacic’in Türkçe şarkı söylemesi bu yazıyı mecburi hale getirdi. 

Sözü uzatmayalım, konuya dalalım. 

Bizi biz yapan veya biz olmaktan çıkaran, hayati iki şey vardır: Dil ve din. 

Dil ve din, birbirini tamamlayan unsurlardır. 

Dil, hepimiz için bir imkândır. Din de öyledir. 

Dil ile derdimizi ifade ederiz. Din ile de kendimizi ifade ederiz.

Dilin, bir milletin kaderini belirleme kabiliyeti vardır. Dilini kaybedenin, dinini kaybetme süreci hız kazanıyor. 

Osman Toprak’ın, Dil ve İmkân isimli kitabının sunuş bölümünden bir cümle: “Dil, milletin hayatıyla, millet de dilinin hayatıyla bağlanmıştır.“ (Profil Yayınları, 2009)

Dil meselesi, kuru bir dil bilgisi veya ilgisiyle izah edilebilecek bir şey değildir. Dil, konuşulan, yaşanan ve düşünülen bir bahistir. 

Türkçe konuşan, Türkçe yaşayan; Türkçe düşünür. İngilizce konuşan ve İngilizler gibi yaşayan da onlar gibi düşünür.

İngilizlerin düşüncesi, Osmanlı devletini tarih sahnesinden silmekti. Nitekim bunu, kendileri gibi düşünenlerin gaflet veya yardımıyla gerçekleştirdiler.

Tam burada, şunu da hatırlatmak gerekiyor: Osmanlıdan sonra yeni bir ülke inşa etmek isteyenlerin, dile ve dine aynı anda müdahale etmesi, elbette boşuna değildi.

Mesele sadece bundan, yani bizden ibaret değil. Rumeli’nden Balkanlar’a dönüşen coğrafyadaki Arnavut ve Boşnak kardeşlerimiz de benzer durumdalar. 

1900 yılında Arnavutluk’un İşkodra şehrinde Osmanlı vatandaşı olarak dünyaya gelen Tahir N. Dizdari, 1972 yılında Tiran’da Arnavutluk vatandaşı olarak vefat etti. Vefatından yıllar sonra, 2005 yılında, önemli bir çalışması yayınlandı: Arnavutça’daki Şark Kökenli Kelimeler Sözlüğü (Fjalor i orientalizmave në gjuhën shqipe)…

Dizdari, bu sözlüğün önsözünde şöyle söyler: “Birkaç kelime hariç tüm 4 bin 406 alıntı Arnavutça’ya Türkçe vasıtasıyla alınmıştır.”

Sözlükte neler yok ki: xhep (cep), byrek (börek), baker (bakır), çorbe (çorba), patellxhan (patlıcan), bojaxhi (boyacı)…

Kütüphaneme kadar gidip, Abdulah Skaljic’in Sırpça-Hırvatça dilinde Türkçülük (Turcizmi u srpskohrvatskom jeziku) isimli sözlüğü aldım. Şöyle yazıyor: “Sözlükte, 6 bin 878’i farklı terimler olmak üzere, 8 bin 742 kelime (ifade) yer alıyor.”

Burada da yok yok: berecet (bereket), skembe (işkembe), zumbul (sümbül), carsija (çarşı), casa (kâse), baksuz (bahtsız), cuprija (köprü)

Türkiye’nin, tüm gayretine rağmen, bölgede dikiş tutturamayışının ve Modern Arnavut ve Boşnakların yaşadıkları sorunların ana sebebi yine aynıdır: Dile ve dine aynı anda müdahale edilmiş olması.

Konu nereden nereye geldi. Çıktığımız yer ile vardığımız nokta, birbirinden çok farklı gibi görünüyor. Ama değil.

Devam edelim.

Milli Marşımızın yazarı şunu söylemiştir: “Benim için iki şey mukaddestir; din ve dil.” 

Rahmetli Mehmet Akif, ben diyor ama hepimiz için geçerlidir.

Milletimiz, dilini ve dinini korumak için en büyük bedelleri ödemiş, milyonlarca şehit vermiştir.

Bir alıntı daha yapalım. 

Şair Süleyman Çobanoğlu’nun da dediği gibi: “İnsanlar ve cemiyetler gibi, diller de din değiştirirler. Diller de kelimeyi şahadet getirir. Türkçe, Müslüman olmuş bir dildir.”

Ve bir tane daha…

Mehmet H. Doğan, Şiir ve Eleştiri isimli kitabında, bir tarihçinin “Dil eşittir kimlik” sözünü aktardıktan sonra şöyle devam ediyor: “Dilini yitiren, dilinin konuşulduğu ortamın dışına savrulan ya da atılan kimse, her şeyden önce bir kimlik bunalımına düşüyor.” (Yapı Kredi Yayınları, 1998)

Avrupa’daki Türk çocuklarının durumu veya dramı, sözü edilen bunalımın en canlı, en sahici örneğidir.

Hazreti Mevlana’nın şu sözü de önemlidir: “Ana dilinden koparılan kimse, kendisine yabancılaşır.”

Şöyle de söyleyebiliriz: Türkçe’nin sözünden çıkanlar, yoldan çıkarlar. Kurda, kuşa yem olurlar. 

 

  • Teşhis çok doğruTeşhis çok doğru1 ay önce
    10 numara yazı.