BM kimi temsil ediyor?

20 Aralık 2017 Çarşamba

İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı, Milletler Meclisi’nin bitişi oldu. Savaş devam ederken, cevabı en çok aranan, soru şuydu: Savaş bitiminde ne olacak? 

Bu sorunun cevabı ABD, SSCB, Birleşik Krallık, Fransa ve Çin’den geldi. Kurguladıkları dünya düzenini meşrulaştırmak için Birleşmiş Milletler’i kurdular. Kuruluş beyannamesinin önsözü, oldukça iddialı bir cümle ile başlıyor: “Birleşmiş Milletler halkaları olan bizler karar verdik.” 

BM beyannamesine göre, egemen devletler eşittir. Ancak BM’nin barış ve güvenliği sağlanması ile ilgili icra mekanizmalarında, kararlar bu ilkenin tam tersi şekilde alınıyor. Zira imtiyazlı beş büyük devlet, veto yetkisine sahipler. 

BM Genel Kurulu, temsil açısından, çok daha katılımcı bir görüntü sergiliyor. Ancak burada gündeme gelen fikirlerin birçoğu, icra kuruluna bile ulaşamıyor. 

Örgütün temel vazifesi olan “uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması” Güvenlik Konseyi’nin görevi. Ancak Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisi bulunanlar, kuruluş beyannamesinde dile getirildiği gibi ‘dünya halkları’ değil, İkinci Dünya Savaşı’nın galipleridir. 

Veto yetkisine sahip olan ülkelerin bir diğer özelliği, hepsinin, nükleer güce sahip olmasıdır. Konseyin geçici on üyesi ise kısmi ve sınırlı veto yetkisine sahiptir. Veto yetkisinin sadece İkinci Dünya Savaşı’nın galiplerine verilmesi, George Owell’in şu sözünü hatırlatıyor: Bazıları daha eşittir. 

Hazreti Mevlana şöyle söyler: İyilik ziyan olmaz, kötülük unutulmaz. 

BM’nin yaptıklarını, daha doğrusu, yapması gerekirken yapmadıklarını unutmadık. Yirminci yüzyılın son çeyreği, bunun sayısız örneği ile doludur. Bosna Hersek, bunlardan sadece bir tanesidir.

Savaş Bosna’ya sıçramadan önce Hırvatistan’dan bölgeye kaydırılan BM Koruma Gücü, insani yardımların ulaştırılması yerine, ayak bağı olmakla yetindi. Aynı başarısız tutumu, savaşın başlamasına ve etnik temizliklere mani olamayarak sürdürdü. ‘Güvenli bölge’ ilan edilen Saraybosna, Mostar, Tuzla ve Srebrenitsa gibi şehirlerindeki Sırp soykırımları, BM için tam fiyasko oldu. 

Ne ilginçtir ki, bugün Bosna’da barışa giden ateşkes anlaşması olan Dayton’ın devamlılığı da, Birleşmiş Milletler sorumluluğu altındadır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Kosova’da da benzer bir tutum izledi. 

BM, etnik temizliğe girişmek için harekete geçen Sırplara karşı, Kosova’da da pasif kalmayı tercih etti. Bu pasiflik karşısında, NATO devreye girmek zorunda kaldı. Bölgeye müdahale etmek zorunda kaldı. Sırplar, Bosna’da olduğu gibi, bir kez daha güç kullanılarak durdurulabildi.

Birleşmiş Milletler, ABD’nin Irak’ı işgaline giden süreçte de, gözlerini kapalı tuttu. Fransa ve geçici üye Almanya’nın barış kampının, savaşa resmiyet kazandıran BM kararını veto etmesi Amerikan-İngiliz koalisyonun işgale girişimini engelleyemedi. İşgalci Amerika, işgal öncesinde olduğu gibi sonrasında da, BM’yi hiçbir sürece dâhil etmedi.

Irak’ın Kuveyt’i işgalini kınayan, Irak’ı kayıtsız şartsız geri çekilmeye çağıran ve Irak’a ambargo uygulayan BM, konu Filistin ve Filistinliler olunca, derin bir sessizliğe bürünüyor. Filistinlilerin ülke topraklarına, banka hesaplarına ve işlerine el koyan, sayısız katliam ve cinayet gerçekleştiren İsrail’e karşı hiçbir yaptırım uygulamıyor. 

Gözü ve gönlü kirletmekten öte gidemeyen İsrail, BM’de, Amerika vetosuyla korunuyor. İsrail, bugüne kadar, BM Güvenlik Konseyi tarafından alınmış onlarca karara uymadı. İşgalci İsrail’in meydan okumasının arkasında, hiç kuşkusuz, Amerikan vetosunun verdiği güven hissi bulunuyor.

Özellikle Amerika tarafından açıkça devre dışı bırakılan, etkinlik ve saygınlığını tamamen yitiren Birleşmiş Milletler, kuruluş amacı olan ‘dünya barışını koruma’ görevini sürdürmekten çok uzak bir konumda bulunuyor.

Birleşmiş Milletler, artık şekilsel bir işlev ihtiva etmekten öte gidemiyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki ‘galip’ devletlerin ‘yeni dünya düzenini’ temsilciliği görüntüsü sergiliyor. Özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, barışın teminatı olmak yerine, uluslararası çıkarların koruyuculuğunu yapıyor.

Zulüm, haksızlık ve yıkımların önüne geçerek; barışı, insan hak ve özgürlüklerini, adaleti, refahı ve saygınlığı yeryüzünde hâkim kılacak yeni bir birliğine ihtiyaç var. Türkiye, bu ihtiyacın karşılanmasına, öncülük edebilecek yegâne ülkedir. İlk adımda şu soru olmalıdır: Birleşmiş Milletler kime hizmet ediyor?

Biliyoruz, bunu başarmak, kolay değil. Ancak bildiğimiz bir şey daha var: İnsan yola çıkar, Allah yolu açar.

 

  • Erdem yilmazErdem yilmaz26 gün önce
    Korkak bosna oya bak