• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Türkiye, Mısır ve Katar'dan ortak açıklama: Siyonist İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki son saldırılarına sert tepki

Türkiye, Mısır ve Katar, Siyonist İsrail'in Gazze Şeridi'ne son saldırılarını en güçlü şekilde kınadı. Yapılan açıklamda, "Türkiye Cumhuriyeti, Mısır Arap Cumhuriyeti ve Katar Devleti, arabulucu ülkeler olarak, İsrail'in Gazze Şeridi'nde kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan son saldırılarını en güçlü biçimde kınamakta ve devam eden ihlallerden duydukları derin endişeyi ifade etmektedir" denildi.

2 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

"Kınama" Kelimesi Artık Bir Teselli Değil, Derin Bir Çaresizlik İfadesidir! Orta Doğu'daki Güvenlik Tehditleri ve Türkiye'nin Tarihi Sorumluluğu Orta Doğu coğrafyası, modern tarihin en uzun soluklu ve en kanlı krizlerinden birine sahne olmaya devam etmektedir. Gazze Şeridi’nde sivil halkı hedef alan sistematik saldırılar, küresel vicdanı yaralamanın ötesinde, bölgedeki jeopolitik dengeleri ve uluslararası güvenlik mimarisini kökten sarsmaktadır. Türkiye, Mısır ve Katar gibi bölgesel aktörlerin yayımladığı ortak kınama deklarasyonları, uluslararası diplomasinin diplomatik reflekslerini göstermesi açısından rutin bir teamül teşkil etse de, sahadaki somut işgal ve genişleme politikasını durdurmakta yetersiz kalmaktadır. Bugün gelinen noktada, soyut diplomatik söylemlerin işlevselliğini yitirdiği ve caydırıcılıktan uzak her açıklamanın statükoyu daha da derinleştirdiği açıkça görülmektedir. İsrail’in sınır tanımayan askeri stratejisi, yalnızca mikro ölçekte bir toprak kazanımı hedefi taşımamakta, makro ölçekte bölgesel bir hegemonya kurma arayışını yansıtmaktadır. Stratejik öneme sahip askeri karargâhların ve sınır hatlarının doğrudan veya dolaylı olarak hedef alınması, tehdidin Türkiye’nin ulusal güvenlik hinterlandına kadar yaklaştığının en somut göstergesidir. Tarihsel süreçler göstermektedir ki, revizyonist ve yayılmacı politikalar izleyen aktörler, uluslararası hukuk tarafından dizginlenmedikleri takdirde etki alanlarını sürekli genişletme eğilimindedir. Bu bağlamda, bugün Gazze’de yaşanan insani ve askeri trajediye karşı gösterilecek her eylemsizlik, yarın daha geniş bir coğrafyanın, dolayısıyla doğrudan Türkiye'nin milli bekasının doğrudan tehdit altında kalmasına zemin hazırlamaktadır. Bölgedeki pek çok aktörün siyasi, ekonomik veya askeri bağımlılıklar sebebiyle pasif bir tutum sergilediği bu konjonktürde, tarihsel mirası ve askeri kapasitesiyle öne çıkan Türkiye, adaletin ve istikrarın son kalesi konumundadır. Ancak bu konum, sadece diplomatik arabuluculuk veya kınama mesajlarıyla korunamaz. Türkiye’nin ulusal güvenliğini garanti altına alması ve bölgesel vahşeti durdurabilmesi için somut ve caydırıcı adımları devreye sokması stratejik bir zorunluluktur: Diplomatik müzakerelerin gücü, masanın arkasındaki askeri ve teknolojik kapasite ile doğru orantılıdır. Türkiye, savunma sanayindeki yerlilik oranını ve stratejik caydırıcılığını artırarak, bölgedeki hamlelerin maliyetini işgalci aktörler için katlanılamaz hale getirmelidir. Sözlü kınamaların ötesine geçilerek, saldırgan politikalara zemin hazırlayan tüm ticari, lojistik ve askeri kanalların tamamen kesilmesi, uluslararası platformlarda öncülük edilerek kapsamlı ambargoların uygulanması gerekmektedir. Dış tehditlerin sınırımıza dayandığı bir dönemde, iç cephenin sağlam tutulması hayati önem taşır. Siyasi ve ideolojik farklılıklar gözetilmeksizin, beka meselelerinde toplumsal bir mutabakat ve yüksek bir savunma bilinci oluşturulmalıdır. Sonuç olarak, kelimelerin ve diplomatik teamüllerin tüketildiği tarihi bir eşikte bulunmaktayız. Orta Doğu'daki yangın, sınırları aşan bir genişleme potansiyeline sahiptir ve bu tehdit karşısında uyanık olmak, hamasetten uzak, rasyonel ve kararlı bir devlet aklını devreye sokmak Türkiye için bir tercih değil, tarihsel bir sorumluluktur. Bizler sadece seyirci kalacak bir millet değiliz. Eğer bugün bu adaletsizliğe karşı somut adımlarla ayağa kalkmazsak, yarın kendi çocuklarımızın geleceğini savunmak zorunda kalacağımız o karanlık gün çok daha yakın olabilir. Türkiye uyanık, güçlü ve her an hazır olmak zorundadır. Kelimeler bitti, artık tarih sahnesinde irade gösterme zamanıdır! Bugün somut icraatlarla durdurulmayan her haksızlık, yarın kendi sınırlarımızda savunmak zorunda kalacağımız daha büyük krizlerin habercisidir. Zaman, kınama zamanı değil; caydırıcı iradeyi sahaya yansıtma zamanıdır. Yüce Allah yar ve yardımcımız olsun. Selam ve dua ile...
  • 2 Ay Önce

Vay vay

Ortak açıklama: kınama
  • 2 Ay Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23