Atatürk’e “Müşir” rütbesi ve “Gazi” unvanı niçin verildi? (2)
Konumuza devam ediyoruz…
Atatürk’ün “Can Yoldaşım” dediği, Ali Çavuş ise kaza yerini “Polatlı” olarak veriyor: “Düşman Polatlı’ya kadar gelmişti. Atatürk, Fevzi Paşa, İsmet Paşa karargâhlarıyla, Malı köyü karşısında bulunan Türkoğlu Ali Ağa’nın çiftliğinde bulunuyorlardı. Atına süratle atladı. Çok hızlı bindiği için eğerin üzerinden kayarak öbür tarafa düştü. Yer düz olmasına rağmen, ufacık bir taş kaburga kemiğine rastlamış ve kırmıştı.” (M. Kemal’in “Can Yoldaşı” Ali Çavuş, Zeynel Lüle, Doğan Kitap, 1. Baskı, Kasım 2008, sayfa 112-114).
Atatürk’ün yakın arkadaşı, Atatürk döneminin İktisat ve Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, “Atatürk İhtilali” adını verdiği hatıralarında, hayli ütopik bir yaklaşım içinde aynı konuya değiniyor:
“Atatürk, Sakarya Savaşları sırasında bir gün attan düştü. Kaburga kemiği kırıldı. Hemen ayağa kalktı. Yüzünü düşmana doğru çevirdi: ‘Günü gelecek ben de senin kemiklerini kıracağım!’ diye haykırdı. Atatürk bütün bu sıkıntılara göğüs gerdi…” (Sayfa 189).
Ne kadar duygusal değil mi?..
Attan düşme gibi sıradan bir olay, nasıl kahramanlık destanına dönüştürülüyor? Milli Mücadele’nin hikâyesi de bu mantıkla yazıldı işte. Hayat hayal ile öylesine karıştırıldı ki, hangisi hayat, hangisi hayal anlamaya imkân kalmadı…
İsmet İnönü de giriyor hikâyeye:
“Sakarya vuruşmasında üç kaburga kemiği kırık olarak bir koltuğa mıhlanmış, ancak hiç uyumadan yirmi iki gün yirmi iki gece vuruşmayı yönetmiştir.” (Belleten, cilt 33, sayfa 129, Ocak 1969, sayfa 18).
Hiç uyumadan 22 gün, 22 gece!..
Amerika’nın kendini “insanüstü” göstermek için uydurup dünya çocuklarını etkilediği “Süper Man”ı yazanların hayali bile bu kadar geniş değildi.
Bence bu, tıp tarihine geçmeye lâyıktır!
Çünkü insanoğlu varolduğundan beri bunu kimse başaramamıştır. Zira imkânsızdır!
Hatıra sahiplerinin bazıları attan düşme olayının “Polatlı”da geçtiğini söylerken, bazıları “Sakarya” civarında olduğunu söylüyor…
Dr. Rıza Nur’un görüşü ise şöyle: “Bu Çal Dağı’nın düşmesi bütün ümitlerimizi bitirdi. Yeniden Türk Milleti’nin istikbali, hürriyeti, hayatı tehlikeye düştü, gidiyor. Artık hep ölü haldeyiz. Kimsede can kalmadı. Ağzımızı bıçak açmıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal orduya geri çekilme emri vermiş. Bu haber de geldi. Mustafa Kemal’in özel hizmetlerinde kullandığı Arnavut yaveri Salih (Bozok) de cepheden geldi. Mustafa Kemal eşyalarını topladı. (....) Mustafa Kemal ata binmiş, .... (Dikkat! Rıza Nur, Mustafa Kemal Paşa ile yakın arkadaşlık döneminde değil, düşmanlık döneminde bunları yazıyor). Düşmüş, kaburga kemiği de kırılmış. Meğerse Yunanlar sol cephemizi 10 gündür söktüremedikleri için ümitsizliğe düşüp geri çekilmeye karar vermişler. Ağırlıklarını Sakarya’nın batı cephesine alıyorlarmış. Fevzi Çakmak bunu sezmiş ve Mustafa Kemal’e ‘aman geri çekilme! Düşman da geri çekiliyor. Emri geri al’ demiş. Ne ise Mustafa Kemal geri çekilmeyi durdurdu. İşte Fevzi Çakmak bu vaziyeti kurtardı. Yoksa bütün emekler, askerlerin çabaları, dökülen kanlar boşa gidiyordu.”
Bu da “ihtilâflı” konulardan birini teşkil ediyor. Yalnız bir “püf noktası” var: Çiftikte yahut denetim esnasında attan düşüp, kaburga kemiğini kırdığı için kimse kimseye “Gazi” unvanı vermeyeceğine göre, bu unvan Mustafa Kemal Paşa’ya neden verildi?
Konu fazla uzadı, yarın inşallah bitirelim…