--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Yaşadığımız olaylar ve düşündürdükleri

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
1

 Libya, Suriye, Irak, Mısır, Somali milletleri çektikleri zulmü durduracak ülke olarak bizi görüyor. Yemenli çocuklar bizi beklerken, İdlib’li Müslümanlar bizi görünce gözyaşlarını tutamazken, Çin zulmünde yaşayan Türkler bizi ümit ışığı olarak görürken, Kudüs bizi hiç unutmazken, kısaca ümmeti dâvetin de, ümmeti icabetin de tek güvencesi devlet olarak biz Türkiye devlet olarak, millet olarak Türk milleti, görev ve sorumluluğumuzu unutamayız! Sınırlarımızın dibinden şehirlerimize bombalar atılırken, füzeler gönderilirken; milletini/vatanını korumak için diplomatik münasebetlerle beraber, sınır dışı operasyonlar yapılırken bunlar basit siyasi polemik haline getirilebilir mi? 

Akdeniz’de İsrail, Rumlarla ortak doğal gaz ve petrol ararken Libya’nın ihtilalcisi ile anlaşıp Akdeniz’in bir Yunan ve İsrail gölü olması için uğraşırlarken, zalim, katil Esed, kendi halkını bombalayıp katliam yaparken âdetâ tasvipkâr sessizliği, tepkisizliği, duygusuzluğu nereye koyacağız? 

Bölgemiz, bütün şer güçlerin (küfür tek millettir) haritaları masa başında yeniden dizayn ederken, küresel sistem ayrıca İran’ın önünü açarken bunlara bizler ‘dur!’ diyenlere (ister siyasi, ister ilim ve fikir adamları, kim olursa olsun) sahip çıkıp yanlarında olmayacak mıyız? İdlib’de Sünnilerin yaşayamaz hale getirilmesi ayrı bir facia. 

Suriye’de rejim adına asıl savaşanlar, İran’ın, Rusya’nın ABD’nin paralı askerleri. Hatta Suriye ve Irak’taki binlerce kişiye kan kusturan, hunharca katleden teröristler İranlı!

Şii-Fars imparatorluğunun Ortadoğu’da hâkimiyet kurmasının sağlanması ve kontrolünün ele geçirilmesi, vs. 

Türkiye ve İslâm coğrafyası, dünya barışının teminatıdır. Kendi medeniyetini unutmayan medeniyet tarihçileri, ilim ve fikir adamları, entelektüeller; farklı dinlerin, medeniyetlerin, çeşitli milletlerin, nasıl bir arada barış, kardeşlik, insanlık içinde birbirinden beslenerek yaşayabileceklerini ve Batı’ya ders veren muazzam uygulamalarını (Selçuklu’dan Osmanlı’ya) biz, İslâm medeniyetinin çocukları/mensupları olarak gösterdik/gösteriyoruz.

Bizim beş milyona yakın (muhacir/ensar gibi) Suriyelilere bütün ihtiyaçlarını karşılayarak yaptığımız ev sahipliğini ‘uygarlığı’na özendikleri Batı nasıl yapıyor görüyorsunuz. Türkiye sınırlarını açıp isteyenin yurt dışına çıkabileceği izninden sonra Yunanistan’ın yaptığı zulmü bile seyredemezsiniz. 

Makedonya’daki, Bosna-Hersek, Saraybosna’da şehitlikte mezar taşlarının üzerindeki ay yıldızın, şehit ailelerin evlerindeki duvarlarına asılmış bayrağımızın, evlâdı fâtihân çocukları Batı Trakya’daki Türk olmayanların (Arnavut, Çerkez, vs.) ‘burası sizin sizi bekliyoruz. Dönüp gelecek bu bayrağı bulacaksınız’ sözleri, Allah ve Resulü sancağının İstanbul’da ümmetin önünde olacak ümitlerini/temennileri imansız olanlar anlayabilirler mi? 

Gün geçmiyor ki bir şehid cenazesiyle karşılaşmayalım. Gözlerimizden akan gözyaşları, bir şeyler yapamamanın acziyeti, Bayrağımızla tabuta sarılmış, gök ekinler gibi biçilmiş, gencecik yavrularımız, geride bırakılan bağrı yanık insanlarımız. Mahzun, mükedder yetim çocuklar. Bu insanlara, benim milletime, yapılır mıydı olanlar. İnsan utançtan ölür be! Binlerce defa ölür. Siz yaşamıyorsunuz ki. Siz kendinizde değilsiniz ki. Siz var mısınız yaşıyor musunuz ‘insan’ olarak? Siz, Türkiye devletinin, onun milletinin, Ümmeti Muhammed’in düşmanlarısınız. İçerde ve dışarıda…

Hunharca yapılan katliamlar, zulümler, işkenceler, bunu yapanların yanında olanlar, bu zalimleri/mel’unları ziyaret edenler, dostluk fotoğrafı verip sosyal medyada paylaşanlar… Böylesine bir utanmazlık, inançsızlığın rezilliğe dönüşmesidir. Sevginin, şefkatin, merhametin yüzülmüş bir deri gibi sıyrılıp atılmasıdır. Fıtrattaki insani istidat hücrelerinin kezzap dökülmüşçesine yok edilmesidir. Türü ne olursa olsun bir mukaddese ihtiyaç duyma yönelişinin, beton kepçeleriyle kazınmasıdır. Siz sadece reddettiğiniz ölçülerin münkiri değil, bağlanır göründüğünüz ölçülerin de hainisiniz. Sonra oturup böyleleriyle ‘fikir’ konuşacağız öyle mi?!  ‘Fikir’ ki, evrensel şartı samimiyettir; kendini aşmayı gerektirir. Mahviyet ve sevgi ister; insanın mutluluğunu bütün bencilliklerden arınmışlığı her şeyin üstünde tutmayı lüzumlu kılar. Size ad bulmak sizi vasfeylemek kabil mi? Ahlaki redâetin dip çukurunda en üstün hasletlerin (şehitlerin cenazesi ve aile ziyaretinde yaşananlar) sahtekârlığını, istismarını yapmak utanmazlığı, insan soyunun en büyük utancı değil mi?  Ama bilesiniz ki millet her şeyin farkındadır. Ne istiyorsunuz bu milletten? Zehirlenmiş olabilirsiniz, hain münkir, rezil hepsi. Ama yine de sizde bir ‘insani kırıntı’ bulunamaz mı? Geride bırakılan yetimleri, öksüzleri, dulları, her şeyden habersiz o masum yavruları. Ne olduğunu tam anlamadan tabuta sarılı ay yıldızlı bayrağa bakarak akıtılan gözyaşları… Geride kalanların feryadı, figanları, ayakta duramayacak, bir tutunacak dal arayan halleri… Bütün bunlar hiç mi etkilemiyor sizleri. Bu duygu seli de mi etkilemeyecek sizi.

 Türkiye’nin güçlenmesi, bütün İslam âleminin, bütün insanlığın hayrınadır. Türkiye çökerse bütün Müslümanlar altında kalır. Türkiye bütün İslam âleminin kalbidir. Şu haliyle bile öyledir. Ne istersin benim güzel insanımdan? Ne kötülük gördün şimdiye kadar ki, onu yok etmek kastından bir türlü vazgeçemedin? Ne yaptı sana?

 Maksatları bizi ‘Batıcılık rayı’nda düşünemeyecek hale getirerek uyuşturma! Biz bu oyunu bozmalıyız. Milletimiz için, insanlık için, Allah için bozmalıyız. Ruhu huzura kavuşturmak için bedeni yok etmek mi gerekir?! Aileyi düşünebilmek için, kendimizi unutmamız mı gerekir?! Milleti düşünebilmek için, aileyi terk etmek mi gerekir?! Ümmeti düşünebilmek için milleti inkar etmek mi gerekir?! Ahireti kazanabilmek için dünyayı bırakmak mı gerekir?! Öyle şey olur mu? Hayatı anlamamak, İslam’ı anlamamak demektir. Hayatın bütünlüğünü anlamamak demektir. İnsanın nefsine karşı, ailesine karşı, komşularına karşı, akrabalarına ve yakınlarına karşı; Müslümanlara bütün insanlığa bütün hayata karşı; hepsinin üstünde, Yaradan’ına karşı İslami sorumlulukları var. Bu hayat, bir imtihan sahnesi olarak, Ahiret’in Tarlası’dır. Bu hayatın kendisi ahiret içindir; görene-bilene. Köre ne?

Bu vatanda yaşıyoruz. ‘Toprak’da değil, ‘Vatan’da! Topraklar imanla, tarihle, şüheda ile rahmet ile himmet ile ‘vatan’ olurlar. Sosyal zarureti bu vatanda halledeceğiz. Doğusunda, batısında, kenarında, köşesinde değil; birliğinde, bütünlüğünde. Niçin? İslâm için!

Etnik tahlil, toprağın kimyevi tahlilinden farksızdır. Tuhaflıktır, mantıksızlıktır. Bu millet, uhuvvet ve muhabbet kusuru işlememiştir. İşleseydi, tefrik’e ve tecrid’e giderdi; kaynaşmazdı. Tarihiyle, irfanıyla sanatıyla edebiyatıyla, beşeri ve iktisadi coğrafya şartlarıyla kaynaşmıştır. Medenileşmek isteyenler medeniyetimize baksın!

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle