--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

ON TEMMUZ

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
7

Değerli okuyucularım; Ayasofya’nın camiye döndürülmesi yüzyılın hadisesidir. Hemen herkes olumlu/olumsuz bir sürü yazı yazdı. Ben de iç dünyamdaki hissiyatımı, sadrdan satıra dökmeyi düşünürken bir gönül dostum dâvâ arkadaşım, Afrika’da her türlü hizmetlerde bulunarak Allah’ın rızasını kazandıracak ameller işlemekle meşgul olan din kardeşim Ahmet Kemal ÖNCÜ hocamızın yazısını görünce, içimden geçenlerin satırları olan bu yazıyı siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

ON TEMMUZ Ayasofya’nın Açılışı Bayramı Ahmet Kemal Öncü

“On Temmuz, sokaklarda çocuklar gibi şendik. On Temmuz, o gün dev gibi bir orduyu yendik.” Bayramımız kutlu, geleceğimiz umutlu olsun.

Ayasofya Camii yeniden açılıyor. Bu, asırlarda bir görülen muazzam bir hadise.

Ve Avrupa bu gelişmeden dolayı kuduruyorsa yapılan doğru bir davranış demektir.

 Rabbimize hamdü senalar olsun. Ne mutlu bize buna şahitlik etme bahtiyarlığı da bizim neslimize nasip oldu. Allah hepimize hayırlı ve uzun ömürler versin, torunlarımıza anlatacak çok hikâyelerimiz var.

 28 Şubatta bu ülkenin en sefillerine karşı dik duruşumuzu, İsrail keferesine meydan okuyan bir Reisin yanında oluşumuzu ve 15 Temmuz gibi sefil ve sefih bir kalkışmada milletçe, 

Yek vücut, topyekûn nasıl çarpıştığımızı ve bir gecede zafere nasıl ulaştığımızı yaşlı gözlerle ama iftiharla torunlarımıza anlatacağız.

İşte Ayasofya meselesi de bu iftihar tablolarından birisi, belki de birincisi.

Çocukluğumuzdan beri bir Ayasofya rüyası yaşattık içimizde.

Şiirler yazdık, nutuklar attık, zaman zaman meydanlara döküldük.

Olmaz dediler. Umursamadık. Beyhude dediler. Kulak asmadık. Siz delisiniz dediler.

Eyvallah dedik.

‘İmanı hakiki erbabı olsaydınız Ayasofya kapılarını ardına kadar kendisi açardı’ dediler.

İşte buna inandık. Fakat birileri ‘ya nasip’ dedi. Günler geçti. Aylar geçti. Yıllar geçti. Yazlar ve kışlar, baharlar ve güzler birbirini kovaladı. Kara bulutlar birer birer dağıldı. Ve Ayasofya kapılarını ardına kadar açtı.

Şimdi bu nimete şükretme, bu nimetin kadrini bilme ve tekrar kaybetmemek için layık olmaya çalışma vaktidir. Peki, arkadaşlar ne yapmak lazım ki bir daha eski kara günlere dönülmesin? Kader toplumların ahvaline göre tecelli eder. Toplumlar ailelerin ahvaliyle şekillenir. Aileler doğru, dürüst, çalışkan, açık fikirli, Allah’tan korkan, kullardan korkmayan, zorluklardan yılmayan, hedeflerini ve hayallerini yitirmeyen ahlaklı anne babaların yetiştirdiği iyilik ve güzelliklerden nasibi olan nesillerle ayakta kalır, hayat bulur.

Bu itibarla ‘madden ve manen nasipli’ evlatlar yetiştirmeye bakmak lazım.

Nasipsizlik; bir milletin, bir topluluğun ve bir kişinin başına gelecek en büyük talihsizliklerden.

Nasipsizlik nedir bilir misiniz arkadaşlar?

Nasipsizlik; tabiki Allah ve Rasülünü bilmemektir.

Nasipsizlik; idealleri olmamaktır.

Nasipsizlik; mukaddes hayalleri olmayan evlatlara sahip olmaktır.

Nasipsizlik; fetih ve fatih bilinci olmamaktır.

Nasipsizlik; fetih ve istilayı, cihat ve savaşı birbiriyle karıştırmaktır.

Nasipsizlik; aklı olup fikri olmamaktır.

Nasipsizlik; iyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı, tutarlıyla tutarsızı ayıramamaktır.

Mesela nasipsizlik; bir ömür ‘Ayasofya’yı açan âbâd olur’ deyip sonunda Ayasofya’yı açan iradeye düşmanlık beslemek, O’na zındık, O’na deccal diyecek kadar alçalmaktır.

Nasipsizlik; biz ‘Fırkayı Naciyeyiz’ yani kurtulmuş fırkayız deyip Ümmeti Muhammed’in tamamının bayram ettiği bir günde sevinememektir.

Nasipsizlik; İslam düşmanlarıyla aynı şeye üzülmek, İslam düşmanlarıyla aynı şeye sevinmektir.

Nasipsizlik; gördüğü halde görmemek, duyduğu halde işitmemek, bildiği halde susmaktır.

Nasipsizlik; cehaletinde akılsızca inat etmektir.

Nasipsizlik; güdüldüğünü, sömürüldüğünü, putperestleştirildiğini farketmemek ve bunu bir meziyet sanıp kendini insanlardan üstün görmektir.

Nasipsizlik; Müslümanım deyip Allah’ı, Rasülullah’ı, Kitabullah’ı ve İslam örf ve adetlerini bilmemek, bilse bile yaşamamaktır.

Nasipsizlik; Hazreti Muhammed’in ümmetinin tamamını kardeş bilmemektir.

Nasipsizlik; fark edilmeye çalışmak ama fark etmemektir.

Nasipsizlik; korkak olmaktır.

Nasipsizlik; kovdum dediğin düşmanına benzemektir.

Nasipsizlik; musallasına yatıp, namazıyla defnedildiğin dine düşman olmaktır.

Nasipsizlik; Batı’yı anlamamaktır.

Evet arkadaşlar bu uzar gider. Hasılı Ayasofya neden bu kadar önemlidir anlatmaya çalıştım. Okuyalım, öğrenelim ve çocuklarımıza öğretelim.

Bağnazlık değil “İslam”, gericilik değil “Muhammed Aleyhisselam’ın ahlakı” niçin her eve lazımdır evlatlarımıza öğretelim.

Nasipsiz olmak ne kötü!

Uzak tut bizi ya Rabb! Koru bizi Allah’ım!

Evet, Ayasofyamız açıldı. Bir vakıf aslına rücu etti. Darısı ‘Müslüman-gayrı müslim’ bütün vakıfların başına.

Bu bir başlangıç.

Sadece Ayasofya değil tüm vakıflar yeniden hayat bulmadıkça üzerimizdeki lanet kalkmaz onu da söyleyeyim!

Allah bizleri nasipli kullarından eylesin. Kardeşiniz, Ahmet Kemal Öncü.

Not: Akıncılar Şiiri’nin şairi Üstad Yahya Kemal’in ruhu şad olsun.

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle