Mü’min sıfatlarını taşıyanlardan mıyız? Nefs muhasebesi yapalım!
Mukabele okurken ve dinlerken mutlaka meallerini okuyup amel edelim!
Mukabele okurken dinlerken mutlaka Rabbimizin bize gönderdiği ayetlerin (mesajların) manasını bilelim, düşünelim, amel edelim, hayatımıza yansıtalım, örnek Mümin olmanın özelliklerini taşıyalım. 18. Cüz okunurken o cüzde geçen Mü’minûn, Nur ve Furkan surelerinin meallerine, tefsirlere bakınca hayatımızı mutlaka gözden geçirmemiz bir “nefs muhasebesi” yapmamız gerektiğini düşünerek yazımı yazıyorum. Yazarken de “Ümmetin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir” hadis-i şerifini hatırlayınca nefsimiz/kendimiz, ailemiz, milletimiz ve ümmeti düşünerek dua etmemizin elzem olduğu kanaatini taşıyorum. En büyük silahımız da Dualarımız! Fiili ve kavli dualar…
Ramazan ayı da bizler için “Şuurlu/Bilinçli Müslüman” özellikleri yoğunluğuyla geçirdiğimiz özellikleri diğer gün ve aylara taşıyarak Kur’an-ı Kerim’i hayat tarzımızın düsturu/ilkesi olarak yaşarız İnşallah…
Yazımı kısa tutmam gerektiği için sadece Mü’minûn suresinin 1-4. Ayetlerin meallerini veriyorum. Siz değerli kardeşlerim 18. Cüzün meal ve tefsirini mutlaka okuyunuz.)
“Kur’ân-ı Kerîm, bu güzel isim ve sıfatlarıyla Yüce Rabbimizi tanıtarak insanları Allah’ın bağışlamasına koşmaya, günahları terk edip tevbeye sarılmaya teşvik eder. Diğer taraftan şiddetli azabıyla korkutarak buna sebep olacak fiil ve davranışlardan uzak durmayı emreder. Böylece akılları ve kalpleri tesir altında bırakıp korku ve umut kanatlarını birlikte çırptırarak hayra istikâmetlendirir. Korkudan hoşlananlara korku ilâcı, umuttan hoşlananlara umut ilacı sunar. Bu şekilde Allah’ın sonsuz lutuf ve ihsânına ermenin yollarını gösterir.
“Şuurlu ve kâmil mü’minler, ebedî nimetlerle mutluluğa ermişlerdir.
Mü’minler namazlarında tam bir samimiyetle Allah’a imanın, kulluk ve ibadetin şuuruna ererek saygılı davrananlar, hakkaniyete riayet duygularını yaşayanlardır.
Mü’minler, bâtıldan, yalandan, taahhüde sadakatsizlikten, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirip ilgilenmeyenler, engelleme tedbirleri alanlar, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yapmayanlardır.
Mü’minler vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekât verir duruma gelmek, zekâtı vermek ve hayırları çoğaltmak, vicdanları temizlemek için çalışanlardır.” (23 Mü’minûn 1-4)
Bu âyet-i kerîmelerin gerçekten böyle bir tesire sahip olduğunu gösteren yaşanmış bir hâdiseyi Yezid b. Esamm şöyle anlatır:
Şam ehlinden güçlü kuvvetli, nüfuz sahibi bir kimse vardı. Zaman zaman Hz. Ömer’in yanına gelirdi. Bir ara Ömer (r.a.) onu göremez oldu. Çevresindekilere:
“–Falan zât ne yapıyor, artık görünmez oldu?” dedi.
“–Ey mü’minlerin emiri! O kendisini içkiye verdi” dediler.
Hz. Ömer, kâtibini çağırarak:
“–Yaz! Ömer b. Hattâb’dan falan kimseye. Selâm sana! «Kendisinden başka ilâh olmayan, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azâbı çetin ve ihsânı bol olan Allah’a hamd ederim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O’nadır.»” (Mü’min 40/3)
Ömer (r.a.) mektubu yazdırdıktan sonra arkadaşlarına dönerek:
“–Allah’a yönelmesi ve Allah’ın tevbesini kabul buyurması için kardeşinize dua ediniz” dedi. O zât, Hz. Ömer’in mektubunu alınca; “Allah günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azâbı çetin olandır” (Mü’min 40/3) cümlesini tekrar tekrar okudu ve:
“–Allah beni hem azabıyla korkutmuş, hem de günahlarımı affedeceğini va‘detmiş” diyerek ağladı. Daha sonra da güzelce tevbe etti. Hz. Ömer (r.a.) o zâtın tevbe ettiğini haber alınca: “–Bir kardeşinizin yoldan çıktığını, günaha saplandığını gördüğünüzde, onu doğru yola getirmeye ve Allah’ın affına güvenmesini sağlamaya çalışın. Tevbe nasip etmesi için Allah’a yalvarın. Kendisine beddua ederek aleyhinde şeytana yardımcı olmayın” dedi.
Bununla birlikte insanlar arasında Allah’ın âyetlerine karşı çıkacak ve bunlarla mücadele edecek aptallar olacaktır. Kurtuluşa erişmek mânâsına geldiği gibi felâha girmek, yani bizim ifademizle selamete ermek, huzur bulmak mânâsına da gelir ki, Kur’ân’da genellikle bu mânâda gelmiştir. Burada Allah Teâlâ, yedi özelliği kendinde toplayan kimseler için kurtuluşun muhakkak olacağını müjdelemektedir ki, bu yedi özellikten birincisi imandır. İkincisi şudur: Ki onlar namazlarında huşû içindedirler. Huşûu, bazıları korku, çekingenlik gibi kalp fiillerinden olmak üzere tarif etmiş; bazıları da sükûnet içinde olmak ve sallanmayı terk etmek gibi organlara ait fiillerden göstermiştir. Doğrusu huşû, aslı kalp’te, tezahürü beden de olmak üzere ikisini de içinde bulundurur. Kalbe ait tarafı, Rabbin azamet ve celâli karşısında kendi küçüklüğünü göstererek nefsi, Hakk’ın emrine baş eğdirip söz dinlettirecek, edeb ve tazimden başka bir şeye yönelmeyecek şekilde kalbin son derece bir saygı hissi duymasıdır. Dış görünüşle ilgili yönü de vücut organlarında bu duygunun belirlenmesiyle bir sakinlik ve sükûnet meydana gelmesi, gözlerinin önüne, secde yerine bakıp, sağa sola, şuna buna iltifat etmemesidir. Bundan dolayı, “huşû”un aslı namazın şartlarından olan niyetin samimiliği ile; tezahürleri de namazın adâb ve diğer tamamlayıcıları ile ilgilidir.
(Devam edeceğim
İnşallah…)