Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk Beyefendinin Dikkatine…
Sayın Bakanım,
Otuz yıl Milli Eğitim bünyesinin çeşitli kademelerinde çalışmış, öğretmenlik, idarecilik, yazarlık, seminer, konferans, sempozyum vs. gibi çeşitli eğitim/öğretim (talim/terbiye) faaliyetlerinde bulunmuş, TV programları yapmış, yayınlanmış, yayınlanmamış on kitabı da olan kardeşinizim. Aynı köylüm, eşleri de meslektaşım olan Binali Yıldırım Bey ile öğrencilik hatıralarım (Bir Matematik sorusunun cevabının iki üç sayfa sürdüğü testin olmadığı, beraber ders çalıştığımız, ilkokul, ortaokul, lise hepsinin imtihanlarla mezuniyet istendiği dönemler) İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’dan, mülkiye baş müfettişlerine, el’an vali olanlara, milletvekililerine kadar birçok talebeleri olan bir emekli öğretmenim. Bu hususlara girmem. Yanlış anlamalara fırsat vermemek için. Benim yazdıklarıma katılınca (size, doğru söylüyor, haklı) dedirtmemek için Ak Partili bir eğitimcinin diliyle konuşuyor denecek diye (sizin zaman zaman yaptığınız vazgeçmelerden olmasın) için bu kadarla yetiniyorum. Siz ise; Milli Eğitimin çeşitli kademelerinde görev yapmış kaliteli, vasıflı, temsil kabiliyeti yüksek ve milli eğitimin meselelerine, dertlerine vakıf olarak bilip ümitvar olduğumuz Milli Eğitim Bakanımızsınız! Ayrıca avantaj ile başladığınız, hiçbir olumlu faaliyetinize karşı çıkmayacak ‘hayır!’ demeyecek bir hükümetle çalışıyorsunuz. Ama halk tabiriyle dağ fare doğurmamalıydı. ‘Müstakim, mutedil, makul’ olmalıydınız desem lügat (sözlük) ararlar. Bilgi yarışmalarında üniversite mezunlarının dahi bilgi ve kültür perişanlığını görüyoruz. Güncel olayları fikir zeminine çekerek söylersek;
Bir Ayasofya, bir 60 İhtilali, 12 Eylül’ler, bir 28 Şubat’lar, 15 Temmuz’lar, Taksim Gezi olayları, İzmir’deki Ezan meselesi, vs.
Sayın Bakanım, (Muhterem Bakanım desem ismi Muhterem değil Ziya Selçuk derler) Seviye bu! (Düzey mi desem) İdeolojik, siyasi değil, kavramlar, olayların cereyanı, objektif, tarafsız, ilmi/fikri bir şekilde değerlendirilseydi bu kadar enerji, bu kadar zaman, bu kadar toplantılar, programlar boşu boşuna yapılıp her türlü israf meydana gelir miydi? Koronavirüs tedbirinde (önleminde) bir hatırlatmada bulunayım. Sadece sizin gibi hassas, değerli, kaliteli bir eğitimcinin (Bakanımızın) Camiler bile kapatılıp en önemli (milletin daha fazla itibar ettiği) Cuma ve Bayram namazları bile kılınamazken bu salgın felaketi ile alâkalı tedbir, takdir, koruma, kollama, sosyal mesafe ikazlarını ve yasakları hiçe sayan 10 Kasım’lar, 23 Nisan’lar, 19 Mayıs kutlamaları karşısında ilgili net bir konuşma yapmamanız karşısında millet olarak çok üzüldüğümüzü biliniz. Hiç olmazsa “Ben örnek olma bakımından bu dönemde hiçbir törene katılmıyor, evimde kalıyorum. Törenlere katılmak bulaşıcı virüsten dolayı yasak!” diyemez miydiniz? Bu hassas, gözü yaşlı, sabrı, şükrü, takdiri, tedbiri bilen yaşayan bir millet! Liderinin etrafında toplanan, hak ve hakikat medeniyetini yaşayan/yaşatan bir millet! Ezanım susmasın, bayrağım inmesin, vatanım bölünmesin diyen bir millet! Dualı bir millet! Bu milleti, iki cümlenizden bile nasıl mahrum edersiniz? Size yakışır mı? Peygamberler bile ölümlü olup matem tutulmadığı, matem günleri yapılmadığı halde bir kısım şahısların putlaştırılması, sözde ölümsüzleştirilmesi karşısında iki cümleniz olması gerekmez miydi? Din, dil, tarih şuuru olmadan, kendi kültürümüz verilmeden, kültür emperyalizmden gençlerimizi, öğrencilerimizi kurtarmadan hiçbir şey yapamayız. Siz kısmen de olsa hassasiyetlerinizi kaybetmeyen bir Bakanımızsınız. 4+4+4=12 mecburileştirilen, üniversite tahsilini de sayarsak 16-18 yıllık eğitimin sonunda okuma alışkanlığı ve güzel ahlâkı kazandırmadan mezun ettiklerimize mi üzülürsünüz, her ihtilali dayandırdıkları, demokrasiye ara verdikleri muhtıralar, ihtilaller, post modern darbe, parti kapatmalar, idamla yargılamalar, vs. Bunların yanlışlığını bile öğretmeden, hafıza (bellek) kaybına uğratmadan, işgal ile fetih kavramlarından, mukaddeslerimizden (kutsallarımızdan) haberdar etmeden, nasıl mezun ederiz. Öğretilen ne? Hepsinin temeli İslâm düşmanlığı, kılıfı da irtica! Güya koruma ve kollama derdine düştükleri de laiklik! Sevdikleri demokrasi de kendi düşüncesinin dışındaki düşünceye, fikre hayat hakkı tanımama, susturma! Hukuk bilgisi ve kültürü de zulmün tahakkuku! MEB alt yapıyı, kavramları, kendi değerlerini, kendi medeniyetini, kendi kültür kodlarını, vs. vermeli. Bir makaleye çok şey sığmaz. On yedi senedir hep zalimin karşısında mazlumun yanında durmuş Akit Gazetesinde yazan, sayfa hazırlayan bir kardeşiniz olarak; Google’a girip eğitim, gençlik, kültürümüz, değerlerimiz, vs. ilgili yazılarımı okuyup/okutabilirsiniz. Tabii bu söylediğim de okumayı ve düşünmeyi hayatının bir parçası olarak görenler için.
Eğitimin bir milletin en temel meselesi olduğunu size anlatacak değiliz. Malumdur ki bir millet, (ulus değil. Hâlâ ulusa sesleniş deniyor! Millete değil.) millet olarak varlığını eğitim (aslı maarif) le sürdürebilir. Millet olarak var olmanın ve var kalmanın şartı da bizi millet yapan değerlerin yeni nesillere sevdirilerek aktarılmasıdır. Gelecekteki varlığımız ve gücümüzü bunu ne kadar başarabildiğimiz belirleyecektir. Peki, başında bulunduğunuz bakanlık bunu ne kadar başarabildi? En mühimi ise bakanlığımızın böyle bir derdi var mı gerçekten? Sayın bakanım, bu suale keşke gönül rahatlığı ile ‘Evet!’ diyebilseydik. Maalesef eğitim sistemimizden Müslüman milletimizi mutlu edecek rayihalar gelmiyor. Tam tersine burunları rahatsız edecek kötü kokular yükseliyor. Çocuklarımız eğitim basamaklarını çıktıkça daha Müslüman, daha ahlâklı, daha millet ve vatansever, daha kültürlü, daha bilgili, millî-mânevî-insânî meselelere karşı daha hassas, vb. olmuyor maalesef. Görünen odur ki yeni nesiller eğitim basamaklarında ne kadar yükseldiyse o kadar millî-mânevî değerlerinden uzaklaşıyor, ahlâkî bakımdan daha aldırışsız oluyor. Vatan-millet-devlet-din bakımından aidiyet duygularını kaybediyor, yabancı müzik gruplarının armylerine üye oluyor, deistleşiyor, satanizme merak duyuyor, hız ve haz kıskacında debeleniyor. Bu gidişat böyle devam ederse milletimizi ve vatanımızı iyi günlerin beklediğine inanmak mümkün değil. Zihin ve ruh işgalinden kurtaralım evlatlarımızı.
Yeni nesiller içinde bu söylediğimiz felakete dâhil olmayıp millî-mânevî değerlerine bağlı, milletine ve vatanına aidiyet duygularını kaybetmemiş, kendini Müslüman Türk olarak gören ve bununla iftihar eden, vatanına devletine ve milletine gücü nispetinde katkı yapmaya çalışan gençlerimiz de yok değil. Ama sayın bakanım, bu müspet neticeyi kendinize bağlamayınız sakın. Çünkü bu gençler, bakanlığınızın sayesinde yetişmiyor, tam tersine bunlar bakanlığınızın elinden kurtarabildiklerimizdir. Sizin sisteminizin ve tatbikatınızın istikâmetinde devam etselerdi bu gençleri de kaybetmiştik çoktan. Oysa sayın cumhurbaşkanımızın başkan olmasından ne kadar büyük beklentilerimiz vardı. Artık millî eğitimin yüz yıllık problemlerinin üzerine gidilecek, millî-mânevî köklerimiz üzerinde büyük bir diriliş gerçekleştirecektik. Siz bakan olurken milletimizin beklentileri buydu. Dolayısıyla sizden de bunu beklemiştik. Ben yazınca ağır gelebilir. Ama bizim entelektüelimiz, sizin de, Başkanımızın da yakinen tanıdığı Yusuf Kaplan hocamızın feryadı ile bitireyim:
“Yeter artık ya! 4+4+4 diye mecburi eğitim yaptınız, benim çocuğumu aldın. Ailesine, vatanına, milletine, kültürüne düşman yaptın. Yabancılaştırdın yetmedi. Cinsel sapık yaptın, kaldırıp attın elime benim. Batının iğrenç kültürünün kölesi yaptın. Ben böyle bir eğitim sistemi istemiyorum. Bunu sömürgeciler yapamaz. Siz sömürgeci misiniz? Yapmayın! Ben buna isyan ederim. İsyan etmeyen adama da isyan ederim. Çocuğumu alıp mankurtlaştırıyorsun. Böyle bir eğitim sistemi olur mu? Bu ülkede dünya çapında insanlar yetiştirecek, eğitim sistemi kurabilecek, insanlar var niye yapmıyorsunuz?”







