--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kültürlenmek için değil yaşamak için siyer okuyalım

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
6

Çağın ve modernitenin insanlığa sunduğu onca imkâna rağmen, dünyamız tarihin hiçbir döneminde bu asır kadar mutsuz insanı bir arada görmemiştir herhalde. Emrine sunulan onca kolaylığa ve imkânlara rağmen insanoğlu yine mutsuz, yine huzursuz. Koronavirüs vesilesiyle yaşadığımız mahrumiyetler; sahip olduğumuzu zannettiğimiz imkanların her an bitebileceğini de gösteriyor. Varlıkta yokluk yaşamak! Mutsuzuz çünkü ‘ne kadar imkan o kadar mutluluk’ fikrine saplanmış bulunuyoruz. Bu saplantıdan kurtulamadığımız sürece de gerçek mutluluğa ve huzura ulaşamıyoruz. Oysa her ne şart altında olursa olsun Allah’tan gelene, O’nun takdirine razı olabilsek dünya ve ahiret mutluluğumuz yolunda çok büyük adımlar atmış olacağız.

Nasıl mı? İşte üsve-yi hasene (güzel örnek) olan Peygamberimiz…

 Öyle bir hayat ki, her sözü hikmet dolu, tek bir sözü ümitsizliğe çözüm. Her bir davranışı anlaşmazlıklara hâkem. Öyle bir hayat ki, üzerinde tek leke bulunmayan, erdemin nakışlarıyla süslü bir güzellik örgüsü. Öyle bir hayat ki, sesi ve neşesi hâlâ asırlar öncesinden günümüze geliyor. Samimi, saf, temiz. Bir insan kalbinin incitilmesine, bir ağaç dalının kırılmasına razı olmayan bir yüce kalp. Bütün parlaklığı, güzelliği, aydınlığıyla Allah Resulü’nün kalbi. Hâlâ ışık tutuyor bugün de insanlığın yoluna. Bütün zamanları kucaklayan, sınırları, iklimleri aşarak insanlığı kurtuluşa, kardeşliğe çağıran, yeni, yepyeni, taptaze, hayat ve gerçek dolu ses hâlâ O’nun sesi. Hâlâ tek ışık, tek ümit, tek özlem O! Kuraklıktan çatlayan topraklar yağmura nasıl hasretse, inleyen hastalar sabahı nasıl beklerse, bugün de bir kaynağı içecek kadar susamış sevgisiz ve yalnız kalmış kalpler O’nu öyle arıyor! Kimseyi mahcup etmeyen, incinmeyen, incitmeyen, kırmayan, O’ydu. İnsanların sevinciyle sevinen, O’ydu! O’ydu herkesin ıstırabıyla yanan. Gerçek olan ne varsa, saygı uyandıracak ne varsa, saf olan ne varsa, iyi, güzel, sevimli ne varsa, O’nun hayatını doldurmuştu. En karanlık geceler O’nunla aydınlandı. “İnsanların Müslüman olmaları için neredeyse kendini helâk edeceksin” diye hitap edilen bir Peygamber’in izinde olmalıydık. İnsanların önüne, onları İslâm’a götürecek cennet bahçeleri açmalıydık. Bir ‘nefs muhasebesi’ yaparak kimseyi değil, kimsenin imanını değil, kendimizi yargılasaydık önce. Peygamberimiz ne verdiyse onu alan, neyi yasakladıysa ondan kaçınmanın adımlarını atıp, Din’in ‘samimiyet’ olduğunu idrak edebilseydik.

Peygamberimize ulaşmayı kolaylaştırdık mı, zorlaştırdık mı, müjdeledik mi, nefret mi ettirdik? İnsanların bize bakıp İslâm’la ilgili kararlar verdiğini hatırımızda tuttuk mu? Acaba bizler, Resûlullah etrafında halkalanan insanlar gibi kenetlenebildik mi birbirimizle?

Birbirimizi sevmenin imanın gereği olduğunu söyleyen oldu mu bize? Allah’ın ‘kardeş’ olarak nitelemesini ne kadar önemsedik? Kardeş olmanın bedelinin ne olduğuna ne kadar kafa yorduk? Kim için yola çıkmıştık, hedeflerimizde Allah rızası mı vardı, dünyevi tutkular mı? Bize ne oldu? Kalbimizde merhamet, şefkat, acıma, üzülme/sevinme var mı? Yoksa gaflet örtüleri mi örttü üzerimizi? “Mü’min, seven ve sevilen, dost olan ve dostluk kurulandır. Sevmeyen ve sevilmeyende, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayır yoktur!” buyuran da Peygamberimizdi. Günah ve isyan kirlerinden yıkanmaya temizlenmeye, arınmaya o kadar ihtiyacımız var ki. Yara bere içindeyiz. Eller, ayaklar, gözler, kulaklar yaradılış hikmetinden kopmuş. Yürekler ezilmiş, zihinler paramparça olmuş. İnsanî yönler kaybolup insanlık çöle dönmüş adeta. Silkinmemizin, iç muhasebe yapmamızın ‘zor zaman’ı aşmamızın, fıtratımıza uygun yolun adımlarını atmamızın zamanı gelmedi mi?

Kur’an ahlakı ve onun konuşanı, yürüyeni, hareket edeni olan Peygamber Efendimizi önce tanımak, anlayarak yaşayarak insanla İslâm’ı buluşturmak. Mesele bu! Gitgide ilkesizleşen, gücün ve güçlünün zorbalıkla sözünü dinlettiği böyle bir dünyada güvensizliğin yayıldığı bu ‘cinnet toplumu’nun karanlıklarını ancak bir Peygamberî solukla, vahyin inşâ ettiği insanla aydınlığa çıkarıp, ‘cennet toplumu’na dönüştürebiliriz.

Tehlikelerle dolu bir dünyada, nasiplere erdirilmişiz. Şaşırabilirdik, rastlamayabilirdik, kapılabilirdik. İmtihanlar ve tuzaklar dünkünden çok daha fazla, çok daha ağır. Maddeten veya mânen, zâhiren veya rûhen, doğrudan veya dolaylı olarak, mâneviyat kahramanlarının tesirleriyle buluşturulmuşuz. Tertib-i İlâhi elimizden tutmuş, bizi, rahmet mecralarının bir kenarına götürmüş. Şükürden âciziz, ama bu hâlin şuurunda olmaya mecburuz. Mazhar kılındığımız nimetlere liyakat yolunda, gayret göstermeye mecburuz. Bunca himaye ve lütuf sonrasında gafletten büyük bela olmaz, bunu hiç unutmayalım.

Kendisine yapılan her türlü işkence ve zulme tahammül gösteren, ancak; haramların işlenmesine, bir hakkın gasp edilmesine, insanların İslam’dan uzaklaştırılmasına, aile mahremiyetinin ihlâl edilmesine, her türlü haksızlığa ve zulme asla ve kat’a müsâmaha ve hoşgörü göstermeyen bir Peygamberimiz var bizim. Hayatı ‘hayır istikametli’ bir Peygamber... Âmine validemizin şefkatli/merhametli kucağından, ‘Yüce Allah Teala’nın Cennet Bahçesi Ravza-yı Mutahhara’ya uzanan çileli dünya yolculuğunun her ânını, ‘cahil ve zalimler’le mücadeleye ve insanlığın irşadına adamış, ömrünü  ‘insanın İslam’la buluşması’ ve bu buluşmaya mani olan engelleri kaldırmaya vakfetmiş, başlarımızın tacı, gönüllerimizin sultanı Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi vesellemin izini sürelim. Kronolojik (çok bilgili görünmek için) değil, hayatımıza katmak için siyer okuyalım, yaşayalım! Yaşadığımız koronavirüs imtihanlarını kazanma gayretimize mâni olacak mazeret yoktur.  Mücadelenin başarısı, gafletten tam kurtulmaya bağlıdır. Kurtulmaya ve şuurlanmaya…

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle