--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kıble merkezli bir hayata koşalım!

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
4

Kur’an merkezli, kıble merkezli, cami odaklı bir yapının hep hasretini çekerek yaşadık. Yaşıyor gözüküp yaşamayanlar, camiden kıbleden kopanlar/kopturanlar, kendilerini (ölçü ve değerlerini) din yerine koyarak; egoizmlerinin (nefsi emmarelerinin) emrine girdiler. Düşünerek okuduğumuz bir âyet, bir hadis dahi bizi kendimize döndürmeye yeter. Asıl tâbi olunacak ilahilik bu! Hep taze, hep yepyeni, hep yarınların umudu, hep istikametli, hep de hep…

Örnek mi? Buyurun âyetimize:

Fussilet suresinde de “Allah’a davet eden, dürüst ve faziletli davranan ve ‘elbette ben kayıtsız şartsız Allah’a teslim olanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (41/33) buyurarak da bizlere vazifemizi hatırlatıyor.

Yaptıklarının hesabını vermemek için yurtdışına kaçanlara nasıl sahip çıkılır. “Hainlere taraf olma!” ilahi ikazı nasıl unutulabilir? “Kendilerine hıyanet edenleri savunma! Çünkü Allah, hainliği meslek edinmiş, günahkârları sevmez. Bunları savunmak da hainleri savunmak manasına gelir” (Nisa suresinde 105, 107. âyetlere bakabilirsiniz.)

Muasır medeniyet, çağdaşlık diye diye eğitim sistemimiz kanalıyla zihinler felç edildi. Hemen hatırlayacağımız yakınlıkta Bosna’da Batılı BM askerlerinin gözetiminde katliam yapıldı. Irak’ta bir buçuk milyon insan katledildi. Hemen her gün Suriye, Filistin, Kudüs, Yemen, Sudan, Arakan vs.deki zulümlere şahit olunuyor. Bütün bunlar ‘demokrasi, insan hakları getireceğiz’ diye yapıldı. Mısır’da, Libya’da, Suriye’de, vs. de olanlara bakın hep demokrasinin gelmesine yardımcı olacağız” derken; kendi zulümlerinin, sömürgeciliklerinin adını ‘demokrasi’ diyerek yaptılar. Toplumlar yerlerinden, vatanlarından edildi. Vahşetin, katliamın, barbarlığın adı ‘çağdaş uygarlık’ diye yutturuldu. İsrail’in yaptıklarına, ABD’nin, Rusya’nın, İslâm ülkeleri olarak geçinen Ortadoğu’ya baktığınızda izah sıkıntısını hep çekersiniz. İngiltere, Fransa, Almanya, Yunanistan’ın Türkiye düşmanlığı batasıca Batı’nın devlet politikası haline getirildi. İsrail’i, İngiltere, Fransa, Almanya, vs. biz de Batı’nın uşaklığını yapanlar, kendi ülkesini kötüleyenler, bütün terör örgütlerinin yanında hareket edip teröristleri sevdirmeye çalışanlar; asıl mücadele edilecek olanlardır. 

İnsan elbette ki inançlarını yaşarken birtakım maddi imkânlardan faydalanır. Ama o maddi imkânlar, kullanılmak içindir. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük benzeri kavramlar, hiçbir zaman esas olmaz. Onlar, esasa muhtaçtır. Yaşama beraberlikleri, paylaşmalar “din” mayası ile kıvamlanmalıdır. Yahya Kemal’in dediği gibi ‘milletlerin mayası kan değil, dindir.’ Batı’da da öyledir. İslam’ı sadece bir inanç sistemi gibi görmek ve göstermek, tarihe de, sosyolojiye de uymayan, realiteyi inkâr eden, hayali hakikat sanan/gösteren tarihi bir yanılgıdan başka bir şey değildir. 

Ümmet birliğini zedelemek, mü’minler arasında fitne ve fesat çıkartmak, iman kardeşlerini birbirine düşürmek şeytanın yapacağı iştir. Mü’minlerin birbirlerini sevmeleri, bütün hayırlı işlerde birbirlerini desteklemeleri, keder ve sevinçlerine ortak olmaları, yardımlaşmaları, sahip oldukları nimetleri paylaşmaları, karşılıklı dua etmeleri, camilerde birlikte namaz kılmaları Allah’ın ve Resulünün emridir. Bildiklerimizle amel etmeden olmaz!

Bu ülkede yaşayıp, bu vatan topraklarında büyüyüp, bu milletin evladı iken, vatan, millet, devlet düşmanlarıyla beraber olamayız/olmamalıyız. Zulümleri, katliamları, ‘Batı uygarlığı’ adı altında yutturulan emperyalist zalim devletlerin uşağı gibi nasıl hareket edilir? 

15 Temmuz’u yapan/yaptıranlara ‘Dur!’ diyen bu millet, dünyaya örnek oldu. Şimdi bütün bu şer güçler ve içimizdeki ‘şer ittifakı’ bu devleti yıkmaya, bu milleti yok etmeye çalışılırken bizler dini, tarihi sorumluluklarımızın şuurunda hareket etmek mecburiyetindeyiz. Tankın önünde durarak ihtilali önleyenleri katledenler (isterse dini kurallara uyma mesajı üç yudumda besmeleyle su içmiş olsun.) Mâide 32. âyete bakın. 

“Kim haksız yere, kısası gerektiren bir sebep ortada yokken veya yeryüzünde, kanının heder edilmesini gerektirecek bir bozgunculuğa, anarşiye karışmamış bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmek gibi ağır bir cinayet işlemiş olur, sorumlu tutulur.

Bir kimseye hayat veren, yaşamasına sebep olan da, bütün insanlara hayat vermek gibi büyük bir hayır işlemiş olur, mükâfatlandırılır.
Andolsun ki, Rasullerimiz onlara apaçık delillerle geldiler. Yine de, bundan sonra, onların birçoğu yeryüzünde Allah’ın emirlerine âsi oldular, meşru sınırları aştılar, ağır-adaletsiz hükümler içeren kurallar uyguladılar, cahilce aşırı davranışlarda bulundular.”

Yaklaşık iki asırdır tevhid dilinden koptuk. Bugün kullandığımız birçok kavram bizi tevhide bağlayan değil ondan koparan kavramlar… Kalpte kopuş olunca zihinde de olur. Zihinde kargaşa olursa dilde de olur. Dil şaşarsa düşünce de şaşar. Düşünce yamulunca hayat da yamulur. Vaziyetimiz bu. İki kelimeyi söyleyeyim. Sizler bu iki kavramı kendi değer yargılarınızla ölçüye vurun! Baron’laşan Barolar’la değil. Demokrasi ve laiklik.

Tabu haline getirilen kutsalı (mukaddesi) ile buluşamayan/buluşturulmayan insanımız, hipnotize olmuş halinden kurtulmadan hiçbir şey yapamayız.

İslam böylesi durumlarda çok özgürlükçü. Devlet zoruyla din dayatmaz insana. Çünkü din özgür seçim işidir. Kur’an, Müslümana şöyle emir verir: “De ki: Ey inkârcılar! Tapmam sizin taptıklarınıza, siz de benim taptığıma tapmazsınız. Asla tapmayacağım sizin taptıklarınıza, siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana!” Mü’min, Allah’ın dostlarını dost, düşmanlarını da düşman bilir. Onlar Allah’a düşmanlık yaptıkları müddetçe onlarla muhabbet gösterisi içinde olmaz/olamaz. Çünkü hem Allah’tan yana olmak hem de O’nun düşmanlarıyla hemhal olmak mü’min tavrı değildir.

Hele kendi menfaati için din kardeşlerinin karşısında bulunamaz. Kendisini feda eder, dinini feda etmez. Kendisi çiğnenir, düşer, vurulur ama dini çiğnetmez, dinini düşürmez, dinine imanına, Peygamberine vurdurtmaz. Bu sebepledir ki Müslümandan istenen, küfrün ve şirkin etkisi altında kalmadan Müslüman olarak yaşayıp, ölmektir. Peygamber Efendimizin ve ashabının oluşturduğu teminat dairesini zedelerseniz, insanımızın dinini, imanını da zedeleyecek hale getirirsiniz.

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle