Kavramları bilmeden doğru düşünemeyiz
Bu ne hal! Bir türlü aşağılık kompleksinden kurtulamadık. Ömrü din düşmanlığı ile geçmiş ‘beyaz Türkler’ olarak yaşamış, hem milletvekili, hem gazeteci olarak bu milletin ve ümmetin mukaddeslerine düşman olmakla kalmamış her fırsat ve her imkanda düşmanlığı fiile de taşımış bir sürü adam, bu milletin değer ve kavramlarından uzak, Batı’nın kavram ve değerleriyle okuyup, düşünüp açıklamalarda bulunarak, Haçlı psikolojisinin temsilcilerinin her türlü devlet/millet/ümmet düşmanlıklarına ortak oluyorlar. Bütün doğrular, İslam’ın özünden gelir. İslam’ın özünü yanlış bilen, tarihi-sosyolojik doğruları da öğrenemez, kendini de öğrenemez, hayatı da öğrenemez. Her şehit cenazesinde haykırılan ‘Şehitler ölmez! Vatan bölünmez!’ sözlerinin temelinde ‘din’ yok mudur? Hiç olmazsa bu cenaze merasimlerindeki mânevî havadan da etkilenemiyorlar mı?
15 Temmuz’daki Allah için canını ortaya koyan şehitlerimize bile ‘Demokrasi Şehidi’, Gezi olaylarında ölenlere ‘gezi şehidi’ vatan, devlet düşmanı teröristlere ‘devrim şehidi’ vs. denilebiliyor. Bu ‘aydın’ geçinenlere öncelikle kavramları öğretmek şart.
Devleti korumak, milleti korumaktır. Devlete vuranlar, millete ve ümmete vurduklarının farkındalar mı? Milleti korumak, milleti millet yapan değerleri korumaktır. Meşruiyetin kaynağı, milleti millet, insanı insan yapan ve de yücelten değerlerdir. Eğer milletten, milletin kararından-iradesinden korkuyorsanız, milleti millet yapan, aileyi aile yapan, insanı insan yapan değerlerden korkuyorsunuz demektir. Batılılar, İslâm’ı tehdit ve tehlike olarak konumlandırmışlardır. İslam düşmanlığı; ruhu yok eder. Millet olma ruhunu da, ümmet olma ruhunu da, insan olma ruhunu da berhava eder.
Açmadığınız Kur’an-ı Kerim’i okuyun. Uzak kaldığınız değerlerinizi kaybettiğiniz bir malınız gibi arayıp bulun. Kutsalınızı kendi mukaddeslerinizden alın. Milleti millet yapan değerleri hâiz olmadığınız müddetçe; vatan-millet düşmanlarıyla mücadele edemezsiniz. Tarih, bilgi ve kültürünüzü gözden geçirin. İmansız, Kur’an’sız bir tane kazanılmış zaferin olup olmadığını araştırın. Milletimizin diğer milletlerden üstünlüğünün menbasının ne olduğunu inceleyin. Bütün bunlardan sonra iç dünyanıza dönüp bir ‘nefs muhasebesi’ yapın! Her şeye rağmen bu millet hatadan dönenleri affeder. Bu milletin gönül kusuru olmamıştır.
Bu milletin evlatlarına bilhassa aydınlar, ‘demokratikleşme talebi’ adı altında ‘Baron’ haline gelen/getirilen Baro’lardan tutun, Odalar Birliği’nden Tabipler Odası’na varıncaya kadar bir sürü sözde meslek teşkilatı görevleri dışında her türlü rezilliğin içinde olanlara sahip çıkmakta, hukuk alanında yapılacak olan yenilikleri demokrasi adına topa tutmaktadır. Hiç mi vicdanınız, iz’anınız, insafınız kalmadı. Gelinen vaziyet; sebep değil, sonuçtur. Bir de utanmadan sebebi oldukları hâdiselerden rahatsız olmaktadırlar. Bu vatanda yaşıyoruz. ‘Toprak’da değil, ‘Karnımın doyduğu yer vatandır’ diyenlere ne anlatabilirsiniz? ‘Hedefe ulaşmakta her yol mübahtır’ diyenlere neyi izah edebilirsiniz? Toprağın; imanla, tarihle, şüheda ile rahmet ile himmet ile ‘vatan’ olduğunu hangi kafaya sokabilirsiniz ki…
Doğru olan tesbit şudur: ‘Milli-manevi eğitim ihmali’ bütün bölgeleri etkilemiştir ve ‘etkilenme’, bölgelerin özelliklerine göre yaşanmıştır. Milli-manevi yapının yeterince geliştirilememesi umumi olarak yaşanmıştır. Batılısında da Doğulusunda da yaşamıştır. Milli ve manevi vahdet, sadece yan yana ve uslu uslu durmaktan ibaret değildir! O vahdet, muayyen değerlerin canlı tutulmasından ve hayata yön vermesinden doğan bir neticedir. Milleti millet yapan değerlere önem verilseydi ve onların sosyal hayatımızı yönlendirmesi sağlansaydı böyle mi olurdu? Bir kültür emperyalizmi, bir kültür erozyonu içindeyiz. Terörü yok saysak da bizim bir milli manevi zafiyet meselemiz vardır. Bunu görmek lazım.
Hadise şudur: Zaman değiştikçe, döşenen raylar bizi yeni noktalara getiriyordu. O yeni noktalarda kendimiz kalarak değişemiyoruz. Zaman değişiyor ama raylar değişmiyor ki! Raylar kendi ideallerimize, kendi değerlerimize götüren raylar değil ki! Temel yanlış ‘Batıcılık’tır. Bir makaleye sığmayan meseleler. Bütün ihtilalleri ve teşebbüsleri inceleyin (27 Mayıs’tan, 12 Eylül’e, 28 Şubat’tan, 15 Temmuz’a varıncaya kadar) hepsinin arkasında batasıca Batı vardır. Bütün bunları gerçekleştiren veya yapmaya çalışanlar da ‘din düşmanı’dır. Kendi askerimiz dahi olsa öyle yetiştirilmişlerdir. Örgün-yaygın-özgün (bize ait) eğitimimizi düzeltmeden olmaz! İrtica ile İslâm özdeş hale getirilmiş, ‘laiklik ve demokrasiyi koruma ve kollama’ adı altında yapılmış şahıs putlaştırması ve Kemalizm devletin temeli olarak yerleştirilmiş, bir mezar ‘anıt kabir’ olup koronavirüs salgınına bile önem verilmeden ‘tapınak’ olarak hayatın içine sokulmuş. Hangi birini konuşup yazacaksınız? Peşin hükümden (ön yargıdan) uzak medeni insanlar gibi konuşalım, dertleşelim. Olanların olmamasına kafa yoralım. Batı uşaklığından/zihin işgalinden kurtulalım. Ayasofya ile ilgili yazılarda bile bu zihin işgalini görebilirsiniz.
Her gün al bayrağa sarılı şehit cenazeleri bile, önemli görev ve sorumlulukları olanları bir tek terör noktasına odaklandırmıyorsa, hâlâ bizi biz yapan değerlerle uğraşılıyorsa, Musa (aleyhisselamın) Kur’an’daki duasına katılmaktan “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak eder misin Allah’ım!” diye yalvarmaktan başka elimizden ne gelir? Bilmemiz gerekmez mi ki, taarruzu göze alamayan bir müdafaa anlayışı ile hiçbir mücadele kazanılamaz. Herkes kendi hamlesini kendi başlatmalıdır. Her canı sıkılana ‘buyur!’ diyen hoşgörü anlayışını ve yenilik özentisini, artık terk etmeliyiz. Yok, artık biz deneme tahtası değiliz. Bu canı, bu yuvayı, bu vatanı, bu milleti, bu ümitleri yolda bulmadık biz! “Allah’a ve O’nun Rasulüne tâbi olun. Birbirinizle didişmeyin. Sonra direncinizi, mukavemetinizi, yitirirsiniz. Rüzgârınız (kuvvet ve yardımınız) da kesilir. Muhakkak sabredin (direnin), unutmayın ki Allah sabredenleri (direnenleri) sever. (8 Enfal 46)
Küfre sapanlar, birbirleriyle dayanışma içindedirler. Ancak siz de böyle yapmadıkça yeryüzünde fitne (zorbalık) ve büyük bir fesat (baskı) hâkim olacaktır.” (8 Enfal 73)
Mü’min, Allah’ın dostlarını dost, düşmanlarını da düşman bilir. Onlar Allah’a düşmanlık yaptıkları müddetçe onlarla muhabbet gösterisi içinde olmaz/olamaz. Çünkü hem Allah’tan yana olmak hem de O’nun düşmanlarıyla hemhal olmak, Mü’min tavrı değildir. Bu, olsa olsa münafıklık hastalığı olur.







