--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Düşünce Notlarım

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
6

Eğitimi laikleştirelim derken, eğitimi ahlaksızlaştırdık. Laikleştirme, aslında geleneksel değerlerden arındırma operasyonuydu. Bir eğitim sistemi, sistem denmeyi hak edebilmesi için değerlere yaslanmak zorundadır. Bizim eğitim sistemimiz kendi değerlerini inkâr etti, ikame değerler de tutmadı. Çünkü değer ‘ithal’ edilecek bir meta değildi ki ithal olunsun. Aslını inkâr eden haramzadedir. Haramzade bir eğitim, ‘eğitim-zede’ nesiller üretti. Değersiz, kimliksiz, kişiliksiz. 

Aynı şey siyaset, sanat, edebiyat alanlarında da oldu. Özetle ahlak, bu ülkede bir kesimin değil, her kesimin sorunudur. Ahlak, bu ülkenin ‘beka meselesi’dir.

Ahlakla zenginliğin bir arada olmayacağına inandıkları için ahlaksız bir ekonomimiz oldu. Parayı laikleştirelim derken, parayı ahlaksızlaştırdık. Bunun haramzade üreteceğini hesap edemedik. Haram para ile helal paraya aynı muamele yapıldı. Ondan sonra da hortumculuktan, rüşvetten, suiistimalden şikayet ettik.

Verilen sözler tutulsun, üstlenilen işler doğru yapılsın, kimse kimseyi incitmesin ve zarara uğratmasın, birbirimize sevgi-saygı gösterelim, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu yaşatalım, ‘inançlı-bilgili-düşünceli-duygulu’ insanlar olalım. İşte bir paragraflık özet.

İnsanı, hayatı anlayamadık. Bir şeyleri eksik bıraktık, eksik bıraktığımızı kabullenmek de nefsimize ağır geldi. Yabancılaşma, taklit; aslen nefsani tepkiler olup fikri değildir. İnanmalıyız ki insanı ve hayatı en iyi İslam anlatır. Yahut insan ve hayat, en iyi, İslam’ın ışığında anlaşılır. Bu, imanın fikri inkişafı ile ilgili bir durumdur. “İnandığımız gibi yaşayalım” diyoruz. Göremiyoruz ki; bu, düşünmeden olmaz. Biçimsellikle hayat tarzı belirlenmez. Kendi hayat tarzımızı, dünyanın yeni imtihanları ve şartları karşısında (fikri emeklerle) kuramadık da ondan.

Madde sahasındaki üstünlüğümüzün elimizde olan ve olmayan sebeplerle gerilemesi o kadar önemli değildi. Önemli olan, o gerilemenin bize ‘inanç-düşünce-hayatın’ (İslam’dan beslenen hayat tarzımızı) unutturmasıdır. Başkalarının hayat tarzına meclup ve meftun eylemesidir. İslam’ın bütünlüğünü bir şuur halinde daima zihninizde ve kalbinizde yaşatıp korumadıkça; ihmalin, önemsememenin bıraktığı boşluğu, sahte kutsallar doldurur.

Kur’an-ı Kerim’in hayatın kitabı olabilmesi için, Müslümanların, öncelikle ona yaklaşım tarzlarını gözden geçirmeleri ve durumlarını düzeltmeleri gerekiyor. Onu kültürün kutsal bir nesnesi olmaktan çıkarıp, tekrar hayatın kitabı haline getirmeleri icap ediyor. Kur’an’ı okurken sanki o doğrudan bize vahyolunuyormuş gibi düşünmemiz gerekiyor; onun öncelikli ve hatta tek muhatabı olarak kendimizi görmemiz düzelmemizin şartıdır. Kur’an’la doğrudan bize yönelmiş ilahî sesi duymamız halimizi gözden geçirmemiz, düzelmemizin adımlarıdır. Bilgi ile uygulamayı veya daha teknik bir ifadeyle iman ile ameli birbirinden ayırdık. İman-amel bütünlüğü parçalanınca; Kur’an-ı Kerim, hayat tarzımız olmaktan çıkarılıp vicdanlarda kalıp hayata müdahale etmeyen bir düşünce halini aldı.

İslâmî hakikatlere bağlı olduklarını söyleyenlere bakmalıyız. Onlar ne durumda? Kendimize bakmalıyız; ne durumdayız? İnsanı insan yapan, İMAN’dır. Yaradılışımızın hikmeti-sebebi budur. Şuur ve irade ile iman etmek insana mahsustur. Dünyanın sancısı, İslam’a, Kur’an’a yaklaşma ihtiyacının sancısıdır. Beşeri kültürünün her dalında meydana gelen tıkanmanın-kararmanın-soğumanın ve teknolojik oyuncaklarla idrakleri uyuşturmaya çalışmanın sebebi aynıdır. Unutmayalım, İslâm’sız hayat olmaz. Hayat İslam’dır çünkü…

Ümitlerimiz, sıkıntıların artmasına inat, daima canlıdır ve güçlenmektedir. Doğruların, iyilerin, faydalının, güzelin ortak paydası İslam’dır. İslam, ideal birleştiricidir. Ayakta ve hayatta tutucudur. Gayr-i şuuri olarak bile, İslam’dan alan faydasını görür. Bütün çirkinliklerine ve menfiliklerine rağmen, dünya bu sayede devam ediyor. İslami Hayat Görüşü’ne sahip miyiz, değil miyiz? Sahip değilsek, Müslümanlığımızda eksik bir taraf var demektir. Bu fark ihmal edilemez. Eğer İslami değilse, gittiğiniz ortama ve girdiğiniz topluma uymayınız. Gittiğiniz ortamı ve girdiğiniz toplumu kendi inançlarınıza uydurunuz. Gittiğiniz yere ortamınızı da beraberinizde götürünüz. Kendi değerlerinize göre bir çevre oluşturmazsanız birileri sizin adınıza, sizin değerlerinize taban tabana zıt bir çevre oluşturuverecektir. 

Allah Teala dini; “insanlığın dünyevi ve uhrevi saadeti” için göndermiştir. O dinin yaşanmasında örnek alınacak ilk şahsiyet, Peygamber Efendimizdir. Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bizler için “üsveyi hasene” güzel bir örnektir. İslam’ı yaşamak, onu hayatın bütünlüğü içinde yaşamaktır. Önemli olan, Allah Teâlâ tarafından Mü’minlere üsveyi hasene/örnek gösterilen, Allah Resulü’nü daha iyi tanımak ve hayatımıza rehber kılmaktır. İman ettiğini söyleyen hiç kimse Peygamber Efendimizin örnekliğini göz ardı edemez. Peygamberimizin “model olma” sünnetini sadece yaşadığı çağla sınırlandıramaz. 

Görevimiz: Rasulûllah Efendimizin bıraktığı risalet mirasını kirletmemek ve kirlettirmemektir. Onu örnek almak ve yaşamaktır. Ona olan imanımızın gereğini yapmak ve o yolu izlemektir. Allah’a güvenen, kendisine güvenilen, herkese güven veren olmamızı Rabbim bütün Müslümanlara nasip etsin. 

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle