Dijital dünyaya ahlak üflemek
Dijital dünyaya ahlak üflemek
Yaşar Değirmenci
Dijitalleşme, teknik bir dönüşümün ötesinde insanın hakikatle, bilgiyle ve birbirleriyle kurduğu ilişkinin yeniden yapılanmasını ifade etmektedir.
Dijital ortamda ortaya çıkan ahlaki sorunların insan merkezli olduğu kadar sistem merkezli de ele alınması gerekiyor. Bu yaklaşım, dijital vicdanı yalnızca bireysel niyetle sınırlı olmayan dijital ekosistemin bütününe yayılan bir ahlak/etik bilinç olarak konumlandırır.
Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı kavramı olarak “dijital vicdan”ı belirlemesi, çağdaş toplumların karşı karşıya olduğu etik, ahlaki ve manevi sorunlara dikkat çeken önemli bir göstergedir. Zira dijitalleşme, hayatın her alanını dönüştürürken, insanın ahlaki pusulası bu hız karşısında çoğu zaman yönünü şaşırmaktadır. Dijital vicdan; tam da bu noktada, teknolojiyle birlikte büyüyen sorumluluğu hatırlatan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital vicdan, dijital ahlak da sosyal hayatımızda yerini almalı.
Bugün artık yalnızca izleyen ya da okuyan değil; paylaşan, çoğaltan ve yönlendiren bireyleriz. Sosyal medya, her kullanıcıyı potansiyel bir yayıncıya dönüştürmüş durumda. Bir tuşla paylaşılan yalanlar, çoğu zaman vicdani muhasebe yapılmadan yayılmaktadır. Bu noktada dijital vicdan ve dijital ahlak; hakaret, linç, dezenformasyon ve manipülasyon karşısında kendini sorumlu hissetme bilincidir.
İletişim, dijital çağda büyük ölçüde aracılı (mediated) hale gelmiştir. Sosyal medya platformları, haber siteleri ve dijital ağlar; bireylerin hem bilgi üreticisi hem de bilgi yayıcısı olduğu bir iletişim ortamı oluşturmuştur. Bu durum, klasik iletişim ahlak ilkelerinin (doğruluk, nesnellik, zarar vermeme) dijital bağlamda yeniden değerlendirilmesini zorunlu hale getirmektedir. Ahlak pusulası dijitalleşme hızı karşısında yönünü şaşırdı. Rasyonel ve ahlaki temellere dayalı iletişimin demokratik toplumlar için vazgeçilmez hâle geldi/getirildi. Ancak dijital iletişim ortamları, duygusal tepkiyi ve hız faktörünü merkeze alınınca denge bozuldu.
Dijital vicdan, bu noktada bireyin iletişim eylemini yalnızca “ifade özgürlüğü” bağlamında değil; “ahlaki/etik sorumluluk” çerçevesinde de değerlendirmesini gerektirir. “Ahlak” kelimesi bile pek kullanılmayıp yerine “etik” kelimesi yerleşti yerleştirildi. Dindar, muhafazakâr olarak bilinen kitlede de ahlaki değerler kayboldu, hayatımıza yansımadı. Ahlaki örneklik olmayınca, insanımızca da yaşayan/yaşatılan, hayatımızda gösterilmeyince insanımız da dinden uzaklaştı. Aleyhte sözler yaygınlaştı. Dezenformasyon ve yanlış bilginin yayılması, teknik bir sorun olmanın ötesinde, doğrudan vicdani ve ahlaki bir mesele oldu. Herkesin bildiği vicdanı “Dijital vicdan” olarak kullanacağız artık. Bu bağlamda dijital vicdan, medya profesyonelleri kadar sıradan kullanıcıları da kapsayan bir ahlaki/etik bilinç halini alır.
Paylaşılan bir içeriğin doğruluğunu sorgulamamak, dijital ortamda pasif bir davranış gibi görünse de kamusal zarar üretme potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla dijital vicdan, dijital ahlak “bilgiye erişim hakkı” ile “bilgiyi sorumlu kullanma yükümlülüğü” arasındaki dengeyi kuran temel ilkedir. Günümüzde dijital vicdan tartışmaları, yalnızca insan davranışlarıyla sınırlı kalmayıp medya ile ilgili bütün sistemleri de kapsamaktadır. Avrupa Birliği Yapay Zekâ Etik Rehberi’nde vurgulanan “insan merkezli yapay zekâ”, “etik” ve “şeffaflık” gibi ilkeler, teknolojinin vicdani bir çerçeveye ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır. Bireylerin algılarını yönlendirme ve davranışlarını şekillendirme gücüne sahip bu güç, vicdani bir denetim mekanizmasıyla desteklenmediğinde dezenformasyon, dijital linç, nefret söylemi ve mahremiyet ihlallerini normalleştiren bir yapıya dönüşebilmektedir.
Dijital medya çağında en büyük meselelerden/sorunlardan biri de dezenformasyondur. Yanlış ya da çarpıtılmış bilgi, saniyeler içinde milyonlara ulaşabilmektedir. Üstelik bu yayılım, çoğu zaman kötü niyetten değil; dikkatsizlikten ve sorumsuzluktan beslenir. Ancak sonuç değişmez. Toplumsal güven zedelenir, insanlar hedef haline gelir, hakikat bulanıklaşır.
Bu noktada dijital vicdan; yalan üretenler kadar, yalanı sorgulamadan yayanları da kapsayan bir sorumluluk alanı oluşturur. İslâm’ın üzerinde hassasiyetle durduğu temel kavramlardan birisi “hak” kavramıdır. İslâm, bütün canlılara ait hakları tespit ve tarif edip sınırlarını belirledikten sonra her bir hak sahibine hakkının verilmesini emretmiş; hak ihlali anlamına gelecek her türlü davranışı da yasaklamıştır. Bu hakların başında kul hakkı gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ, insanı en güzel biçimde yarattığını ve onu mükerrem kıldığını bildirmektedir. (İsrâ, 17/70; Tîn, 95/4). Bundan dolayı İslâm’da ırkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini, konumu ne olursa olsun insanların hakları dikkate alınmış ve gözetilmiştir.
Peygamber Efendimiz veda hutbesinde: “Ey insanlar! Sizin canlarınız, mallarınız ırz ve namuslarınız, Rabbinize kavuşuncaya kadar dokunulmazdır” buyurmuştur. Kul haklarını ihlal eden kişinin ahirette hüsrana uğrayacağını haber vermiştir. Dolayısıyla İslâm’da kul haklarına riâyet, İslâm’ı anlama ve özümseme göstergelerinden olup dünya ve ahiret saadetine ulaştıran temel vesilelerden birisidir. İlahiyat alanındaki çalışmalarda kul hakkı, “insan onurunun dokunulmazlığı” ilkesiyle birlikte ele alınmaktadır. Kul hakkının dijital bağlamda en sık ihlal edildiği alanlardan biri, iftira ve gıybettir. Kur’an-ı Kerim’de gıybet, insan onuruna yönelik ağır bir saldırı olarak nitelendirilir.
İlahiyat literatüründe bu ayet, gıybetin yalnızca bireysel bir ahlak sorunu değil, toplumsal güveni tahrip eden bir fiil olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Dijital ortamda yapılan paylaşımlar gıybetin etkisini katbekat artırmakta; sınırlı bir çevrede kalması mümkün olan bir söz, milyonlara ulaşabilmektedir. Dijital ortamda ortaklık duygusuyla yapılan ihlaller, bu içsel denetim mekanizmasının zayıfladığını göstermektedir. Hayat tarzımızda unutmamamız gereken Hadis-i Şerif “Kişiye günah olarak, duyduğu her şeyi söylemesi yeter.” Özellikle dijital medyada bilgi paylaşımının ahlaki sınırlarını belirleyen temel bir çerçevedir. İftira, mahremiyet ihlali ve dijital linç gibi olgular, dini perspektiften bakıldığında doğrudan kul hakkı ve toplumsal vebal meselesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital vicdan, bu bağlamda; gıybet, iftira, kul hakkı ve mahremiyet ihlali gibi kavramların dijital ortamdaki karşılıklarını değerlendirmeyi; bireyi yalnızca “yasal olan” ile değil, “helal olan”, “adil olan” ve “kul hakkına riayet eden” davranışlara yönlendirir. Bu yapılırsa dijital vicdan; teknolojik çağda manevi sorumluluğun en güncel ve en hayati tezahürlerinden biri olur ahlak üflenirse.