--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ders ve ibretlerle dolu geçirdiğimiz deprem ve düşündürdükleri…

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
4

Elazığ’da deprem, akşam apansız yakaladı insanları. Bedenleri değil, asıl uyuşan idrakleri, uyuyan ruhları, mayışan şuurları uyandırmak ister gibiydi deprem; salladı, salladı. İnsanlar kaçtıkları, görmezden, bilmezden geldikleri, adını dahi hatırlamak istemedikleri ölümün can acıtıcı yönünü gördüler, ölümün soğuk soluğunu ense köklerinde hissettiler. Tabii felaket eşliğinde. Her olayın, sebepler dünyasında bir açıklaması vardır elbet. Çarpık yapılaşma, denetimsizlik, sorumsuzluk, müteahhit hataları vs. vs. Bunlar hep dar açıdan bakınca ilk etapta göze çarpan ikincil sebepler. Bu sebepleri fazla ciddiye alanlara, Japonya’da yaşanan depremleri hatırlatırım. O depremlerde; Japonlar en şiddetli depreme dahi dayanıklı iddiasıyla övündükleri binaların ve yolların karton kuleler gibi nasıl dürüldükçe dürüldüklerini, hallaç pamuğu gibi atıldıklarını hatırlatırım. Kendi güç ve tedbirine güvenip 9, 10 şiddetinde depreme dahi dayanıklı bina yapanların yaptıkları binaların acıklı durumunu görünce (hatalarından kaynaklandığından olduğunu, yaratıcı gücün müdahil olmasını unutmalarından intihar etmeleri gibi derslik ve ibretlik olayları) hiç unutamam. Tabi, olayların arkasında yatan metafizik gerekçeleri görmek istemeyen akl-ı evvellerin ona da bir gerekçe bulmakta gecikmemeleri hüzünle düşündürdü beni. 

İnsanımızın bu hale düşmesi/düşürülmesi. Kendi kutsalları/mukaddesleri yerine konan ‘izm’ler. Sekülerizm, Kemalizm, laiklik, demokrasi, uygarlık, Batıcılık, vs. 

Toplum sekülerleştikçe, manevî duyarlıkları aşınıyor, kanaatkârlık, fedakârlık, paylaşma, komşuluk, yardımseverlik gibi güzel hasletlerimiz kayboluyor. Böylelikle kanaatkârlığın yerini; çıkarcılığın, fedakârlığın yerini bencilliğin, paylaşmanın, komşuluğun, yardımseverliğin yerini bireyselleşmenin, ben-merkezciliğin, vurdumduymazlığın, duyarsızlaşmanın, merhametsizleşmenin alması kolaylaşıyor. Bizi bin küsur yıldır kardeş kılan, bizim bütün zorluklara topyekûn göğüs gerebilmemizi sağlayan değerlerimizi kaybetmeyelim/kaybettirmeyelim. Kaybedersek; ailenin, sosyal yapının ve değerlerle bezenmiş dokumuzun yıpranmasıyla sonuçlanır. Değerlerimiz, bu toplumun her türlü zorluğa göğüs gerebilmesini mümkün kılan ruhunu, ruh köklerini diri tutar. Maddî depremleri göğüslüyoruz ama manevî depremler daha fazla yıkıma yol açıyor. Bu yıkımda, rehavet, konfor, modernleşme uyuşmasından/uyuşturulmasından oluşuyor. Biz millet olarak bu ümmetin ve insanlığın manevî dinamikleri en güçlü toplumuz dünyada. Yaklaşık iki asırdır yaşadığı bütün o büyük göçlerin, hicretlerin, sürgünlerin, savaşların, siyasî dönüşümlerin, kültürel yıkımların yol açtığı meselelerin hepsini o güçlü manevî yapısı ile aşmayı başarabilmiş bir milletiz. Anlayıp idrak edip, algı operasyonlarına ve şer ittifakının aldatmalarına kanmayan/kandırılmayanlar için. Geniş bir ufukla bakanlar, olayların kabuğuyla yetinmezler; onu aşıp olayların özüne inerler. Orası, Allah’ın gösterdiği yerdir. O yerden bakınca, aklıma azgın Nuh Kavmi ve onları Allah’ın gazabıyla korkutan Nuh Peygamber geliyor. O kavim, (istisnalar dışında) peygamberleri Nuh’la dalga geçiyorlardı. Bir noktada Allah’ın gayretine dokunuyorlar ve iş bitiriliyor: “Ne zaman bizi kızdırdılar; öç aldık onlardan, topunu boğduk.” Lut Peygamberin azgın kavmi ve onların yaşadığı Sodom ve Gomore geliyor; onları kendi öz benliklerine ve Allah’a karşı saygılı olmaya çağıran, “Ey kavmim! Ey kavmim!” diye öğüt vermek için çırpınan Hz. Lut geliyor. Peygamberlerini dinlemeyen, öğüt ve ikazlarına dikkat etmeyip helak olan Ad Kavmi, Semud Kavmi, Hz. Musa geliyor. İşte bu peygamber Allah’a karşı nankörlükte direnen toplumu için, Rabbine şöyle yakarıyordu: “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak eder misin Allah’ım! Kaldı ki bu, yalnızca senin bir imtihanındır; Sen onunla dilediğini saptırır dilediğini doğru yola ulaştırırsın; Sensin bizim velimiz, bizi bağışla bize merhamet et. Zira Sen bağışlayanların en hayırlısısın.” (7:155) Elazığ’da, Malatya’da depremdeki ölü ve yaralı haberler, ailece dua etmemizi (kavli ve fiili) sağladı. Her ölüm haberiyle birlikte ben de ölümü hisseder/taşırım. Allah’ın gazabını üzerimize çeken içimizdeki beyinsizleri Allah’a havale ettim. Depremde hayatını kaybeden bütün müminlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyor, bütün ülke insanına da ‘geçmiş olsun!’ diyorum. Kendileri sebebiyle belalara maruz kaldığımız “içimizdeki beyinsizlere” de bilvesile akıl, idrak ve hidayet temenni ediyorum. Deprem (zelzele) tam bir kıyamet provasıdır. Kur’an-ı Kerim’de “O gün, kişi kaçar kardeşinden, annesinden ve babasından...” denilen günün. “Beşikteki bebelerin saçlarını ağartan” diye nitelendirilen gün. Nereye kaçmalı? Kime sığınmalı, dayanmalı, güvenmeli? Güveneceklerinizin de güvene muhtaç olduğu bir gün. Sığınacaklarınızın da sığınacak delik aradıkları bir gün. Kendilerini dayanak olarak lanse edenlerin dayanacak yer aradıkları gün. Kitap gibi dürülmüş binaları, çaresizlik içinde kıvranan insanları görüyorum. Elazığ depreminde insanlarımız acılarıyla baş başa bırakılmadı. Elhamdülillah. Hangi düşünce yapısında olursak olalım, şu hususu tebrik ve takdir etmeliyiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ilgili bakanlarımıza kadar yetkili herkesin depremin ilk saatlerinden itibaren deprem bölgesinde hâzır ve nâzır olmaları, hem son derece iyi organize edilen bir arama-kurtarma operasyonunun gerçekleştirilmesine, daha önemlisi de devlet yetkililerinin anında deprem bölgesine ulaşarak duruma vaziyet etmelerine, dolayısıyla devletle vatandaş arasında çok güzel, imrenilecek bir güven ve emniyet duygusunun oluşması sağlandı. İnsanî ve teknik yardımlar da bir araya gelince, devlet-millet kaynaşması ve bütünleşmesine ulaşıldı. Milletiyle beraber olmaları, cenaze ve yaralılar ile iç içe bulunmaları senelerdir insanımızın çektiği hasretti. Yardım ve hizmet edenler, insana hizmet etmenin âyet ve hadislerle amel etmenin güzelliklerini yaşadılar. Yaşatan Rabbimize hamdü senalar olsun. Bu salih amelleri de imkanı olanlar değil imanı olanlar yapmıştır. Maddî depremler ne kadar büyük olursa olsun, manevî yapımız çok güçlü olduğu için bütün yaraları çok kısa sürede sardık/sarıyoruz. Manevî yapımızı güçlendiremezsek, maddî depremlerin yıkamadığı toplumu manevî depremler yıkar. Bu hengâmede bunları hiç hatırımızdan çıkarmayalım. Çağdaş Türkiye’nin felaketini 28 Şubat’ta görmüş ve yaşamış bir kardeşiniz olarak; devletiyle, milletiyle verdikleri birlik, beraberlik mesajını görüyorum. İster istemez o sene olan depremi, hükümetin davranışlarını, İslami kimlik taşıyanların (vakıf, dernek, gönüllü kuruluşlar dahil) getirdikleri yardımlara el konulup onlara müsaade edilmeyip kendileri yapmış gibi gösterilmesini, vs. ibret ve dehşetle hatırlıyor bu ‘Elazığ Depremi’ndeki ‘İslâm ve insanlık kardeşliği’ni görüp kıyaslayınca hidayetten uzak olanlara dua ediyorum. Ders ve ibret nazarıyla; Türk Devleti’nin düşmanlarına uşaklık yapan medyanın “Allah” dememeye yeminli tuzu kuru haber merkezlerinin, insanların acılarıyla nasıl dalga geçtiklerini, Batı’nın emri için nasıl yarıştıklarını hep birlikte ibretle ve iğrenerek izliyor, kalpleri mühürlü olanların ne hallere düştüğünü, izahları ‘pozitivizm’le yapıp kendi değerlerinden nasipsizlerin Allah dememeye yeminli medyanın durumları. Bütün medya mensupları, arşivlerine tekrar tekrar bakıp bugün yapılanlarla önceki 1999 depreminde, musibetin sıcak saatlerinde ‘Devlet nerede?’ diyenleri, devleti yardım etsin diye çağıran çaresiz depremzedeler ile bugünleri mutlaka kıyas edip (peşin hükümlü olmadan) tebrik ve takdir etsinler. Devlet, olayın üzerinden günler geçtikten sonra gelmişti. İş yapmak için değil, iş yapanlara mani olmak için. O bölgede canla başla çalışıp depremzedelerin yaralarını sarmaya çalışan gönüllü yardım ekipleri, vakıflar, devletin kendilerine açtığı soğuk savaşa daha fazla dayanamayıp bölgeyi terk etmişlerdi. Şimdi bu insan türüyle bu medya depremden daha küçük musibet midir Allah aşkına? Batasıca Batı’nın devlet adamları bile “Elazığ için dua edelim” diye demeç veriyor. Vakıfları, gönüllü kültür teşekküllerini boğmaya kalkanlar, şimdi anlıyorlar mı bu ülkeye ne büyük kötülük yaptıklarını? Ahlaki davranışı Laisizm, Kemalizm gibi seküler ideolojiler değil, ancak din kazandırabilir. Gönül dostlarım, tevbe ve istiğfar etmenin tam zamanı. (Devam edeceğim İnşaallah…)

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle