--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ayasofya’nın cami olmasıyla düşen maskeler

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
3

Seksen altı yıl sonra Ayasofya aslına dönüyor, Müslüman cemaatine ve ezanına kavuşuyor. 

Ayasofya, ülkemizin gündemindeki önemini ve önceliğini yitirmedi hiçbir zaman. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bu zulme nihayet verip fethin sembolü Ayasofya’yı aslî fetih ruhuna kavuşmasını gerçekleştiren herkesten Allah razı olsun. 

Edilen dualar, akıtılan gözyaşları, çekilen çileler, hep açılmasının heyecanı duyup yaşayan/yaşatanları da unutmadık unutmayacağız. Ayasofya’nın aslına dönmesi uğrunda bir ömür mücadele vermiş bütün dâvâ adamlarına Allah’tan rahmet diliyorum. Ayasofya, kendisi aslına dönerken, yüzümüze gülen kötü niyetlilerin aslını da ortaya çıkardı, çıkarıyor, çıkaracak. Ayasofya, müzeye çevrildiğinde büyük bir hüzne bürünmüştü bu millet. Bugün Ayasofya hürriyetine kavuşuyor. 

Zincirlerinin kırıldığı, Ezan-ı Muhammedi’nin okunduğu bayram gününde bulunmama nasipsizliği içindekilere dikkat. Bunları Ayasofya, huzuruna kabul etmedi, etmeyecek! Bu bayram günü, siyasi bir mesele değil. Halkın, milletin, ümmetin, insanlığın meselesi! Açılmadığı müddetçe o lanet, üzerimizde olmaya devam edecekti. O lanet; rahmete, berekete, şefkate, merhamete dönüşüyor. Dönüşen mekân Elhamdülillah müze değil, Ayasofya Camii. O halde madem bu cami açılıyor, madem Fatih’in üzerimizdeki laneti kalkıyor, bu fırsat kaçmaz. Ayasofya’nın açılması, İstanbul’un yeniden fethi gibi büyük bir hâdisedir. Türkiye’nin kendine gelmesi, kimliğine, tarihine ve ruhuna sahip çıkması, zihnen özgürleşmesidir. Ayasofya’nın zincirlerinin kırılması, Türkiye’nin ruhunun kurtarılması manasına geliyor. 24 Temmuz 2020 Cuma, bu milletin istiklâl ve istikbal mücadelesinde bir kilometre taşıdır. Bugün tarihî bir gün olarak tarihe geçti. Bir bayram günü, bir vuslat günü. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi, Mescid-i Aksa’nın özgürlüğüne kavuşmasının da habercisidir. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ayasofya’nın camiye dönüşü demek olan ilk Cuma namazına katılmayacakmış. Niçin peki? Aynı gün Ayasofya’nın müze yapılışının kökü olan Lozan’ın yıl dönümü merasimlerine katılacakmış. Ayasofya camiye dönüşünün ilk günü kimlerin gerçek yüzünü ortaya koyuverdi görüyorsunuz. İmamoğlu’nun bu kararına en çok sevinen Batılılar ve Yunanlılar olmuş. İmamoğlu’nu göklere çıkarıyorlar. Ayasofya’nın açılışına katılamayacaklardan birisi de Kılıçdaroğlu. Onun gerekçesi biraz farklı, sağdan yaklaşıyor o. ‘İbadetler Allah içinmiş, kameralar önünde namaz kılmayı uygun bulmuyormuş.’ Konuşması, zavallılığının ifadesi! 

Namaza kamera için gitmiyorsun, seni çeken çeker. Zaten melekler dünyadaki amellerimizi çekiyor. Orada (mahşerde) herkesin huzurunda çekilen amellerimizin kaydını seyredeceğiz. Bu adamlara basit ilmihal dersi de vermek lazım. Söylediği bir farzın terkinin mazeretini, sadece CHP kabul eder. Zaten her bakımdan esir alınan, iradeleriyle hareket edemeyen Batı’nın uşaklığını yapanların ne işi var Ayasofya’da! Müze olarak kalsaydı ilk sıradaki yerlerini alırlardı. Katılsaydı şaşırırdık. Lozan Antlaşmasının yıl dönümlerinde hep o bildik içi boş hayali nutuklar atılır. Utanmadan, sıkılmadan, bir tarihçiye danışmadan… Zihin, fikir, kültür kirlenmesi, sokakların kirlenmesinden daha vahimdir. Bu kirli zihinle; kafa yapısına abdest aldırmadan hatta belki de kirli dünyalarına ‘gusül abdesti’ aldırmak lazım.  Ayasofya’ya nasıl girecekler? ‘Lozan tarihimizdeki en büyük zaferdir’ sözüne itiraz edenlerin resmen hapse atıldığı bir Türkiye’den bugün devletin başının ‘Zafer değil hezimettir’ diyebildiği bir Türkiye’ye gelmek için nice acılar çekildi. Ne sıkıntılara göğüs gerildi. Gözyaşlarıyla yıkandı hapishane hücreleri. Ama bir şekilde gelindi. Şimdi başta inkılap tarihçilerimiz olmak üzere artık Lozan konusunda konuşmaları ve millete hakikati söylemeleri gerekiyor. Lozan: İslâmî iddialarımızın terk edilmesidir. Zafer olarak sunulan Lozan, aslında büyük bir hezimettir. 

Lozan, Osmanlı’nın tasfiyesini hukuki belgeye bağlama anlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun tapu dağıtım törenidir. Lozan’la kendi medeniyetimizi, ruh köklerimizi inkâr eder hale geldik/getirildik. 24 Temmuz 1923’de imzaladığımız o hezimet belgesiyle, 24 Temmuz 2020’de kılacağımız iki bayramın gününün Cuma namazının kıyasını yazmaya satırlar yetmez. Gönül dünyası kurumayan, gönül haritasını (millet, ümmet, devlet şuurunu) kaybetmemiş insanımızın iç dünyasına havale edilir. Kalpleri mühürlü, gözleri ve kulakları perdeli olanlara neyi anlatacaksınız? Lozan, Türkiye’nin resmen Osmanlı’dan ve dolayısıyla İslâm kültüründen bağımsızlaşması, kopması ve Batı’ya bağımlı hâle gelmesinin bir başka adıdır. Fikri (zihni) yapıları işgale uğramış siyasilere de ayrı bir tarih dersi vermeden olmaz! Böyle zafer denilen hezimet ve rezilliğin toplantısına gitme tercihi; fethin sembolü olan Ayasofya Camiinde kılınacak Cuma namazına gitmeme mazereti olarak gösterilebilme hali bu yapıya ders vermeyi gerektiriyor. Yalanın, dolanın, bizi kendi bağlarımızdan koparmanın, mâzi/hal/istikbal köprüsünü bombalamanın ‘zafer günü’ olarak ilanı, muhafazakâr oyları alabilmek için tam bir şovmenlik yapan İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, muhalefet partisi CHP’nin Başkanının gelemeyişi, Ayasofya Camiinin ifşa ettiği suratların ortaya çıkmasını sağladı. İbret almak yeter!

Ayasofya’nın cami olması, hem Ayasofya’nın hem de bu toplumun ruhunun korumasının yegâne şartlarından biri ve ruhunu koruduğunun en önemli göstergesidir. Bu toplumun ruhunun, bu ülkenin bağımsızlığının, bütünlüğünün belki de en önemli sembolü Ayasofya’dır ve Ayasofya bunu, ‘kılıç hakkı’ olarak camiye (cuma camisine) çevrilmesine borçludur. Unutmayalım, unutturmayalım!

 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle