İslam düşmanı, kumarbaz Fyodor Mihayloviç Dostoyevski! Ateşin bol olsun
Bugün tarihin tozlu raflarını birer birer çevirirken aklıma Rusların en önemli roman yazarı ve dünyanın gıpta ile takip ettiği Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin eserleri takıldı radarıma…
Çocukluğunu sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçiren Dostoyevski daha sonra ise sayısız eseri ile dünyanın dikkatini çekecektir. Elbette ben burada Dostoyevski güzellemesi yapacak halim yok, benim takıldığım nokta ve sizlerin de dikkatine sunacağım konu azılı bir Türk düşmanı oluşu…
Sayısız eserinde Türkleri ve daha da ötesi Osmanlı’yı kötülemeye çalışan Rus yazar genelde kendi başına gelen konular hakkında kitap yazmayı adet edinmişti. Özellikle hayatını mahveden en önemli şeylerin kumar tutkusu ve borçları olduğunu deklare etmesinden sonra, “Kumarbaz” adlı eserini kaleme almıştı.
"Kumarbaz" eserinde belki de en anlamlı cümlesi ise Aleksy karakterinin mütemadiyen kumarı bırakmak üzerine kurduğu "Yarın, her şey bitecek, yarın!.." sözleridir.
İyi bir Rus milliyetçisi olduğunu her kitabında şahit oluyoruz hemen hemen ama gelin görün ki, Türk ve Müslüman imgeleri onun tüm eserlerinde kötülüğün işareti olarak gözükür.
En önemli eserleri arasında yer alan "Karamazov Kardeşler" eserinde Türkler hamile kadınları ve çocukları katleden, yağmacı, tecavüzcü bir iblis olarak resmedilir. Yine İstanbul’un Türkler tarafından ele geçirilmesini ise bir lanet niteliği taşıdığını okuyucularına duyurur.
Dostoyevski aynı zamanda, vatandaşı olan Lev Nikolayeviç Tolstoy’tan da nefret ettiği bilinir. Nedeni ise, Tolstoy’un gizli bir Müslüman olduğuna inanması… Öyle bir saplantıyla yaklaşmış ki, Türk ve Müslüman kavramlarına sayısız örneklere şahit olabiliyorsunz.
Çoğu yazar da Dostoyevski’nin iyi bir yazar olduğu konusunda hemfikir ama aynı zamanda Türk düşmanlığını da bir kenara bırakamamasını sert dillerle eleştirmişlerdir. Bunların başında da ünlü Avusturya-Macaristanlı roman ve aynı zamanda gazeteci olan Stephan Zweig geliyor…
Türk ve İslam karşıtlığıyla bilinen Dostoyevski’nin özellikle bu konuları hunharca işlediği eserleri ise, “Bir Yazarın Günlüğü, Ölü Bir Evden Hatıralar ve Karamazov Kardeşler adlı romanıdır.
Öyle ki kan donduran ifadelere yer verdiği; Karamazov Kardeşler’in "Baş Kaldırma" bölümünde (5. Kitap 4. Bölüm)
İvan Fydoroviç Moskova’da bir Bulgar’dan Türkler hakkında duyduklarını anlatır. "Bulgaristan’da Slavların başkaldıracağından korkan Türkler her tarafı yakıp yıkar ve kadınların zorla ırzına geçerler. Çocukları öldürür, suçluları kulaklarından tahta perdelere çivileyip sabaha kadar öyle bırakır ve sabah da asarlar. Hamile kadınların karınlarına hançerle vurarak anne karnındaki çocukları öldürürler, memedeki çocukları annelerinin gözünün önünde havaya atıp alttan süngülerler, çocukları biraz eğlendirip güldürürler ve çocuğun en sevinçli olduğu anda tabancayla öldürürler.”
Görüyorsunuz dimi, böyle saplantılı bir yorum ancak filmlerde olur diyeceksiniz ama bu yıllarca tüm kitabevlerinde yayınlarını rahatlıkla gördüğümüz Rus yazarın ağzından dökülen kelimeler işte... Böylesi bir ruh haliyle zaten daha farklı nasıl bakış açılarıyla eserler ortaya çıkarabilir ki doğrusu…
Dostoyevski öyle bir bunalım içerisine girmiş ki Türk ve İslam kelimeleri karşısında akıl almaz ifadelerle şu satırları da kaleme alıyor: “İstanbul bizim olmalıdır, evet İstanbul Ruslar tarafından fethedilecektir, Türklerden bize sonsuza dek geçecektir. Kısacası, sadece bize ait olmalıdır, sahip olduktan sonra biz bu kente Slavları ve sonra kimi istiyorsak onları sokacağız. İstanbul’a, Boğazlara ve körfezlere sadece Rusya sahip olacaktır. İstanbul’da bir ordu ve filo bulundurulacak, kaleler, tabyalar inşa edilecektir…"
Dedim ya, tarihin tozlu sayfalarındaki ince ayrıntılar aslında bize, kimi ve neyi çok ama çok iyi anlatır, önemli olan tarihin bu yorgun sayfalarını zahmete katlanarak karıştırmakla aslında daha neler neleri hafızalarımızda bulabiliriz aslında…
Neyse ki, gelecek yeni nesilimiz de bu tür yanlışları da iyi tahlil ederek doğru yolu bulacaklardır kuşkusuz…
Selam ve dua ile…