• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sefa Saygılı
Sefa Saygılı
TÜM YAZILARI

Cezaevleri dolup taşarken, ‘af’ çare midir?

06 Ağustos 2022
A


Sefa Saygılı İletişim: [email protected]

Avrupa’nın en büyük adliyesi olan İstanbul Adliyesi ve dünyanın en büyüğü olan İstanbul Anadolu Adliyesi övünülerek açılmıştı. Devasa büyüklükteki adliyeler yeterli gelmediğinden şimdi ek hizmet binaları açılmaya başlanmıştır. Aynı şekilde yeni cezaevleri yapılmaya ve törenle açılmaya devam etmektedir.

Şehrin en büyük binalarının, adliye ve hapishane binaları olması orada suçların yaygınlaştığını gösterir. Suç şehrinde yaşamak ise mümkün değildir. Canınız, malınız emniyette değildir. Maalesef ülkemizde gerek kötü yasalar ve uygulamaları gerekse ahlaki çöküntü suçları artırmaktadır. Neredeyse şehirlerimizin en görkemli yapıları adliye sarayları ve hapishane binaları olmuştur. 

Türkiye’de 384 cezaevi bulunmaktadır. Cezaevlerinin toplam kapasitesi 275.860 kişidir. Halen cezaevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklu sayısı ise 03.7.2022 tarihi itibariyle 322.129 kişidir. Bu sayıya pandemi ve diğer sebeplerle denetimli serbestlik kapsamında salıverilen 172.899 hükümlü ile adli para cezasını ödeyemeyip kamuya yararlı işlerde çalışan 23.225 kişi dahil değildir. Aynı nüfusa sahip Almanya’da toplam hükümlü/tutuklu sayısı sadece 59.056 kişi iken ülkemizdeki vahim durum, ceza hukukunun ve uygulamasının ciddi sorunlar taşıdığını göstermektedir.

Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2005 tarihinde Türkiye’de hükümlü/tutuklu sayısı 50.000 civarında iken 2022’de hükümlü/tutuklu, denetimli serbestlik uygulanan toplam kişi sayısının 495.000 kişiye ulaşması halkımızın suça meylettiğini göstermez. Sorun, yeni ceza kanunu ve uygulamasından kaynaklanmaktadır. Suç ve ceza siyasetinde amaçlanan; ıslah, caydırıcılık ve tekrar topluma kazandırma hususlarında başarı sağlanamamıştır.

Cezaların dengesiz ve orantısız artırılması, öfke ve kin duygularını körükleyerek kişileri suç makinesine çevirmektedir. Asıl olan uzlaşma ortamının sağlanmasıdır. Kişileri muhbir vatandaş haline getirmek, sürekli delilsiz/belgesiz şikâyete özendirmek toplum barışını bozacağı gibi suçların artmasına da sebebiyet verecektir. Ceza yasasında suçta ve cezada kanunilik ilkesi esnek tutulmuştur. Özellikle hakaret, tehdit ve yaralama suçlarında, suçların unsurları ve tanımı geniş yorumlanarak neredeyse her davranış suç kapsamına alınabilmektedir. 

Aile içi suçların nitelikli suç kapsamına alınması sebebiyle şikâyetten vazgeçme mümkün olamamaktadır. Tartışan kardeşler, eşler duruşma salonlarında şikâyetçi olmadıklarını söyleseler de kamu davası gereğince ceza mahkûmiyetleri verilmektedir. Birisinin kolundan tutmak/çekmek yaralama suçu kabul edilmektedir (TCK m.86). Şişko, kel, komünist demek hakaret suçu kabul edilmektedir (TCK m.125 gerekçesi). Hatta kişinin sahibi olduğu bağında, bağ çubuğunu kesmesi veya zarar vermesi halinde suçun nitelikli hali olan 6 yıla kadar ceza verilebilmektedir (TCK m152/c.). Fuhuş yapmayı ve kumar oynamayı suç olarak tanımlamayan kanun düzenleyiciler belirsiz/orantısız suç ve cezalar ihdas etmişlerdir.

Halen cezaevinde olan hükümlü/tutuklu ve denetimli serbestlik kapsamında olanların sayısı yaklaşık 500.000 kişiye ulaşmıştır. Ancak daha vahimi, yargı kararlarının kesinleşmesini veya infazını bekleyenlerin sayısı ise yaklaşık bir milyon civarında oluşudur. Ülkemizde derdest 25.000.000 civarında icra dosyası ve 10.000.000’a yaklaşan dava dosyası bulunmaktadır. Yargılamaların gecikmesi ise başlı başına başka bir sorun oluşturmaktadır. Halkımız, adil ve doğru yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne on binlerce bireysel başvuruda bulunmuştur.

Türkiye İstatistik Kurumu verileri, son 10 yılda suç patlamasının yaşandığını göstermektedir. Hırsızlık 7 kat, cinayet 6 kat, cinsel suçlar 10 kat, uyuşturucu 11 kat, yağma 11 kat, trafik suçları 15 kat artış göstermiştir. Cezaevine giren insan sayısı da 3,8 kat artmıştır. Bu veriler toplumun bozulduğunu gözler önüne sermektedir. 

2009 yılında cinayet suçu sayısı 1.514 iken bu sayı 6 kat artarak 9 bin 574’e, yaralamada ise 4,5 kat artarak 34 bin 987’ye çıkmıştır. Aralıklarla çıkarılan infaz affının veya genel affın, bu yasaların ve uygulama hatalarının karşısında çare ve çözüm olması mümkün değildir.

 Toplumlar, yasalara göre davranırlar. Suçların önlenmesi ve suçluların ıslahı adil ve doğru yasalarla mümkündür. Adil ve doğru yasalar olmadan adaletli yargılamadan da bahsedilemez.

Temel kanunlarımız olan Medeni Kanun ve Ceza Kanunu’nun bilge hukuk mimarları tarafından yeniden düzenlenmesi ile aile ve toplum huzur ve sükûna erer. Doğal hukuk kapsamında, inanç değerlerimize uygun, insanımızın kültür ve gelenekleri ile çatışmayan milli ve yerli yasalar yapılarak sağlıklı insan ve toplum hedefine ulaşılabilir. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

gülsüm yorgancı

Mükemmel bir yazı...

Ömer

Hiç lafı sağa sola çekmeye gerek yok . Hükümetimiz büyük hizmetler yaptı ama Ab ye gireceğiz Ab normları diye diye bize uymayan ceza ve af kanunları çıkarılmış Bırakın suçu önlemeyi adeta teşvik etmiştir . Çoğu zaman hırsızlık gasp , adam yaralayanlar ceza almamaktadır . Ceza caydırıcısı sert olmalı hapishaneler modern leşecek diye lüks otele döndürülmemeli . İdam mutlaka olmalı . Benim gönlüm islam hukuku uygulanmasında bakın cezaevleri nasıl boşalıyor . Ahlaki çöküntü önlenmeli . Rakamlar maalesef korkunç toplum nereye gidiyor nasıl bir müslüman ülkeyiz izahı yok
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23