Necip Fazıl Kısakürek davası zamanı ve yönetimi (1)

05 Haziran 2019 Çarşamba

Vefatının 36. yıl dönümü dolayısıyla Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i hem rahmet ve minnetle anıyor; ruhu şad, makamı cennet olsun, diyorum;  hem de özellikle bugün O’nu ve O’nun Davasını, 29 Mayıs Ruhu’nu da katarak, yeniden ama ciddi anlamda incelememiz gerektiğini düşünüyorum. Bu çerçevedeki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim. 

Osmanlı’nın yıkılıp, Genç Cumhuriyetin kuruluşuyla beraber, Osmanlıyla, İslam medeniyetiyle ve İslam’la, Milletimizin, bilimsel ve fonksiyonel bağları, bir bir kesilmeğe ve koparılmaya başlanmıştı. Çünkü gerek Osmanlının yıkılışının getirdiği sorunlar, gerekse I. Dünya Savaşı ve İstiklal savaşının oluşturduğu olumsuz ortamlar, İslam’ın yeniden öğrenilmesini, öğretilmesini ve medeniyet düzeyinde geliştirilmesini, olağanüstü düzeyde olumsuz olarak etkilemeğe başlamıştı. Ayrıca Genç Cumhuriyetin, Milletimizin bin yıllık tarihinden, inancından ve kültüründen kopuk olarak ve bambaşka bir zeminde kurulmağa başlanmasıyla gelişen süreçte, bu olumsuzluğu daha da artırmıştı. Millet, yeni kurduğu devletinden, tam da ‘yıkılışın ve büyük harplerin açtığı yaraların sarılmasını’ beklerken, bu olgu, kendi başına yeni ve daha onulmaz büyük yaralar açmıştı. Bunların ötesinde, o günkü yöneticilerin, daha 1920’li yıllardan itibaren Ülkeye, devlet eliyle egemen kılmaya çalıştıkları, milletin bakış, anlayış, kavrayış ve dünya görüşünden ayrı bir bakış açısı ve ideolojileri vardı. Bunun hedefi de, Milletin hafızasından bin yıllık tarihini, inancını ve dünya görüşünü silip, ‘yeni bir anlayış, bakış açısı ve ideoloji’ eliyle, ‘yeni bir toplum ve millet yaratmaktı’. 

İşte böyle bir ortamda Necip Fazıl Kısakürek, aristokrat bir ailede, bu zor dönemde 1904’te dünyaya geldi. Gençlik çağına girince, İslam dışı aristokrat çevrelerin dünyevi nimetlerini, doyasıya tatmaya hazır ve her türlü imkânı varken, O, tıpkı Allah Resulü (AS)’nün çok sevdiği sahabesi, Mus’ab b. Umeyr gibi, bunları elinin tersiyle itip ulvi bir davayı seçti ve O davanın yılmaz bir savunucusu oldu. O dava, İSLAM DAVASI’YDI.  

Necip Fazıl Kısakürek, ülkeye o gün için egemen kılınmaya çalışılan bakış açısını, anlayış, kavrayış ve ideolojiyi reddetmiş; onun yerine bir anlayış, bir bakış açısı, bir inanç ve dünya görüşü, bir yaşam biçimi, ülke ve dünya nizamı olarak İslam’ı benimsemişti. 1920’li yıllarda oluşturulan ve 1930’lu 40’lı yıllarda meyvesini vermeğe başlayan ortamlar, İslam’ı, açıktan, bir sistem ve bir dava olarak seçip savunmak şöyle dursun, bir kültürel birikim olarak gündeme getirmenin dahi en zor olduğu ortam ve yıllardır. İşte o ortam ve yıllarda Necip Fazıl Kısakürek, İslam adına ülkemizde açıktan ve yiğitçe mücadele başlatmış bir insandır. Eğitim-öğretim, bürokrasi, yönetim, iş dünyası, basın, yayın, entelektüel ve sosyal dünyada tam da geçmişle bugün arasındaki iplerin koptuğu ya da koparıldığı bir dönemde Necip Fazıl, bin bir türlü zorluklarla o bağları yeniden kurma ya da döşeme çalışması başlatmıştı. O, bu mücadeleyi, İslam’ı, bir nizam olarak anlamak ve anlatmak şöyle dursun, kültürel bir kırıntı halinde gündeme getirmeyi dahi yasaklayan kendi devlet yönetimimize karşı vermekteydi. 

Ancak Üstad, bu mücadeleyi yaparken asla kendi devletine karşı dikleşmedi, onunla kavga etmedi, ama sürekli dimdik durdu. Yiğitçe davasını savundu. Bunun karşılığında da bin bir türlü zorluklarla örülü, çilekeş ama onurlu bir hayat yaşadı. 

O dönemde ülkemizde ve İslam coğrafyasında değişik yöntemler uygulayarak mücadele eden Müslüman önderler de vardı. İslam coğrafyasında değişik yöntemlerle Ulvi davaya hizmet edenlerin birçokları ve izleyenleri, ya kendi Müslüman milletinin inancına, tarihine ve kültürüne aykırı olarak kurulmuş bulunan kendi devletleriyle doğrudan silahlı mücadeleye başvurdular, ya da ömürleri sürekli dikleşmek ve didişmekle geçti, ağır faturalar ödediler ama hedeflerine ulaşamadılar. Hâlâ da aynı sıkıntıları yaşamaktadırlar. 

Yarın devam edelim.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • TAKİTAKİ1 ay önce
    SAYIN MARANKİ SİZ BİR İLİM ADAMISINIZ ŞU KKK NE OLACAK KENELERDEN İNSANLAR ÖLÜYOR BİŞEYLER YAPALIM 10 YIL OLDU AŞIMI MAŞI YOKKEŞKE BATILIRA SÖYLESEYDİK ŞİMDİYE AŞI ÇOKTAN OLURDUBU İŞLERE BİR BAKSANIZ BAKIN BAKARA 205 AYETİNE ARAŞTIRALIM KANSER DEN HASTANELER İNİM İNİM İNLİYORBİR ÇÖZÜM BULMAYA ÇALIŞALIM ESKİDEN SİNEK İNSANLARI TÜRKİYEDE YİYORDU HEKTAŞ İLAÇ ŞİRKETİNE ALLAH RAZI OLSUN KOYUNLAR SOLUFANDAN ÖLÜYORDU ALLAH RAZI OLUN PFİYZER İLAÇ ŞİRKETİNE BOŞVERİN ESKİ OLAYLARI BİRAZ ŞU KENE OLAYINA GIDADAKİ SÜT TOZU NA BAKALIM ESKİDEN ABD Yİ ŞUÇLADIK SÜT TOZU DİYE ŞİMDİDE BÜTÜN ÜRÜNLERİMİZE KENDİMİZ KOYDUK BAK TORKUYA BİZ GARİBAN ANADOLU İNSANI KİM SAHİP ÇIKACAK SAHİPSİZ Mİ KALDIK BİLİM ADAMI YETİŞTİRİYORUZ BİR BAKIYRUZ KARMAKARIŞIK İŞLERE GİRMİŞ NECİP FAZIL ADAKMLARI DEHA İBDA C ÖRGÜTÜ YILLARCI İBDA C NİN İSRAİL İÇİN SURİYEYE AJANLIK YAPTIĞI SÖYLENİYORNURÇULUK HAREKETİ DİYE 15 TEMMUZ DA KENDİ POLİSLERİMİZİ ŞEHİT ETTİK 5.5 MİLYAR DOLARLIK ZARARNE BİÇİM İŞ İNSANLAR İSLAM DAN KAÇAR OLDU BİR SÜRÜ AJAN CUMHURBAŞKANIMIZA SALDIRI ALLAH KORUDU CUMHURBAŞKANI SAĞ DÖNDÜ LİBYANIN HALİNE BAK IRAKIN HALİNE BAK AFGANİSTAN YEMEN MISIR SUDAN SURİYE BİR SÜRÜ İŞ
  • Ahmet ÖzAhmet Öz1 ay önce
    ''Dikleşmeden dik durmak'' tabiri hiç yabancı gelmedi.Kişilerin ileri boyutta kutsanması,hiç mantıklı değildir.Ortaya konulan,sürekli sakız gibi çiğnenen bir İslam davası söylemi var.Yazınızda müşahhas hiç bir konuya rast gelmedim.1920'li yılları yerin dibine sokarken,ne gibi olumsuzluklar yaşandı,kimler hangi büyük yanlışları yaptı,memleketimize nasıl ve ne şekilde zarar verildi,bunun müşahhas açıklaması yok.Amaç Cumhuriyet anlayışını itibarsızlaştırmak ise,bunu en güzel şekilde ''Keşke yunan galip gelseydi'' anlayışı dile getiriyor.Mesele Arap harflerinden latin harflerine geçmek idiyse,bugünkü serbestlik kadar hiç bir devirde serbetlik,din özgürlüğü olmadı.Devletimizin kurucu iradesinin ortaya koyduğu devrimler teker teker etkisiz hale sokuldu.İmam hatip binaları konforlu hale geldi.Kur'an kurslarımız,vakıf ve derneklerimiz faaliyette.Hala 1920'li yılların öfkesi neden geçmiyor?Onların bu ülkeye kazandırdığı ve özelleştire özelleştire elde avuçta bir şey bırakmadığımız değerli varlıklarımızı harcarken bile 1920'li yıllardaki devlet erkanına kem söz etmeye insafımız ve vicdanımız nasıl el veriyor?Necip Fazıl'ın muhteşem şiirleri,edebi yönü her türlü takdirin çok üstündedir.Bir daha bu ülkeye Necip Fazıl gibi edipler zor gelir ama bir de bu dahi insanın,o günkü devlet büyükleri ile olan yazışmalarına bir bakın,isterim.Mücadele sözünüzün içini doldurmamışsınız yazınızda.Ne mücadelesi,neyin mücadelesi?İslam davası mı?Nedir İslam?Korunmaya muhtaç gaz lambasının fitilinin verdiği ışık mı?İslam akidesini siz kalbinize ve vicdanınıza naşşetmelisiniz ki,bir Hz.Ömer adaletini tesis edebilesiniz,bir Yunus Emre safiyeti ile yaşamalısınız ki,zerre menfaat olmadan hizmette kusur etmemelisiniz.Ömer Bey;Müslüman önderler bir hayli kabarık.Ama Müslüman ülkeler neden bu durumda çaresiz,emperyal ülkelerin kapısında bekliyor?Liderlerin müslüman ya da bir başka dinden olması esas olmamalı.Avrupa birliği ülkelerinin yönetim erki Müslüman değil,liderleri Müslüman değil ama çoğu insanımız,hele ki sığınmacı dostlarımız onların ülkelerine girebilme adına çoluk çocuğunu botlarla yolculuk esnasında denizlere kurban ediyor.İslam'ı savunmaktan,kendi yurttaşımızı emperyal ülkelerin kapısına muhtaç hale getirmişiz.İşte ben böyle İslam'ı savunma yöntemini hiç anlayamıyorum.
  • TAKİTAKİ1 ay önce
    ÖĞRETMENİM VERELİM TARİHÇİLERE ARAŞTIRSIN NE NECİP NE OLMUŞ YARĞILANDIYSANECİP FAZIL KİM OLSA OLSA BİR YAZAR SUÇ İŞLEMİŞTİR O ZAMAN Kİ YASALARDA YARGILANIR.HOCAM BAKIN MENDERESİ NECİPİBİR SÜRÜ ADAMI PEYGAMBER GİBİ KARŞIMIZA DİKİYORSUNUZ AMMAN ELEŞTİRME AMMAN SORGULAMA BOŞVERİN BUNLAR 1961 DARBESİ OLALI 60 SENE OLMUŞ İŞ TARİHÇİLERE KALMIŞ İLERİYE BAKMIYORUZ DA MENDERESLE YATTIK KALKTIK ÖLÜLERDEN MEDET UMMAK ÖLÜLERDEN SİYASET YAPMAK V.S. ÖNÜMÜZE BAKALIM GEÇEN NE GÜZEL YAZDINIZ BİYOLOJİK SİLAHLAR ÇAĞIN VE GELECEĞİN SİLAHLARI TRAVESTİLİK YAYILIYOR HOMOSEKSÜELİK YAYILIR SİZ BİR BİYOLOJİ BİLİNM ADAMI OLARAK BUNLARI YAZIN BAKIN ZENGİN BATILILAR FAKİR ÜLKELERDE BİRDEN FAZLA TAŞIYICI ANNE KİRALIYORLAR DÜŞÜNÜN 1 YILDA 1 İNSANIN BİRÇOK TAŞIYICI ANNEDEN OLAN ÇOCUKLARI BOŞVERİN ESKİ İŞLERİ DÖNÜP AYNI ŞEYLER BAKIN SAİDİ NURSUNUN ADAMLARINA YAZICILAR OKUYUCULAR DİYE BİRBİRİNE GİRMİŞ