Erdoğan’dan özür dilemek için hepsi sıraya girecek
Erdoğan’dan özür dilemek için hepsi sıraya girecek
MURAT ALAN
“Bugün kurduğunuz stratejiler sayesinde Türkiye’de sevdiklerim ve milletim savaştan uzak yaşayabiliyor. Bir Türk vatandaşı olarak içtenlikle teşekkür ediyorum. Allah razı olsun.”
Bu sözler, İnci Sözlük’ün kurucusu Serkan İnci’ye ait.
İnci, Erdoğan’a yıllarca muhalefet etmiş, hatta siyasi atmosfer nedeniyle Türkiye’den ayrılıp ABD’ye yerleşmiş bir isim.
Mesajında açıkça şunu söylüyor: “Sayın Cumhurbaşkanım, size yıllarca muhaliflik yaptım. Ama bugün kurduğunuz stratejiler sayesinde ailem güven içinde yaşıyor.”
Dışarı çıkan, dünyayı gören, büyük güçlerin nasıl hareket ettiğini yakından izleyen bazı muhalif isimler bugün bir gerçeği teslim ediyor..
Türkiye şu anda tarihin en tehlikeli jeopolitik yangınlarından birinin ortasında ama ateşten korunmuş durumda. Bu bir rastlantı değil. Bu, yıllardır ilmik ilmik örülen bir stratejinin sonucu.
Çünkü Ortadoğu kelimenin tam anlamıyla yanıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı saldırılarıyla başlayan süreç, kısa sürede bölgesel bir çatışmaya dönüştü.
İran’ın nükleer altyapısı, askeri üsleri ve komuta merkezleri hedef alındı.
Tahran’ın cevabı ise gecikmedi. Yüzlerce balistik füze ve drone, ABD’nin bölgedeki askeri üslerine yöneldi. Katar’daki üsler, Kuveyt’teki tesisler, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki askeri altyapılar, Bahreyn’deki Amerikan donanma varlığı… Bir gecede Ortadoğu’nun gökyüzü füze izleriyle doldu.
Doha’da patlamalar yaşandı. Dubai’de sirenler çaldı. Körfez’in gökdelenleri ilk kez gerçek bir savaş tehdidini bu kadar yakından hissetti. Enerji piyasaları sarsıldı.
Hürmüz Boğazı dünyanın en kritik kriz noktalarından biri haline geldi.
Bölge ekonomileri, turizm merkezleri ve sivil altyapılar ağır hasar aldı.
Kısacası Ortadoğu bir kez daha küresel bir güç savaşının sahnesine dönüşmüş durumda.
Ve bu ateş çemberinin tam ortasında bir ülke var ki…
Savaşın dışında kalmayı başardı Türkiye.
Ne füze sirenleri çalıyor. Ne şehirlerimiz hedefte. Ne de Türkiye bu savaşın tarafı haline gelmiş durumda.
Bu tabloyu anlamak için son yıllardaki dış politikaya bakmak gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kurduğu diplomatik denge, bugün Türkiye’yi adeta görünmez bir güvenlik çemberiyle koruyor.
Türkiye NATO üyesi. Ama Washington’ın her askeri hamlesine otomatik destek veren bir ülke değil.
Türkiye Batı ittifakının parçası. Ama kendi coğrafyasının gerçeklerini inkâr eden bir devlet de değil.
Erdoğan yönetimi yıllardır zor bir denge kurmaya çalışıyor.. Batı’yla entegrasyondan kopmuyor ama Batı adına Ortadoğu’da savaşın parçası haline de gelmiyor.
İran’la düşmanlaşmıyor ama İran eksenine de savrulmuyor.
İşte bu ince stratejik çizgi bugün Türkiye’yi ateşten uzak tutuyor.
Türkiye saldırıları desteklemedi ve savaşa da dahil olmadı.
Uluslararası hukukun ihlal edildiğini söyledi. Ama kapıları kapatmadı. Diplomasi kanallarını açık tuttu.
Erdoğan’ın ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yürüttüğü yoğun diplomasi sayesinde Türkiye bugün krizin tarafı değil, potansiyel arabulucularından biri olarak görülüyor.
Bu da Türkiye’yi hedef olmaktan çıkarıyor. Tabii sadece diplomasi değil Türkiye’yi ayakta tutan.
Caydırıcılık da bu denklemin kritik parçası.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’de oluşturduğu güvenlik kuşağı, Akdeniz’deki donanma varlığı ve Türkiye’nin gelişmiş hava savunma kapasitesi bölgedeki aktörlere net bir mesaj veriyor..
Türkiye kolay hedef değildir. Savaşa kimin lehine dahil olursa dengeyi o yönde değiştirir.
Hatay yönüne yönelen bir balistik füzenin NATO unsurlarınca düşürülmesi gibi olaylar da gösteriyor ki Türkiye bu tür risklere karşı hazırlıklı. Başkan Erdoğan’ın yıllardır söylediği bir cümle bugün çok daha anlamlı: “Caydırıcılığımızı sürekli artırmak zorundayız.”
Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor. Ya 2023 seçimlerinde Türkiye farklı bir siyasi rotaya girmiş olsaydı?
Altılı Masa iktidar olsaydı? Bu ittifakın dış politika vizyonu büyük ölçüde Batı merkezliydi.
Brüksel ve Washington’la ilişkileri “normale döndürme” vaadi üzerine kuruluydu.
Böylesi bir senaryoda Türkiye büyük ihtimalle ABD ve İsrail çizgisinde açık bir pozisyon almak zorunda kalacaktı. Üsler açılacaktı. Lojistik destek verilecekti. ABD-İsrail vahşetine siyasi meşruiyet sağlanacaktı.
Bunun anlamı ise çok açıktı.. Türkiye doğrudan hedef haline gelirdi.
İran’ın misillemeleri sadece Körfez’deki Amerikan üslerini değil, bu operasyonlara destek veren ülkeleri de kapsıyor. Türkiye bir anda savaşın tarafı haline gelebilirdi.
O zaman bugün konuştuğumuz tablo çok farklı olurdu.
Belki de her gün bir şehrimizde füze sireni duyulur hale gelirdi. Belki petrol fiyatları değil, Türkiye’nin güvenliği manşet olurdu. Belki de milyonlarca yeni mülteci dalgası kapımıza dayanmış olurdu.
Bugün Türkiye’nin savaşın dışında kalabilmiş olması bu yüzden sadece bir diplomasi başarısı değil.
Bir stratejik liderlik meselesidir.
Bu yüzden Serkan İnci gibi yıllarca muhalefet etmiş bir isim bile bugün çıkıp şunu söylüyor:
“Size muhaliflik yaptım ama bugün hakkınızı teslim etmek zorundayım.”
Ortadoğu yeniden yanıyor. Ve Türkiye şu an bu yangının ortasında ayakta duran nadir ülkelerden biri.
Bunun adı tesadüf değil. Bunun adı strateji. Bunun adı liderlik. Ve en önemlisi…
Bunun adı devleti yönetebilme kapasitesidir. Selametle..