• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Muhammed Şevket Gökşan
Muhammed Şevket Gökşan
TÜM YAZILARI

İnfakla Arınmak

12 Mayıs 2021


Muhammed Şevket Gökşan İletişim:

Mülkün yegane sahibi Allah’tır; (c.c.); yüce rabbimiz habib-i kibriyası efendimizin dili ile bizlere sahip olmaktan öteye şahit olmanın esas olduğunu öğretti. Bu münasebetle bugün yeryüzünün muhtaç olduğu güvenlik, kardeşlik, barış, merhamet, aslında biz müminlerin uhdesindedir. Her daim hatırlamalıyız ki infakın, ihsanın olmadığı yerde insanlık olmaz. Sadece çıkarlar konuşur ve vicdanlar susar, merhamet lâl olur.

İnfak açlarla açgözlüler arasındaki temel farkı belirler. İstifçi olmamak, israfçı olmamak, insaflı gönül sahibi olmanın biricik ölçüsüdür infak. Unutmamalıdır ki insan, düşkünlerin derdi ile dertlendikçe düşüklüklerden kurtulur ve ulvi bir makama yükselir. Yalnızların yaralarını sarmasına oranla ilahi yardıma mazhar olur.

Efendimiz (s.a.s.) “Her sabah gökten iki melek iner. Birisi: ‘İlahi! İnfak edene karşılığını ver’; diğeri ‘Allahım! Cimrilik edene de telef ver (malını yok et)’ diye dua eder.” buyurdular. (Riyazü’s-salihin 1/253) Mevlamız (c.c.) insan ile eşya arasındaki ilişkiyi değerlendirirken “Gerçekten insan, bencil ve hırslı olarak yaratıldı. Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğunda feryadı basar. İyilik dokunduğunda ise pinti kesilir (cimrilik eder).” (Mearic., 19-21) buyurarak insanın sahip olma güdüsündeki hırsına ve sahip olduğunda da nasıl cimrileştiğine işaret etmektedir.Diğer bir ayet-i celilesinde ise “Allah yolunda infak ediniz ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız. İyilik ediniz. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever” (Bakara 195) buyurarak bir nevi bu hastalık ve virüslerin tedavisinin ne ile ve nasıl olacağını bizlere haber vermektedir.

İnfak ameli/eylemi, yüreklerimizdeki ülfeti, ünsiyeti, merhameti, uhuvveti aşılayan bir aşıdır. Gönüllerde sevgi haleleri yeşerten bir tohumdur. Bununla beraber genel anlamda İslam medeniyetimize baktığımızda, vermeyi önceliyen bir duruşun öngörüldüğünü gözlemleriz. Bundan dolayı yaşadığımız dünyaya baktığımızda temelde iki toplum göze çarpar. Biri infak toplumu (yani İslam) diğeri israf (yani islam-dışı kalanların) toplumu.Birinde (islam-dışı olanlarda) şeytanın fakirlikle korkutması ve nefsin bencilliği öne çıkarken, diğerinde (İslam’da) ise imanın galebe çalması ve aşkınlığı öne çıkar. Aslında İslam medeniyetinde İnfak, kişinin kendi inisiyatifine bırakılmaktan öteye Allah’ın (c.c.) yoksullara verilmesini emrettiği bir pay olarak karşımızda durmaktadır. ‘Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.’ (Zariyat 19)

Yaşadığımız hayat ve beslendiğimiz kültür geçim telaşı, rızık korkusunu iliklerimize kadar işledi. Var olup olmaması belli olmayan yarınların endişesi asli sorumluklarımızı unutturdu. Makam hırsı, mülk edinme hırsı ve şehevi arzularımızın sınandığı sınavda debelenip durur olduk. Bunların bugün ayaklarımıza dolanırken yarın mahşerde de boynumuza dolanacağını rabbimiz haber vermekte. Bundan dolayı ilahi ikazla karşı karşıya kalmaktayız. Mevlamız bizleri o gün gelmeden uyarıyor: ‘Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.’ (Münafıkun, 10)

Bilmeliyiz ki yerdeki soframızı paylaşmadıkça gök sofralarından nasipdar olamayız. Yerdeki kapılarımızı fukaraya açmadıkça gök kapıları bize açılmaz. Gönlümüzün gözenekleri vermedikçe açılmaz. Birilerinin gözleri ellerimizdekinde oldukça elimizdekinin bizlere faydası olmaz.  Efendimiz (s.a.s.) ne güzel buyurdular “İnfak et ki infaka mazhar olasın!” Demek kii yerdekilere vermedikçe göktekiler bizlere verilmiyormuş.

Dünya ve ahiretimiz için durup bir nefis muhasebesi yapmaya mecburuz. Bizler eğer penceresine cam alamadığı için naylonlarla kışın kapatan gurebayı düşünmezsek, yırtık ayakkabısından su girmesin diye üzerine poşet geçiren anneyi/nineyi görmezsek, medresesine mektebine gidecek yol parası olmadığı için saatlerce yol yürüyen yalnız ama yağız delikanlıyı gözetmezsek, kim bilir hangi köşede belki arka sokağımızda veya diğer apartmanda ve köhne gecekonduda veya naylondan barakasında bir tas sıcak çorba bekleyen çaresiz ve biçare mazlumu Allah (c.c.) adına Allah’ın (c.c.) rızasını gözeterek görmez, düşünmezsek Allah’ın (c.c.) rahmet sofralarından nasıl nasipdar olmayı ümit edebiliriz.

Unutmamak gerek ki bugün yeryüzündeki sefaletin temel nedeni imkansızlık değil merhamet yoksunluğu ve yoksulluğudur. Unutmamak gerek ki “dünya ahiretin tarlasıdır” burada vermediğin mirasçılarının, verdiklerin ise senindir. Ayrıca “Sadaka, bir sadakat sınavıdır.” Allah’a (c.c.), resulüne, dinine sadakatin ölçüsü…

Tam da bu noktada rabbimizin şu uyarısına odaklanmaya mecburuz. “Size ne oluyor ki; Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah’ındır...” (Hadid, 10)

Düsturunu Kur’an-ı Hakim’den alan biz müminler biliriz ki zekat ve infak bir arınma ve paklanmadır.

Zira mevlamız “Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et.” (Tevbe 103) buyruğuyla açıkça zekatla kullarını temizlediğini haber vermektedir.

 Sadakat sınavımızın en önemli ayağı sadakalarımızdır. Tasadduktan mahrumiyet bir nevi bağlanmaktır. Zira Mevla (c.c.) “Elini boynuna asıp bağlama (cimri olma); büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalırsın.” (İsra, 29)

Efendimiz (s.a.s.) “İnfak eden kişi ile cimrilik eden kişinin misali, üzerinde demirden zırhlar bulunan ve elleri göğsüyle köprücük kemiklerine doğru sıkıştırılan iki kişi gibidir. Cömert her sadaka verdikçe zırhı genişler, o derecedeki parmak uçlarını bile kaplar, izini örter. Cimri bir sadaka vermek istediği zaman zırhı büzülür ve her halkası yerini alır” (Buhari)

Demek ki ihtiras zincirlerini kırmak için, malın tutsaklığından korunmak için mülkün esiri olmaktan kurtulmak için, infak etmek zorundayız. Bu da demektir ki bizler dünyaya sahip olacağız ama asla dünyanın bizlere sahip olmasına izin vermeyeceğiz. Dünyayı kullanacağız ama ona çullanmayacağız. Çünkü Peygamber-i zişan efendimizin ümmetine dönük korku ve endişesinin de bu olduğunu gözlemlemekteyiz. Efendimiz (s.a.s.) “Dünyanın sizden öncekilere serildiği gibi serilmesinden ve onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de dünyalık için yarışmanızdan, dünyanın onları helak ettiği gibi sizleri de helak etmesinden sizin adınıza korkuyorum” buyurur. Bunun yanı sıra dünyayı kullanmak yerine çullananlara hitaben “Altına kul olan, gümüşe kul olan, lükse kul olan kahrolsun.” (İbn-i Mace)

Bizleri daima şeytan ve şeytanilerin hilelerine karşı uyaran rabbimiz, şeytanın temel hilelerinden birinin bizleri fakirlikle korkutması olduğunu haber vermekte.

Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va’dediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Bakara, 268)

Haris el-Muhasibi talebesi Cüneyd-i Bağdadi’ye “Fahr, senin hiçbirşeye sahip olmaman değil, dünyalara sahip olsan da hiçbir şeyin sana sahip olmasına izin vermemendir.” demiştir. Demek ki servete sahip olmakla servete ait olmak bir değildir. Unutmamalıyız ki insanı insanın kurdu olmaktan kurtarıp insanın yurdu kılan şeyde infaktır.

Selam ve dua ile…

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Selami sami

Servete sahip olmak Servetin sana sahip olması çok güzel
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23