• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hasan Karakaya
Hasan Karakaya
TÜM YAZILARI

Diyarbakır’dan Bingöl’e bir yol gider, ama nasıl?

06 Ocak 2016
A


Hasan Karakaya İletişim: [email protected]

HASAN ABİ’NİN VEFATINA  İTHAFEN...

BEKLENEN VAKİT / 07.01.1995

 Önceki gün akşam, Uğur Dündar’ın “Arena”sını izlerken, Karabük savcısının sözleri dikkatimi çekti... 2 milyon lira borcunu ödeyemediği için hapsedilen 36 yaşındaki bir vatandaşın, geçirdiği kalp krizi üzerine getirildiği hastanede, yatağa kelepçe ile bağlanması ve burada çırpına çırpına can vermesi üzerine savcı şöyle diyordu:

“- Evet; kanunlar ve kurallar vardır... Ancak bunları uygulamak yine onları uygulayacak olan insanların inisiyatiflerine bırakılmıştır...”

Bu sözün yorumu şudur:

- Eğer yetkili makamdaki birisi, inisiyatifini kötü yolda kullanırsa, bu, insanlara zulüm olur, işkence olur... Hiç kimse, “potansiyel suçlu” olarak görülmemelidir!..

Teori ile uygulama, maalesef her zaman birbirine uymuyor... İnisiyatifi “Ben yaptım oldu” şeklinde kullanmak da, “Devlet-Millet kopukluğu”na yol açıyor....

İşte bir örnek:

Zihni Abbasoğlu; 21 Aralık günü Diyarbakır’dan Bingöl’e gitmek istedi... Ancak, Diyarbakır-Bingöl arasının 15 gündür “kapalı” olduğunu öğrendi... Hayır, kar ve tipiden değil... Yolların buzlanmasından da değil!..

Ya neden?

“Güvenlik” sebebiyle!.. Ama ne güvenlik!..

Zihni Abbasoğlu, önce Elazığ’a gittiklerini, oradan Bingöl’e ulaşabildiklerini, dönüşte de aynı güzergâhın takip edildiğini söylüyor...

Tabii olay bu kadar basit değil..

Diyarbakır-Elazığ-Bingöl güzergâhında en az 15 defa “arama”dan geçirilmişler...

Otobüsteki insan ve eşya sayısı her karakolda ayrı ayrı listelere geçirilmiş...

Diyelim ki bir torba “un” var yanınızda... Eğer 2 torba olursa, vay geldi başınıza... Hemen bitmez-tükenmez sorular başlıyor... Ve ilk soru:

- Ne o, PKK’ya mı taşıyorsun bunları?

İşte bu mantık, mantık değil... Devlet adına “yetki” kullanan kişi, eğer, 2 torba un taşıyana “potansiyel suçlu” olarak bakarsa, devlet “millet”i soğutur kendinden... Ve bir gün “millet”i bulamaz yanında...

Zaten PKK da aynı taktiği kullanmıyor mu?..

O halde?!?!..

İnisiyatif “millet” aleyhinde kullanılırsa, ortaya çıkacak tablonun adı “devlet terörü”nden başka birşey olmaz... 

Terör ise, önce kendi çocuklarını yer!..

Noel’in Türkçe versiyonu!

Geçen gün “Noel” ile ilgili yazım, birilerine çok fazla dokunmuş olmalı ki; kimi telefon etti, kimi tepkisini faksla bildirdi... Özetle diyorlardı ki;

“Biz o gece Noel’i değil, yılbaşını kutladık... Taksim Meydanı’nda İstiklâl Marşı bile söyledik!..”

Telefon edenlere gerekli cevabı verdim... Faks çekenlere de şunu söylemek istiyorum:

Evet; doğru Taksim Meydanı’nda İstiklâl Marşı bile söylediniz... Ama söyler misiniz; o an ayık mıydınız, sarhoş mu?.. Ağzınız şampanya mı kokuyordu, bira mı?..

İstiklâl Marşı’nın hemen ardından patlattığınız şampanyalar ve havalarda uçuşan bira kutulan neyin nesiydi?..

Diyorsunuz ki; “Biz yılbaşını kendimize uydurduk, Batı’ya özenmedik!..”

Sevsinler böyle kafayı!..

Tuborg ve Şampanya ne zaman “Türk”leşti?

Güldürmeyin insanı...

Yediğiniz halta kılıf bulmaya çalışıp da, komik duruma düşmeyin bari!..

Kafada noel şapkası, dilde İstiklâl Marşı, sol elde bira kutusu, sağ elde “Kurt” işareti!..

Demek “Türkçe Yılbaşı” da böyle oluyor!..

Yakışır doğrusu!.. Noel’e Türkçe versiyon!..

Kimbilir; belki, “Noel Baba”nın kızağını da “geyikler” değil, “kurtlar” çekmiştir!..

Neden olmasın?.. Bugün “At”larla, “Aslan”ların arabasını da “Bozkurt”lar yürütmüyor mu?..

Diyanet-Türkiyat!

Diyanet’le ilgili sanıyorum, 3-4 yazı yazdım bugüne kadar... Son ikisine maalesef bir cevap alamadım.

İnşaallah, bu yazıma bir cevap alırım.

Soruma geçmeden önce bir hatırlatmada bulunmak istiyorum...

Malûm, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından her ay bir dergi yayınlanır... Dergide Diyanet’in “etkinlikleri” anlatılır, bunun yanısıra “bilgilendirici-aydınlatıcı” yazılara da yer verilir. 

Dergi; çeşitli miktarlarda müftülüklere gönderilir, müftülükler de imamlara satar dergiyi...

Müftü ve imamların “resmi” olmasa da, “fiili” görevlerinden biri de bu dergileri satmak ve satın alınmasını sağlamaktır.

Şimdi de bir başka hatırlatmada bulunmak istiyorum:

İslâmiyet; “ırkların eşitliği” prensibini esas alır... Yani; hiçbir ırkın diğerine üstünlüğü yoktur... İnsanın insana üstünlüğü de ancak “takva” iledir.

İşte bu “hakikat”a rastlayamazsınız Diyanet dergilerinde...

Zannedersiniz ki, “dini” bir dergi değil, “ırki” bir dergidir elinizde tuttuğunuz.

Meselâ, geçen Aralık sayısı...

46. sayfasına bakıyoruz... Yazının başlığı: Türkiyem... Yazarı Muammer Yılmaz...

Baştan aşağı “ırki takıntı”lar!..

“Ulu Önderim” bile deniliyor da, herhalde “Türk” olmadığı için olsa gerek, “Peygamberimiz”den bahis yok. Geçiyoruz 50. sayfaya... Şerafeddin Özdemir’in yazısında da “İslâm Birliği” değil, “Türk Dil Birliği” teması işleniyor...

Bir an için, bu dergi “Diyanet” değil de, “Türkiyat” dergisi mi, diye geçiriyorum içimden...

Ama hayır... Derginin kapağında “Diyanet” yazıyor...

Sayın M.Nuri Yılmaz’a sormak istiyorum: Hayrola, nereye:

Kabe’ye mi, Ergenekon’a mı?..

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23