Türkiye’yi 7 bölgeye kim ayırdı?
Bugün Türkiye bölgelere ayrılmış olmasaydı ve birisi çıkıp “Türkiye’yi 7 bölgeye ayıracağız” deseydi kıyametler kopardı değil mi? Peki 1941’de niye kopmadı? Bu ayrımı yapan Prof. Besim Darkot kim?
Türkiye ilk kez bölgelere ayrıldığında kimse sesini çıkarmamış görünüyor. Peki, ülkeyi bölgelere ayırma kıstasları nelerdi? Sadece “iklim” özellikleri mi?
“Türkiye’yi yeni koşullara göre yeniden bölgelendirelim ve daha gelişmiş bir yapı sunalım” dersek ne gibi tepkiler veya destekler gelir? “1940’ların koşulları ile şimdikiler farklı” diyenler çıkacaktır, tamam da o zamanlar daha mı iyiydik?
Sivas’ın çeşitli ilçeleri farklı iklim özellikleri göstermesine rağmen niçin yek vücut kaldı? Sivas’ın kuzeyi Karadeniz, doğusu Doğu Anadolu, güneyi İç Anadolu bölgesinde kalıyor. Gümüşhane ve Bayburt Karadeniz Bölgesi’nde ama ismini aldıkları denize sınır değiller! Mesele iklim benzeşmesi mi?
Bölgeler için “ayrı bir idari yapılanma” da yok, sadece adları var! O vakit maksat neydi? Burnunuza kötü kokular gelmeye başladı mı?
Bölgeler iklime göre ayrıldıysa, bu bölgelerden bahsederken bizim aklımıza neden sadece iklim gelmiyor?
Bunları bir planın parçası olarak yazmıyoruz, sadece ülkeyi hem bölgelere ayırıp hem de “bölünme” paranoyası içine girenlerin tutarsızlığını ifade etmeye çalıştık. Allah’tan mani olmazsa Başkanlık Sistemi geldiği vakit “ayrı idari yapılanma” talepleri; daha doğrusu “korkusu” ortadan kalkacaktır!
“YEŞİLÇAM DENEN KÖTÜLÜK YUVASI”
Çoğumuzun aklına “Yeşilçam” denince Türkiye’nin Holywood’u gelir, biraz nostalji, duygusallık ve biraz komedi! Yersen tabi! 1970’lerden 1990’lara kadar tek kanala mahkûm Türkiye televizyonları toplum mühendisleri için vazgeçilmez bir alandı! Beyaz Perde sadece bir grubun elinde oyuncak gibiydi! İslam’ı karalamak ve milli uyanışı önlemek artık çok basitti ve onlar bunu yaptılar! Millete ihanet, masada kaybedilen zaferlerle başlayıp ekranlarda neticelendi!
Bizi güldürürken öldürdüler.
Bir yandan kahkaha atan toplum; bir yandan özünü, dinini ve milli olma şuurunu yitiriyordu. Bunu kavramlarımızı kirleterek yaptılar! “Işıl ışıl” diye propagandasını yaptıkları Yeşilçam, aslında içine parfüm sıkılıp ön tarafı renkli ışıklarla kapatılan bir şehrin çöplüğü gibi dayanılmaz kokularla doluydu! Burnu koku almayan bazı toplum fertleri, hiç farkına varmadan o cerahati ruhuna çekmişti!
Bir nesil böyle kirlendi.
Filmlerin isimlerine bakın, ne demek istediğimi anlarsınız: Filmin adı Neşeli Günler! Hani sakar pilot Vecihi var ya! Hani “annesiyle beraber nane likörü alkolü alan ve bunu keyifli bir durummuş gibi gösteren” film! Gelelim esas arka plana: Türkiye’de “Vecihi Hürkuş” yerli bir uçak yaptı, ama üretime izin verilmedi! Sonra bir “Türk Sineması”nda Vecihi karakteri sakar pilot olarak aşağılandı! Bizim sinema tarihimiz komedinin ardında millet düşmanlığı besliyor! İşte biz buna algı yönetimi ve toplum mühendisliği diyoruz!
“Şaban, Ramazan, Bayram” isimlerinin düştüğü haller; milli piyango özendirmeleri, başörtülülerin sadece temizlikçi ve hizmetçi olabilmesi; cinci, muskacı ve kadın düşkünü imam/hoca tiplemeleri, “Vurun Kahpeye” filmini çekip aslında İslam’a vurmaya çalışan kahpeler, “Şabaniye” diyerek ilk transseksüel sinema ve özendirme çalışmaları, filmin adını “Şekerpare” koyarak fuhuş yuvalarını “aile merkezi” gibi göstermeler!
İşte bunlar hep Yeşilçam!
Sizce temiz mi bunlar, yoksa birer toplum mühendisliği mi?
Bu adamların neredeyse hepsi millet düşmanı fakat çoğu kendine “ulusalcı” diyor, nasıl oluyorsa!