• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI

Yine aylardan Kasım…

09 Kasım 2022
A


Ayhan Demir İletişim: [email protected]

Kanaatim şu: Kayıplar, kazançlardan daha öğreticidir. Hüzünlerin birleştirici gücü yüksektir. Dünya görüşleri ve duruşları ne olursa olsun, acılar, husumeti engeller veya erteler. Ölümler, insanları bir araya getirir, toplumsal kaynaşmayı sağlar. Bu sebeple, Kasım ayının bizde ayrı bir yeri vardır, olmalıdır.

Evet… Yüzlerce kazâ (ilçe) ve onlarca sancak (vilayet) kaybettiğimiz, büyük bozgun: Balkan Savaşı.

Bulgar ordusunun Çatalca önlerine gelişi. 11-12 Kasım 1912. 

Çatalca Savunması esnasında şehit olan Alaiye Redif Taburu’nın acıklı hikâyesi. 17-18 Kasım 1912.

Telafisi imkânsız kayıplar, yıkımlar ve acılar. Yüreğimizi dağlayan Rumeli türküleri ve tüyler ürpertici kıyım hikâyeleri.

Bu uzun girişten sonra, Çatalca Savunma Hattı’nın hikâyesi ile devam edelim.

Yıl 1878. 

Terkos ve Büyükçekmece gölleri arasında yer alan yüksek alanlara, Alman istihkâmcı Von Bluhm tarafından, Çatalca Hattı tasarlanıyor.

Rus taarruzuna karşı, otuz beş kilometre mesafede bulunan İstanbul’u savunmak için.

Çatalca Hattı, bu tarihten itibaren, tren ve araç yolları, cephanelikler, telgraf ve telefon odaları, topçu tabyaları ile sürekli geliştirilir. Dünyanın en iyi savunma sistemlerinden biri inşa edilir.

Yıl 1912.  

Birinci Balkan Harbi’nde, Bulgar ordusu şaşılacak bir hızla, Çatalca önlerine gelir. İstanbul ile arada sadece bu savunma hattı vardır. Hattın geçilmesi halinde, milletimiz, büyük bir felaketle karşı karşıya kalacaktır. 

Hal böyle olunca: Çatalca Hattı, adeta, Balkan Harbi’nin Çanakkalesi olur.

Çamurlu yollarda yalınayak yürüyen köylüler, perişan haldeki askerler. Türk’ün dokunaklı geri çekilişi. Ardından, son bir gayretle, düşmanı saf dışı etmek için verilen mücadele. Şiddetli çarpışmalar, göğüs göğse muharebe.

Alaiye Redif Taburu, takviye birlik olarak Dağyenice mevkiine, İleri Tabya’ya gönderilir. Alaiye, adından anlaşılacağı gibi, Alanya demek. Redif ise yedek asker. Yani belli bir yaşın üstünde olanlar. Birçoğu askerliği unutmuş, çoluk çocuğa karışmış. Esnaf, çiftçi veya işçi.

Taburun toplam mevcudu yüz elli yedi. Uzun yoldan gelmiş, yeterli seviyede eğitim almamışlar. Gece olunca, büyük çoğunluğu, hiçbir savunma düzeni almadan siperde uykuya dalmış.

17 Kasım’daki taarruzda başarısız olan Bulgar birlikleri ise ertesi gün bir kez daha harekete geçerler. Sabaha karşı, mevzilerimize, bir baskın düzenlerler. 

Yüzlerce askerimiz, süngüyle şehit edilir. Alaiye Redif Taburu’nu oluşturan dört bölükten üçü de bunlar arasındadır. 

Siperlerden çıkmaya bile fırsat bulamazlar. Hava soğuk ve yağışlıdır. Üzerine bir de yorgunluk, açlık ve uyku.

Savunma hattı, beş yüz metre kadar yarılır. 87. Alay’ın sorumluluk sahasında olan, İleri Tabya ele geçirilir. Burası, Bulgarların savaş boyunca ulaştığı en uç noktadır. 

Savaşın kaderini değiştirebilecek bu gelişmeyi, ilk etapta, her iki taraf da fark edemez. Takviye gelmesi halinde, neler yaşanırdı, bilemiyoruz.

Sabah olunca, Üçüncü Kolordu Komutanı Mahmut Muhtar Paşa, kurmaylarıyla birlikte, savunma hattını teftişe çıkar. İleri Tabya önünde, mevzilerden, kendilerine ateş açılır. Paşa ve kurmay heyetinin yarısı yaralanır. At sırtında olduklarından, kılpayı esaretten kurtulurlar. 

Savunma hattının yarıldığı, bu esnada anlaşılır. Şehitlerimizin intikamını almak için karşı saldırı yapılır. Yoğun topçu ateşi ve karşı taarruzla, İleri Tabya geri alınır. Ancak intikam alınır ama saldırıyı gerçekleştiren askerlerimizin büyük bölümü de şehadet şerbeti içer. Ağır yaralanan Mahmut Muhtar Paşa da savaş dışı kalır.

Alaiye Şehitliği, işte tam bu mevkide kurulur. Burada sadece Alaiye Redif Taburu neferleri yatmıyor. Şehitlikte, 17-18 Kasım muharebeleri esnasında şehit olan, 664 askerimiz beraberce bulunuyor. 

Onlardan sadece bir tanesinin ismini verelim: Trabzon Gönüllüleri Reisi İzmirli Arap Hafız. Hem reis, hem İzmirli, hem de Arap... Galiba bizi en iyi bu komutanın ismi özetliyor, anlatıyor. 

Bir ilave daha: Çatalca savunması sırasında yaralanan askerlerimiz, tedavi için İstanbul’daki hastanelere gönderilmiştir. Tedavi esnasında iyileşemeyip vefat edenler, Edirnekapı Şehitliği’ne defnedilirler. (Bütün şehitlerimizin ruhlarına el-Fatiha.)

Çatalca Hattı’nın hikâyesi, burada bitmiyor. Devam ediyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın çıkacağının anlaşılması üzerine, bu sefer Alman istilasına karşı, aynı bölgede yeni bir hat inşa edilir. Beton koruganlar ve demir engeller. Dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’tan dolayı, bu hat, “Çakmak Hattı” olarak anılıyor. O günlerden kalan koruganlar ve makineli tüfek yuvaları, İkinci Dünya Savaşı’nın ülkemize yansımalarına bir örnektir. 

Artık toparlayalım.

Cumhuriyeti kuran tepe kadrodan herhangi birinin orada bulunmayışı, galiba, gündeme gelmesinin önündeki en büyük engel. Ancak hakikat değişmez. İstanbul’u düşman işgalinden kurtaran, iki büyük savunma vardır: Çatalca ve Çanakkale. 

Başlı başına bu bile, Çatalca Savunması’nın neye karşılık geldiğini anlamak ve ona sahip çıkmak için yeterlidir.

Dağyenice köyündeki Alaiye Şehitliği ise Balkan Harbi’nden bize kalan, en ağır emanetlerden bir tanesidir. 

Emanet, sadece bir kimseye teslim edilen mal ya da para demek değildir. Geçmişimiz de bizlere emanettir. Tarihine özen göstermeyen de, emaneti ihmal etmiş olur.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

İsmail Karakuş

Ayhan abi çok güzel bir yazı olmuş. Sayende bilmediğim bir şeyi daha öğrendim. Yazılarınızı artırsanız sevinirim.

Mehmet

En büyük kayıp Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatıdır. Mekânı cennet insan.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23