Liderlerin etrafına etten duvar örüyorlar

31 Ağustos 2019 Cumartesi

Değerli kardeşlerim bu yazımda sizlerle bir hatıramı paylaşmak istiyorum. Pek tabi “Senin hatırandan bize ne?” diye düşünen arkadaşlarımız olabilir. Ancak yazım sonuna kadar okunduğunda hemen hemen her meslek erbabının ve her kesimden insanların anlatacağım hatıranın bir türlüsü ile karşılaşmış olabileceklerini göreceklerdir.

Bildiğiniz gibi Kur’an-ı Kerim’i okumanın ve okutmanın yasak olduğu, Kur’an okuyanların ve okutanların zindanlara atıldığı, Ezan-ı Muhammedi’nin zorla Türkçe okutulduğu, nice ulemaya asılsız suçlar isnat edilerek idam edildiği bir dönemde Hz. Üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan (ks) Hazretleri; trenlerde, dolmuşlarda, taksilerde, Toroslar’ın tepelerinde, Çatalca’nın tepelerinde, şartlar biraz normale dönünce de Kısıklı’da, Topçular’da talebelerinden hiçbir ücret talep etmeden, fakir olan talebelerinin bütün masraflarını karşılayarak, harçlıklar vererek Kur’an-ı Azimüşşanı okutmuştur. Bu hizmetini bugün herkes teslim etmektedir. Her türlü sapık fikirlere ve İslam’a sonradan sokulan veya sokulmak istenen bütün bidatlarla, mezhepsizlik akımları ile mücadele ederek, talebelerine ehlisünnet akidesine uygun İslami ilimleri gece gündüz demeden büyük bir gayretle okutmuştur.

Hz. Üstazımız; talebelerini müezzin, kayyum, imam, Kur’an Kursu öğretmeni, vaiz, müftü ve fahri vaiz olabilmeleri için Diyanetin açtığı imtihanlara sokmuş, çok sayıda talebesi kendisi hayatta iken Diyanette çeşitli görevlerde bulunmuşlardır. (Halen hayatta olan Diyanetin çeşitli kademelerinde hizmet edip emekli olan talebeleri vardır.) Talebeleri mihraplardan, kürsülerden ve bizzat Kur’an-ı Kerim’i okutarak ümmeti Muhammed’e dini irşad için gayret gösterip, Lillah için çalışmışlardır. (Cenab-ı Hakk beka âlemine göçenlere rahmet, hayatta olanlara hayırlı ömürler ihsan eylesin.) Ancak şunu da üzülerek ifade etmeliyim ki son zamanlarda bu güzide cemaatin idare makamında olanların aldıkları siyasi kararlar, bebek katilleri ile sergiledikleri birliktelikler başta Süleyman Efendi Hazretlerini, onun birinci kuşak talebelerini olduğu gibi ülkemiz çapında, ülke dışındaki bütün imanlı gurbetçi kardeşlerimizi derin bir şekilde üzmüştür. Ömrünü sünnetin ihyası için vakfeden bir zatın bağlıları, idarecileri nasıl olur da Kur’an’ı yasaklayanlarla beraber olurlar? Büyük çapta sünnet ihmal edilmiş, İslami hizmetler yerine şirketleşmeler, holdingleşmeler ön plana çıkmış, yani ağırlığı maddiyata vermişler. Müslümanların kendilerine olan sevgileri azalmış, günümüzde ellerindeki yurtlar çok düşük kapasite ile çalışabilmekte… Buna mukabil ayeti kerime ve hadisi şerifler yerine hatimlerde “büyüğümüzün (!) sohbetleri” okunmakta. Bir nevi kişiye yönelik şartlanma, beyin yıkama ameliyesi yapılmakta. Akıl dışı kerametler uydurup sohbetler yapılmaktadır. Şu anki durum “Kim daha çok kurban topluyor, kim daha çok umreci buluyor, kim daha çok teberru yaparak idareciye para getirebiliyorsa en iyi ihvan o. En başarılı hoca veya idareci o.” Ölçü para… Ölçü madde… Ölçü şeriata uymasa bile büyüklerin(!) verdikleri emir ve talimatlara hiç ses çıkarmadan, yutkunmadan kabul etmektir. (Zaman zaman yaptığımız eleştiriler kesinlikle Hz. Üstazımız’ın yaptığı hizmetler, okuttuğu şer’i ilimlere, şu an bile yurtlarda okuyan günahsız minik kız ve erkek çocuklara karşı değildir. Eleştiri ve tenkitlerimiz bazı mahfillerin desteği ile teşkilatın başına oturtulan istisnalar hariç bu güzel hizmetleri mecrasından çıkartan, sünnetsizlik ve bidatlar peşinden koşarak holdingleşen idarecileredir.)

Üstazımız Süleyman Efendi (k.s) Hazretleri 1959 yılında beka âlemine göç edip, Hakk’ın rahmetine yürüyünce; damadı ve talebesi olan Kemal Kacar Bey hizmetlerin başına geçti. Merhum Kemal Bey yaklaşık kırk yıl ülkemizin içinde ve dışında Kur’an hizmetlerini tedvirle alakalanmıştır. Avrupa parlamento üyesi olan ve on iki eylülde Antalya’da bir müddet tutuklu kalan, cezaevinde yatan, bilahare beraat eden Kemal Bey ömrünü Kur’an hizmetleri ile tamamlamıştır. Haza bir beyefendi ve gerçekten bir “Ağabey” idi. Mekânı cennet olsun. Onun zamanında bu mübarek dava bu şekilde şeriattan uzaklaşmamış, Sünneti Resul’e ters düşmemiş, bugün olduğu gibi ezanı, Kur’an’ı yasaklayanlarla beraber siyasi birliktelik hiç olmamıştı. Kemal Bey’in zamanında baştan sona bidat, hurafe ve ehlisünnet karşıtları ile mücadele edilmiş, şimdiki gibi sünnetten uzaklaşan riyakârların hüküm sürdüğü bir dönem yaşanmamıştır. Geceli gündüzlü şeriatın ve sünnetin ihyası için gayret gösterilmeye çalışılmıştı. Vefatından sonra iç ve dış güçlerin etkisi ile Kemal Bey’in arkadaşları (İslam’a ve Kur’an’a çok büyük hizmetler eden nice hoca efendiler…) ne yazık ki bir bir tasfiye edildi. Bir örnek vermek gerekirse Avrupa’da Kur’an hizmetlerini hiç kimsenin olmadığı o zor şartlarda başlatan, yüzlerce cami açan ve tapularını alan ilim adamı emekli vaiz, yaşlı bir hocamız aldığı dört yüze yakın caminin hiçbirisinde cuma kılamıyor. Neymiş? Yasaklı imiş efendim. Bu nasıl bir din ve nasıl bir tasavvuf anlayışı? Varın gerisini siz hesap edin. (Samimi olarak inancım, Rabbimizin bir Molla Kasım gönderip bu istismarcıları mutlaka sığaya çekeceği ve bu güzel teşkilatın öyle veya böyle bu bidatçılardan kurtulacağı üzerinedir.)

Kemal Bey hayatta iken ben askerlik görevimi Niksar Askerlik Şubesinde Prs. Asteğmen olarak yapıyordum. On iki eylül ihtilali olduğunda ilçede benden başka rütbeli subay olmadığı için beni Niksar Garnizon Komutanı yaptılar. Sivilde iken yakın diyalog içinde olduğumuz merhum Kemal Bey ile on iki eylül döneminde (arandığı sıralarda) daha da yakınlaşmış olduk. Terhisimden sonra İstanbul’a döndüm. Bir bayram günü idi. Bayramlaşmak üzere Kısıklı’ya gittim. Hava biraz soğuk, etrafta parçalı kar vardı. Ziyarethane diye tabir edilen; Üstazımız Süleyman Efendi (ks) Hazretlerinin makamına gittim. Zamanla orada bir kısım birinci kuşak talebelerine gizlice Üstazımız dersler okutmuş, ziyarete gelen misafirlerini ağırlamıştı. (Tarihi hatırası ve manevi değeri olan küçük bir yer.) Oturup bir bardak çay içtikten sonra Kemal Bey bana: “Ali, ne ile geldin? Araban var mıdır, araba ile mi geldin?” diye sordu. “Var efendim. Arabamla geldim” dedim. Bir süre sonra Kemal Bey: “Siz oturun ben bir yere kadar ziyarete gidip geleceğim” dedi. O kadar insan arasında sadece bana ne ile geldin diye sorması benim dikkatimi çekti. Kemal abinin arkasından kalktım. Tam kapıdan çıkarken: “Efendim İstinye’ye mi gidiyorsunuz?” diye sordum. “Evet. Nereden bildin?” dedi. “Sorunuzdan içime öyle doğdu” dedim. (Zaman zaman İstanbul’da ve Anadolu’daki yurtları ziyarete giderdi. Haberli, habersiz…) Bana: “İçeri gir. İlyas Uzun’un kulağına söyle. O da gelsin” dedi. İçeri girdim. İlyas’ı çağırdım. Merhum Kemal abi arabasının önüne, İlyas’la ben arka tarafa oturduk. O zamanlar Kemal abinin şoförlüğünü “Hasan ......” yapıyordu. İstinye’ye giderken üstten Levent tarafından gittik. İstinye Kursu’nda bir müddet kaldılar. O tarihler kursta görev yapan hoca arkadaşlar; Mustafa Turan, Ali Rıza Uysal ve Şaban Öztürk’tü. Geriye dönerken sahilden döndük. Ortaköy’ün girişinde arabayı hafif sağa çektirip durdu. Ortaköy girişinde deniz kenarında ahşaptan Gazı Osman Paşa Ortaokulu vardı. Tarihi bir bina… Kemal Bey Ortaokulu orada okuduğunu bize anlattı. Numarası ise doksan dokuzdu. Okulda hocaları ona doksan dokuz Kemal diye hitap ederlermiş. O zamanlar liseye kayıt olabilmek için ortaokul bitirme imtihanı vardı. İmtihanlar oldukça zormuş. Hocaları Kemal Bey için bitirme imtihanını, doksan dokuz Kemal rahat kazanır derlermiş. Bir ara ben Kemal Bey’e: “Efendim izniniz olursa bir şey söylemek istiyorum” dedim. “Tabii buyur” dedi. “Efendim zatı âlinize bir meselemizden dolayı ulaşmak istesek bize asla imkân verilmezdi. Meşguldür, misafirleri var, toplantıdadır, şu an için görüşmeniz mümkün değil der ve bizim gibileri zatı âlinizle görüştürmezlerdi. Kaderin cilvesine bakınız ki şimdi biz sizinle beraber aynı arabada yolculuk ediyor, sohbet edebiliyoruz.” Bu sözlerim Kemal Bey’in çok hoşuna gitti. “Maalesef günümüzde siyasi liderlerin etrafına da etten bir duvar örüyorlar. Anadolu’dan bir vatandaş belki de borç para bularak Ankara’ya tuttuğu partinin liderini görmeye geliyor. Günlerce otellerde kalıyor. Liderin etrafında olanlar onu görüştürmüyorlar. Esasında fazla bir talebi yok. Sadece liderini görecek. Köyüne gittiği zaman liderimle görüştüm diye onu eşine, dostuna anlatacak. Aşkı, şevki ve bağlılığı biraz daha artacak. Ben sizin yaş büyüğünüz olmam itibarı ile sizin abiniz sayılırım. Sizden ayrı bir üstünlüğüm yoktur. Hizmetlerimizle alakalı tasarruf tamamen Hazreti Üstazımıza aittir. Sizin üzerinize bir üstünlüğüm, dokunmazlık halim yoktur. Bir siyasi lider de değilim. Anadolu’dan kalkıyor kardeşlerimiz İstanbul’a; Eyyub-el Ensari Hazretleri’ni, Fatih Sultan Mehmet Han’ı, Hazreti Üstazımızı ve diğer ziyaret mahallerini ziyarete geliyorlar. Bu arada Kemal abiye de bir selam verelim, onu da bir ziyaret edelim diyorlar. Aynen siyasi liderlerde olduğu gibi, etrafımızda çevrelenen, kendilerini vazifelendirilmiş gibi gösteren etten bir duvara dayanıyorlar. Ne kadar uğraşsalar da çeşitli bahaneler ileri sürülerek benimle görüştürülmeden kardeşlerimiz geri gönderiliyorlar. Uzun zaman benim bu durumdan haberim olmadı. Çok şükür şimdi meseleyi öğrendim. Görüşmek isteyenler kim olursa olsun, fakirliğine, zenginliğine,  gençliğine ve yaşlı oluşuna bakmadan imkânlarım ölçüsünde herkesle görüşmeye gayret ediyorum. Onun için de bakın sizler şu an yanımdasınız” dedi.

Sonuca gelelim. Değerli kardeşlerim, bir iş yeri düşünün. Yıllarca o iş yerinde çalışan bir işçi bir derdi için direkt genel müdürün huzuruna çıkabilir mi? Küçük bir belde belediye başkanını düşünün. Başkan seçilmeden önce normal bir insan… Başkan seçilir seçilmez, etrafını korumalar sarar. Dün rahatça görüşebildiğiniz bir arkadaşınızla bu kere etrafındaki etten oluşan duvarı aşmadan görüşemezsiniz. Buna dernek başkanlarını, vakıf başkanlarını, mesleki kurum ve kuruluşların başkanlarını, spor kulüpleri başkanlarını lütfen ekleyiniz. Direkt hangisi ile görüşmek mümkün? Hele hele din büyüklerini düşününüz, kanaat önderlerini düşününüz. Kimisinde iki enbiya kuvveti var(!). Aman Yarabbi! Onlarla bizzat görüşebilmek, varsa derdini, dileğini anlatmak hemen hemen imkânsızdır. Bunu derken ben hürmete layık insanlara hürmet edilmesin demiyorum. Hz. Ömer (R.A.) bir halife idi. (Emirul Müminin) Günün her saatinde her Müslüman onunla rahatlıkla görüşebilirdi… Günümüzde kendini “Emirul Mümin”(!) diye takdim edenlerle, haklarında sahte ve yalandan kerametler uydurulan istismarcı emirlerle, şeyhlerle görüşmeniz mümkün mü? Günümüzde her nasılsa büyüklerin, amirlerin, idarecilerin,  genel müdürlerin, başkanların, devlet ricalinin etrafında yer alanlar, onu candan seven sadece görüp bir selam verme, selam alma, şayet kanaat önderi ise duasını almak isteyen sevenlerini birileri ona asla yaklaştırmazlar. Biliyorsunuz bir ara trafikte çakar lambalı arabalardan nerede ise normal vatandaş adım atamayacaktı. Küçük bir memur veya devlet hizmetlisi kendini dev aynasında, herkesten üstün görüyor. Yol hakkı da onun… Yanına gidip bire bir görüşmek ne mümkün… İnsan yükseldikçe alçalmayı bilmeli, tevazu ehli olmalı, yaşlıyı, genci hatta hayvanları dahi sevmelidir. Unutulmamalı ki, makamlar gelir, geçer. Bugün oturduğun o milletin sandalyesine yarın bir başkası oturacaktır. Siyaset sahnesine gelince şurası da bir gerçektir ki isteyen vatandaş direkt belediye başkanı ile ilçe başkanı ile il başkanı veya genel başkan ile yahut kendi oyları ile seçtikleri milletvekilleri ile konuşabiliyor, görüşebiliyorlar mı? Ne gezer… Onların hepsi şimdi çok büyük adam(!). Kendini seçen, o makamlara taşıyan insanlara şimdi tepeden bakıyorlar, tanımıyorlar bile… Onlarla öyle gelişi güzel görüşmek elbette ki olmaz! Kazananlar kibre, gurura kapılmasın. Kaybedenler neden, niçin kaybettiklerinin sebeplerini iyi araştırıp analiz etsinler. Milletimizin terazisinin çok hassas olduğunu unutmayalım. Bu millet feraset sahibidir. Unutmaz ancak bir kenara not eder. Zamanı gelince de gereğini yapar. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Not: Meseleyi tam anlatabilmek için bu yazım biraz uzun oldu. Bütün arkadaşlarımdan özür diler, haklarını helal etmelerini isterim. İnşallah gelecek yazılarımı daha kısa yazmaya gayret göstereceğim. Hepinize gönül dolusu selamlar.

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • siyonist düşmanısiyonist düşmanı15 gün önce
    bu süleymancılara çok dikkat etmek lazım top totoş fetoşun dahada fazlalıkları var kendi çocuğumu bunlardan kurtardım herkesede tavsiye ederim
  • faiz ve dünyacılık belasıfaiz ve dünyacılık belası15 gün önce
    Acaba rumuzlu kardeş faiz meselesi ayette o şekilde geçmiyor ama daha feci şekilde geçiyor.Alahu telanın ve rasulunun harp açmış oduğu kimse...süleymancılar tabii ki direkt faize helal demezler.fakat kendilerine göre bazı yanlış fetvalardan dolayı türkiyede faiz alınabileğini söyleyenler varsa çok büyük günah çukuruna düşerler.ve maalesef siyasi tavırları yanlış yolda oldulkalrını gösteriyor.
  • Rasim DUMANRasim DUMAN15 gün önce
    Hocam ellerinize sağlık, çok güzel olmuş, sonuna kadar da okudum. Günümüzde üst makamlarda vâzife yapanların, normal vatandaşlar ile görüşebilmelerinin zor olmasının en büyük sebebi, "zaman" meselesidir ; bunu da dikkate almak lâzımdır. Devletin işleri ile ilgilenen bir insanın, "benimle görüşmeye beş dakika zaman ayırmadı" denilerek, defterden silinmesi, insâfa sığmaz. Devlet işlerini yapmak, aynı zamanda "hepimizle ilgilenildiği" mânâsına da gelir; burada meseleye ferâset, insâf ve adâlet nazarı ile bakmak lâzımdır. Tabii, kibir ve enâniyet sebebi ile, etrâfına bu sur'ları çekenler, kasdım dışındadır; onların tavırları da, elbette ki tâsdik ve tâsvip edilemez. Selâm ve dua ile.
  • SalihSalih15 gün önce
    Acaba rumuz mu kardeşim, nerede ne zaman kimden duyduğunu müşahhas olarak söylersen daha iyi olurdu, faiz NASile sabittir , HARAMDIR, nokta, müsait olduğunda kendi nefsinde sünneti seniyyeye hergün bir yenisi ni ekle bütün insanların uyduğunu göreceksiniz, inşaallah,S,A,V, Efendimiz (iz Nefseke Sümme İzzinâs) buyurmuştur,
  • Ali HocaAli Hoca15 gün önce
    İlk olarak yazınızı okudum ve çok doğru tespitler olduğunu gördüm.Allah sizden razı olsun.Bir arkadaşım var, sözünü ettiğiniz camiaya mensup.Son zamanlarda görüştüğümde öncekilerden 180 derece farklı ifedelerle konuşuyor.Ben de bir anlam veremedim.Yazinizi okuyunca taşların yerine oturduğunu gördüm.Rabbim bizi doğru yoldan ayırmasın inşallah.
  • AcabaAcaba15 gün önce
    Faize helal diyen bir topluluk nasıl olurdasünnetin ihyası için çalıştı diyebiliyorsunuz. Cenab-ı Hak faiz için en hafifi annesiyle zina etmiş gibi günaha girer demiştir. Yazıktır Ümmeti muhammedi kandırmayın.

Günün Özeti